Otomobil alış-satışı ortadan kalkacak

Enerjisa’nın iştiraki Eşarj’ın Genel Müdürü Cem Bahar, elektrikli araçların fosil yakıtlı araçların yerini almakla kalmayıp, getireceği paylaşım modeliyle otomobil almayı ve satmayı cazip olmaktan çıkaracağını söyledi.

YAYINLAMA
GÜNCELLEME

Mehmet KARA

Dünyada olduğu gibi Türkiye’de de elektrikli araçlara ilgi giderek artıyor. Bunda enerji avantajının yanı sıra tüketicinin teknolojiye merakı da etkili. Tahminler, elektrikli araçların sadece konvansiyonel araçların yerini almakla kalmayacağını, beraberinde daha pek çok değişikliği de getireceğini söylüyor. Enerjisa bünyesindeki, elektrikli araçlar şarj istasyonları ağı şirketi Eşarj’ın genel müdürü Cem Bahar, sorularımızı cevapladı.

Eşarj’ın hikayesini kısaca anlatır mısınız?

Biz 2008 yılında kurulduk. Amacımız halka açık alanlara şarj istasyonları kurup bunu bir ağ şeklinde Türkiye’ye yaymak, elektrikli araç kullanıcılarının bundan faydalanmasını sağlamak. Elektrikli araçların yaygınlaşmasının önündeki en önemli engellerden biri, şarj alt yapısının yetersizliğiydi ve biz bu sorunu çözmek amacıyla faaliyete geçtik. Kuruluşumuzdan bugüne sektör çok hızlı gelişmedi. Ancak giderek daha fazla aracın trafiğe çıkmasıyla önü açılmaya başladı. Nisan 2018 itibarıyla çoğunluk hissemiz Enerjisa Enerji tarafından satın alındı. Şimdi faaliyetlerimizi 2030’a kadar yetecek şekilde bir stratejik önem sıralamasına koyduk ve yolumuza devam ediyoruz.

Şu anda kaç şarj istasyonu var?

Şu anda pazar lideri konumundayız. 300’e yakın şarj istasyonumuz var. Her sene bunu hızlı bir şekilde arttırıyoruz. Hızlı şarj istasyonlarıyla da bunu desteklemeye çalışıyoruz. İstasyonları özellikle insanların çok vakit geçirdikleri alanlara koymaya çalışıyoruz ki insanlar şarj işlemi sırasında başka ihtiyaçlarını da giderebilsinler. Şu anda Türkiye’de her iki elektrikli araca bir şarj istasyonu düşüyor. Bu Avrupa Birliği ortalamasından çok çok iyi bir rakam. Genel bir algı var, şarj istasyonu sayısının yetersizliğiyle ilgili, ama şu anda özellikle batı illerimizde ve şehirlerarası yollar da dahil olmak üzere çok fazla şarj istasyonu bulunuyor.

Türkiye pazarına dair gelecek projeksiyonunuz nedir?

Türkiye ekonomisinin nereye gideceği, araç sayıları, o zaman ki toplam araç parkı, bütün bunlara baktığımızda 2030 yılında yaklaşık 2.5 milyon elektrikli aracın yollarda olacağını düşünüyoruz. Satışlar içinde elektrikli araçların payının yüzde 30’lara geleceğini düşünüyoruz. Elektrikli araç oranının ise toplam sayının yüzde 8-10’u civarına geleceğini düşünüyoruz.

Elektrikli araçlara yönelik talep patlaması olur mu? Türkiye’de elektrikli araç sayısı öyle yüksek bir noktada değil ama burada çok ileriye gitmiş ülkeler var. Mesela Norveç’te şu anda araç satışında elektrikli araçların payı yüzde 50’yi geçmiş durumda. Orada neredeyse artık akaryakıt istasyonları kapanıyor ve elektrikli araç şarj istasyonlarına dönüşür bir yapı var. Yani insanlar benzin istasyonu arar halde şu anda.

Bizde ilk benzin istasyonu ne zaman kapanır?

Elektrikli araçların en yüksek maliyet kalemi olan bataryaya çok korkunç ar-ge yatırımları yapılıyor. Kilovat başına batarya maliyeti 2008’de 1800 dolarken, şu an 150 dolara inmiş durumda. Bu 2021-22’de öyle bir seviyeye gelecek ki herhangi bir teşvik olmadan elektrikli araçla içten yanmalı aracın satış fiyatı eşitlenecek. Elektrikli aracın yakıt maliyeti avantajı da çok korkunç. Evde şarj ettiğiniz zaman 100 km’yi 6-7-8 liraya gidebileceksiniz. Yanı sıra bakım maliyeti avantajı da var. Tüm bunlar göz önüne alındığında diğer ülkelerde olduğu gibi pazarda elektrikli araçlar lehine ciddi bir kırılma yaşanacağını düşünüyoruz. Böylece elektrikli araç sayısının 2030’a kadar 2.5-3.0 milyon arası bir yere gelebileceğini düşünüyoruz.

Şarj istasyonları elektrik satarak para mı kazanacak?

Bu teknoloji kendi başına şarj istasyonu teknolojisi değil aslında, bir yazılım. Burada amaç yaygınlaşan elektrikli araçlar hem şebekeyi zorlamasın, hem en ucuz elektriğe erişebilsin, hem de şarj istasyonları şebekenin yanı sıra güneş panelleri ve batarya depolama sistemleriyle de desteklensin. Bu habitatı olabildiğince kendi bünyemizde geliştirerek, bu yeni dünyayı ülkemize hızlı bir şekilde getirmek istiyoruz.

Araç kullanma kültürünü de değiştirecek bir gelişmeden bahsediyoruz aynı zamanda sanırım...

Otomotiv firmaları elektrikli araçlara, otonom araçlara geçerken işin modelinin de değişeceğinin farkındalar. Artık 2025-30’dan sonra elektrikli veya değil araç almak durumunda kalmayacağız belki. Bir paylaşım ekonomisi geliyor biliyorsunuz. Yani insanlar araçlarını aslında diğer paydaşlarla ortaklaşa kullanmaya başlayacaklar. Dolayısıyla satıcı için aracı satmak, alıcı için onu almak artık çok elverişli olmamaya başlayacak. Çünkü araç üreticilerinin gelirlerinin büyük bir kısmı satış sonrası hizmetlerden gelir. Yeni araçlar çok basit olduğu için, öyle ihtiyaçları da çok kısıtlı, dolayısıyla orada önemli bir gelir kaybı oluşacak. Otomotivciler bu gelir kaybını paylaşım ekonomisiyle yerine koymaya çalışacaklar. Bize araba almayın, biz istediğiniz zaman, istediğiniz noktada araba veririz demeye başlayacaklar. Hatta araba sizin kapınıza gelir diyecekler.

Araba statü göstergesi olmaktan çıkacak

Elektrikli araçların, sadece elektrikli araçlar olduğu için söylemiyorum ama otomotiv sektörünün geleceğinde dediğim gibi elektrikli araçlara geçişten dolayı zaten bir ivmelenme olacak ve satış sonrası gelirler de düşeceği için artık biz araç sahibi olmak durumunda kalmayacağız. Paylaşım ekonomisi daha da fazla her yerde olduğu gibi hayatımıza girmiş olacak. Girmiş olduğu için bize istediğimiz noktada istediğimiz yerde aracı teslim edip aldığımız mekanizmalar, paylaşım ekonomileri gelecek. Artık araç sahibi olmak statü sahibi olmaktan çıkmış olacak. Bu aslında dünya da birçok alanda uygulanmaya başlayan trend.