Candan Karlıtekin: Pahalı enerji derdinin devası düşük enflasyon

Deva Partisi’nden Candan Karlıtekin, partisinin iktidar olması halinde enerjide izleyecekleri politikayı anlattı. Karlıtekin’e göre enerji fiyatlarını düşürebilmek için öncelikle enflasyonu yenmek gerekiyor.

YAYINLAMA
GÜNCELLEME

Mehmet KARA

‘Altılı Masa’ olarak bilinen siyasi ittifakın üyesi partilerle enerji politikalarını konuştuğumuz serinin üçüncüsünde konuğumuz Deva Partisi Tarım, Enerji ve Ulaştırma Politikaları Başkanı Candan Karlıtekin... Partisinin enerjiyle ilgili ‘Eylem Planı’nı Eylül ayı sonunda paylaşacaklarını belirten Karlıtekin, sürprizi bozulmasın diye tüm ayrıntıları paylaşmasa da DÜNYA’ya pek çok ipucu verdi.

■ Türkiye’nin enerjideki en önemli problemi nedir?

Türkiye’de enerji insanların alım gücüne göre pahalı. Bunun çeşitli sebepleri var. Ama önce şöyle söyleyeyim: Türkiye enerjide aşrı derecede dışa bağımlı. Özellikle döviz tüketen kalemlerden en önemli kalem Türkiye’nin enerjiye yaptığı ödemeler. Petrol, doğalgaz ve kömür bunların başında geliyor. Bu yüzden dünyadaki emtia fiyatlarının artmasıyla ve Türkiye’de dövizin yükselmesiyle son derece pahalı hale gelen bir enerji kalemi söz konusu...

■ Enerjide düşük fiyat ve bağımsızlık için ne yapılmalı?

Tek başına enerji fiyatlarını düşürmek mümkün değil. Çünkü bir makroekonomik akvaryumda yaşıyoruz. Genel hayat pahalılığı, Türkiye’deki bütçe açıkları ve dış ödemeler dengesindeki bizim eksikliklerimiz, döviz açığımız… İçeride yanlış para politikaları, yanlış mali politikaların neticesi olarak da hayat pahalılığı bütün yurdun üstüne çöküyor. Bu devam ettiği müddetçe enerjiyi tekil olarak alıp da ucuzlatamazsınız.

■ Nasıl ucuzlatacağız öyleyse?

Önce enflasyonu sıfırlamak lazım. Türkiye’de enflasyon gerçekten hafife alınıyor. Bütün işleyişin içine çomak sokan bir hadisedir enflasyon. Nedeni de biliniyor, enflasyon kamudaki aşırı savurganlık ve harcamaların çürük kaynaklarla, yani para basılarak karşılanmasından doğuyor.

■ Herkes yenilenebilir kaynaklara yöneliyor…

Güneş ve rüzgâr enerjisiyle ilgili yatırımlarımız belli bir başarıyla bugünlere geldi. Daha kullanılabilecek ciddi bir rüzgar ve güneş potansiyeli de var. Fakat bunlar güneş varsa ya da rüzgâr eserse enerji verebiliyor… Bu çerçevede baz yük dediğimiz 7/24 emre amade birincil kaynakların belli bir oranda olması gerekiyor.

■ Halen kömür, gaz ve hidroelektrik ana kaynaklar zaten

Ama şimdi burada sorunumuz var bizim: Güneydoğuda bir iki yer dışında yeni ve büyük hidroelektrik santraller yapacak potansiyelimiz kalmamış. Kömürden çıkma konuşulurken yeni kömür santralleri yapılması söz konusu değil. İthal kömüre bağlı santrallerin üretimi şu anda bile fizibıl değil. Ama o santrallere emre amadelik çerçevesinde hazır kapasite sundukları için bir ödeme yapılıyor hiçbir üretim olmadan. Pik dediğimiz o en üst düzeydeki enerji ihtiyacını karşılamada naçar kalırsak onlar devreye girecek. Ama üretim yapmasalar da onlara bir bedel ödeniyor. Yani bütün bu tablo çerçevesinde Türkiye açıkçası enerjide çok ciddi bir sıkışma yaşıyor.

■ Nükleer enerji projeleri?

Bu sıkışma ortamında Türkiye elektriğinin yüzde 10’unu üretme kapasitesiyle devreye girmesi Türkiye’nin elini ciddi oranda rahatlatabilecek bir fırsat sunuyor. Nükleer enerjinin sıkıntıları, efendim nükleer atıkların riskleri, nükleer atıkların depolanması bu sorunlar aynen orada duruyor tabii. Ama sonuç itibariyle Akkuyu NGS de şunu engellemiyor: Yine dışa bağımlıyız. Teknoloji bize ait değil. Yine Amerikan doları üzerinden üretilen enerjiyi satın alacağız. Yani Türkiye’nin döviz harcamasına da engel olmuyor. Ama Avrupa Parlamentosu bunu yeşil enerji olarak tasnif etti.

■ Enerji özelleştirmelerini de pahalılığın nedeni sayanlar var, ne dersiniz?

Bu sadece Türkiye’ye özgü bir sorun değil. Avrupa’da son bir buçuk yılda aynı sorunlar ortaya çıktı. Enerji fiyatlarındaki patlama sonrası kamunun yeniden devreye girmesi, özelleştirme adımlarının yavaşlatılması ve hatta bir takım özelleştirme adımlarının geri alınması bu tartışmaları beraberinde getirdi.

■ Kamulaştırma gündeme gelebilir mi?

Ben geçmişte dağıtım şirketlerini inceledim. Bu şirketlerin her şeyini, kâr marjına kadar devlet belirliyor. Yapacakları yatırımlar da formüllere bağlanmış. Ama uygulamasında takip yok. İşte Türkiye’nin sorunu bu. Enerji mevzuatına bakıyorum, her şey dört dörtlük yazılmış, çizilmiş. Ama hakkıyla uygulanmasına geldiğimiz zaman işte orada dananın kuyruğu kopuyor.

■ Ne yapmalı?

Bir kere ‘doğal tekel’ olan şeylerde özelleştirmenin ne kadar doğru olduğu üzerine bir soru işareti koyalım. Çünkü devlet, özel sektörün gücünden, verimli çalışmasından istifade etmeli. Ama bu çalışmayı da düzenlemeli. Daha doğrusu düzenliyor da bu düzenlemeler çerçevesinde çalıştığını da teminat altına almalı. Bir başka büyük problem, iletim hatlarıyla alakalı. Enerjiyi ürettiğimiz yerlerle, tükettiğimiz yerler, bölgeler ağırlık merkezleri itibariyle birbirine uzak. Mesela 4800 MW kapasiteli Akkuyu NGS Mersin’de, ana tüketim merkezleri ise İstanbul, Ankara, Antalya. Şimdi bu enerjiyi taşımak zorundasınız. Başlı başına bu bile ciddi bir sorun.

■ Mevzuatta eksiklik, değişiklik ihtiyacı?

Geçmiş tecrübelerden ders alarak bu mevzuatın güncellenmesi lazım. Çünkü ilk yapıldığı zaman sahaya inilmeden belki dış alemdeki tecrübelerden kaynaklı güzel bir sistem tasarlanmış olabilir. Ama zamanla uygulama sahaya çıktığınız zaman tam olarak örtüşmeyebilir. Yani mevzuat regülasyonu açısından sistemi A’dan Z’ye güncellememiz gerekiyor.

■ Dört gemilik derin deniz sondaj filosu oluşturmak ne derece ekonomik?

Bizim insanlarımız “eser siyaseti”- ne bayılıyor. Şimdi Çanakkale Köprüsü’ne ne diyeceksiniz? Kötü olmuş diyemezsiniz, bir mühendislik harikası. Evet, işlerinizi de kolaylaştırıyor. Sorun şu: Bunu kaça mal ediyorsunuz ve yatırımda öncelik sırası bunda mıydı? Şimdi kaynaklarımızı önceliklerimiz çerçevesinde akılcı bir şekilde kullanmamız lazım. Sondaj gemilerine gelirsek, Türkiye’nin kendi hükümranlık alanında petrolmüş, doğalgazmış varsa bunları araştırmak, bulmak ve ekonomik şartlarda çıkarabilmek son derece önemli. Keşke olsa. Yani kim (gaz denizi üzerinde yüzüyoruz da bunu çıkarmayalım) der ki? Önemli olan çıkarma maliyetiniz. 10 lira harcarsınız ama çıkardığınız şey 5 liraya satılır. Böyle bir durum olmaz inşallah. Çünkü sırf şan olsun diye maliyeti 10 lira olan şeyi çıkarıp da 5 liralık kazanç elde ediyorsanız 5 liralık zarar enflasyon olarak bize döner. Hepimizin satın alma gücünde erime ile sonuçlanır.

■ Dışa bağımlılık varken salt ticari bir kâr-zarar hesabı yapmak doğru mu?

Şu anda çıkarması pahalı olabilir. Ama teknoloji gelişir, yeni birtakım yöntemlerle bu maliyet düşürülür. İlla ki bizim bütün zenginliğimizi, potansiyelimizi tespit etmemiz lazım, bunda hiç şüphe yok. Teknoloji gelişiyor, enerji konusunda inanılmaz yeni gelişmeler var. Küçük ölçekli nükleer reaktörlerin geliştirilmesi, yerin bilmem kaç metre altında sondaj yapma ve pil teknolojisi dünya bunlara kafa yoruyor: Muhakkak bu teknolojiler geliştirilecek. Biz potansiyelimizin farkında olacağız. Bazen ilk yatırım maliyeti hemen çıkmayabilir. Buna katlanacağız ve zaman içerisinde de inşallah uygun şartlarda bunlardan istifade etme imkanı buluruz.