“Pirinçleri saymak iyidir, esas olan pilavı pişirmek”

Güniz Çelen, merkezinde dijitalleşme olan büyük bir dönüşümden geçtikleri yeni dönem için, “Yeni yaşamı daha iyi anlamak yaratıcılığımı tetikledi. En büyük kazancım ‘kaliteli düşünebilmek’ için zaman ayırabilmek.” diyor.

YAYINLAMA
GÜNCELLEME

Projecilikle başlayan profesyonel kariyer yolculuğunda; proje mühendisliği, inşaat taahhüdü, yatırım ve danışmanlık hizmeti derken 44. yılını kutluyor Güniz Çelen. “Artık benim için motto ‘anytime, anywhere (herhangi bir zamanda, herhangi bir yerde)’. Yaşama ve iş hayatına aynı perspektiften bakıyorum” diyen Çelen, merkezinde dijitalleşme olan büyük bir dönüşümden geçtikleri yeni dönem için ise “Yeni yaşamı daha iyi anlamak yaratıcılığımı tetikledi. En büyük kazancım ‘kaliteli düşünebilmek’ için zaman ayırabilmek” diyor.

● Öncelikle kariyer yolculuğunuzdan söz ederek başlayayım.

Bu yıl çalışma yaşamımın 44. yılı. Projecilikle başlayan profesyonel kariyer yolculuğum, proje mühendisliği ve sonra inşaat taahhüdüyle devam etti ve yatırım dünyasıyla tamamlandı. Sonrasında uygulama ağırlıklı birikimimi bu alanlarda danışmanlık hizmeti vererek değerlendirmeyi tercih ettim.

Ankara Koleji’nden sonra ODTÜ Mimarlık Fakültesi’ni bitirdim ve mimar oldum. Bazı derslerimi endüstri mühendisliği bölümünden alıp lisansüstü çalışmamı Mimarlık Bölümü’nde verdim. Endüstri mühendisliğinden aldığım dersler sayesinde insan, ergonomi, üretim ve ekonomi ile ilgili kavramlar etrafında sorgulama yapmaya başladım. Evlenip İstanbul’a taşınınca Boğaziçi Üniversitesi’nde MBA’den proje yönetiminde kendimi geliştirmek için dersler aldım. Orada aldığım dersler ise benim için başka bir açılım oldu, işin yönetim ve para tarafı ile ilgili ufk um genişledi. Daha sonraki iş hayatımda da hep bu tarafa ağırlık vererek devam ettim.

Dört yıl uluslararası bir şirkette proje mühendisliği yaptıktan sonra KiSKA’ya geçtim. KiSKA, o zaman Türkiye’nin önemli altyapı müteahhitlerinden biriydi. Konvansiyonel sistem içinde aldığımız taahhüt işlerinin ortamındaki değişiklik dolayısıyla ABD’ye gitmeye karar verdik ve New York merkezli KiSKA Developers adlı şirketi kurarak geliştirme faaliyetlerine başladık.

● KİSKA döneminizden aklınızda yer edinmiş anılarınızı anlatabilir misiniz?

KiSKA’daki görevim grubun inşaattan elde ettiği fonları deplase edebileceği yatırım alanlarını araştırmak, tespit etmek ve yatırımları gerçekleştirmekti. Saha araştırmalarının neticesinde bir tanesini gerçekleştirmeye karar verdik. Bu bir mineral projesiydi ve dünyanın en kaliteli malını üretiyorduk. Sahaları, üretimi ve ihracatı oturttuk. Deneme sürecinde tüm büyük alıcılar mal alacağını söylemelerine rağmen yatırım tamamlanınca malımızı satamadık ve bir tekelle karşı karşıya olduğumuzu anladık. Uzun ve mücadele dolu bir sürecin akabinde şirketi dünyanın en büyüğüne sattık. Dolayısıyla uluslararası ticaret, para, rekabet, ihracat ve yönetim konularını bu yıllarda sahada öğrendim. Şirket satış başarımız üzerine İstanbul’daki holding merkezine alındım ve başta oteller olmak üzere ağırlıklı yatırımlarla ilgilendim. İş yaşamımın en büyük şansı 20 yıl Oğuz Gürsel gibi birinin yanında yetişmek oldu. Girişimciliğin yanı sıra sabır, dirayet, özgün düşünce, pragmatizm, yalınlık ve tevazu öğrendiklerimin başında geliyor.

İlk dönemde ABD’ye yeni girmiş olmamızdan ötürü bankalar ve kefalet şirketi nezdinde kredibilite oluşturmak amaçlı geliştirme işi yaptık. Daha sonrasında 1987’de kurduğumuz KiSKA Construction Corp. olarak pek çok maceradan sonra New York City’nin su tünelleri ihalesine girmek için hazırlık yaptık. Biz %40 pilot ve iki tanınmış ABD’li tünel şirketiyle ortak ihaleden bir gece önce teklifimizi kesinleştirdik ve saat 17:00’de kefalet şirketi telefon edip teminat mektubunu veremeyeceğini, ancak nakit teminat karşılığı verebileceğini söyledi. İtalyan tünel müteahhitlerinin mafyamsı bir davranışla bizi engellemek için bunu yaptığı açıktı. İhalede teminat mektubu vazgeçilmez bir şart olduğu için bu ihaleden çekildik tabii ki. İhale hazırlığı için günlerce çalışmıştık ama “Pirinçleri saymak iyidir ancak esas olan pilavı pişirmektir.”

“Canı yanan eşek, atı geçer.” Oğuz Bey yenilgiyi kabul etmeyen bir savaşçıydı. Sonunda oldu da; Washington DC metro tünellerinin pilot müteahhidi KiSKA’dır. New York Manhattan’daki High Line’ın parka çevrilmesi, eskimiş demir köprülerin ilk defa yenilenmesi bizim işimizdir. Anlaşılacağı gibi yeni bir pazarda 

yer edinmek aşağı yukarı 20 yıl aldı. Sonuç olarak ABD’nin çetin ve rekabetçi bir pazar olduğunu ama yaratıcılığa verilen primin yüksek olduğunu söylemek mümkün.

● Değerleme alanına nasıl geçiş yaptınız?

ABD’deki faaliyetlerimiz sırasında yatırım faaliyeti ve karar verme yeterliliğini geliştirecek disiplinin “değerleme” olduğunu ve bu değeri söyleyen kişinin de değerlemeci (appraiser) olduğunu anlayınca Chicago’da Appraisal Institute’a müracaat ettim ve 1993’te beni uluslararası faaliyet üyesi olarak kabul ettiler. Bilahare önce eğitim hakkını, sonra da ABD’de ticari varlık değerleme imza yetkisini (MAI) aldım.

İş idaresi ve finans bilgimi artırmak için Koç Üniversitesi’nde Finans MBA’i yaptım. 1995’te MBA’yi bitirdikten sonra değerleme ve danışmanlık şirketini kurdum. Beni asıl ilgilendiren alan maddi kıymetlerden ziyade maddi olmayan sihirli değerlerin insan ve sistemin katkısıyla nasıl yaratıldığıydı, hâlâ da böyle.

● Danışmanlık döneminize ait ilginç bir tecrübe hatırlıyor musunuz?

Danışmanlık deneyimimizin ilginç anılarından biri yarım kalmış bir turizm tesisi için yapmış olduğumuz çalışmaydı. Çalışmamızı tamamlayıp yatırımın ekonomik açıdan anlamlı olamayacağını geniş bir toplantıda anlattık. Yönetim Kurulu Başkanının mutsuz ifadesinden bir daha görüşemeyeceğimiz sonucunu çıkardık ve ayrıldık. Hayretime mucip, bir yıl sonra başka bir iş istediklerinde “herhalde bizi hatırlamadılar” diye düşündüm. Bizi holding merkezine davet ettiklerinde “kim olduğumuzu artık anlayacaklar” dedim. Bize uzun bir prezantasyon yapıp arasında kargo işi de olan yeni yatırımlarını ve bu şirketlerdeki başarılarını anlattılar. Sonunu da “Güniz Hanım, sizin bize yaptırmadığınız yatırımın parasıyla bütün bunları yaptık ve Türkiye lideri olduk” deyip lafı bağlayınca ben de ağlamamak için kendimi güç tuttum. Benim için duygusal bir andı, zira pek çok firma yarattığımız faydayı takdir edemiyordu.

● Değerleme alanıyla ilgili böyle bir anınız var mı?

Şirketi kurduğumuz ilk senelerde İstanbul Motor Piston Fabrikasının değerleme işi için fabrikaya gittim. Beni rahmetli Muammer Dereli karşıladı. Yanlış hatırlamıyorsam yetmişlerindeydi ve pek çok ameliyat geçirmişti. Buna rağmen kendisi 26.000 m2’lik tesisi iki buçuk kere dolaştırdı. Turlar bittiğinde benim belim tutmuyordu. Bu arada her bir tuğlayı kendi elleriyle döşediğini falan anlattı. Yaşına hürmetle sabırla dinledim. Değerleme çalışmamızı teslim ettikten sonra beni çağırdı. Gittim, otur bile demedi. “O kadar dolaştırdık, her şeyi anlattık, bu değer nasıl oldu?” diye sordu. Ben de “Tesisinizin kan, ter ve gözyaşı ile yapıldığını anlıyorum ama gecekonduya altın musluk taksak değeri artar mı?” dedim. Değerin fayda esaslı oluştuğu konusunda anlaştık, sonra da dost olduk.

● Yurt dışında birçok tecrübeniz vardır.

Farklı ülkelerde tecrübelerimiz oldu. İlk aklıma gelen, Azerbaycan. 2006’da Bakü’de iş yapmaya başladığımızda halkın yoksulluğuna çok üzülmüştük. Zaman içinde işimiz genişledi. İş yaptığımız grubun sahibi Vergi Bakanıymış, tanışmak istemiş. “Merhaba” dedikten sonra beni sorguya çekti. Evli miymişim, çocuklarım var mıymış falan... Çok şaşırdım. Sonra yardımcısı açıkladı. Azerbaycan’da iyi ve köklü bir aileye mensup olmayan ve yaşamın doğal evreleri (evlenme, çocuk sahibi olmak gibi) dışında yaşayanlar devlet memuru olamazmış, beni de aynı elemeden geçirmişler. Azerbaycan güçlü eğitim ve bürokrasi altyapısı üzerinde gelişiyor ve Bakü bugün görülmesi gereken önemli bir bölgesel merkez oldu.

Bir diğer aklıma gelen, Pakistan. Bir iş için orada sunum yaptık ama para kaybetmelerine yardımcı olmak istemediğimiz için verdikleri modelde devam edeceklerse işi yapmak istemediğimizi söyledik. Hangi iş modelinin anlamlı olabileceğini anlattık. İki yıl sonra aradılar ve önerdiğimiz iş modelini uygulayabileceklerini söylediler. Biz de gittik ve önerdiğimiz yapıyı Pakistanlı teknokratlarla müzakere ettik, daha önemlisi ikna ettik. Geliştirme modeli buna göre kuruldu ve umarım müşterimiz başarılı olacak.

Son olarak da, İngiltere’den bir anımı anlatayım. Londra’da kraliyet mahkemelerinin bilirkişisi olarak yaptığım bir değerleme dolayısıyla ilk deneyimim öncesi mahkemede nasıl davranacağım ve kurallar konusunda avukatlar bana eğitim verdi. Mahkeme sahnesi aynı filmlerdeki gibiydi. Herkes perukalı ve uzun kıyafetliydi. Karşı tarafın avukatı sonunda beni kızdırmayı başardı ve ben kuralları unutup kendisine sertçe yanıt verdim. Sonra da üzüldüm. Daha sonra avukatlar arayıp hâkimi çok etkilediğimi ve davayı kazandığımızı söyleyince içime su serpilmişti.

● Bugüne gelirsek...

Küçük oğlum dört yıl önce ABD’deki düzenini bırakıp bize katıldı. Önce bizi inceledi, sonra merkezinde dijitalleşme olan büyük bir dönüşümden geçtik. Köklerimden koparılmış ve silkelenmiş gibi hissettiğim üç yılın sonunda yeni düzenimize alıştım. Artık benim için motto “anytime, anywhere (herhangi bir zamanda, herhangi bir yerde)” oldu. Evlerimizde ve teknemizde çalışma mekânım var ama şirkette odam yok ve sadece toplantılara gidiyorum. Yaşama ve iş hayatına da aynı perspektiften bakıyorum. Yeni yaşamı daha iyi anlamak yaratıcılığımı tetikledi, tüm girdileri bu platformda işliyorum. En büyük kazancım “kaliteli düşünebilmek” için zaman ayırabilmek. Üyesi olduğum bir Avrupa düşünce kuruluşunda geleceğin yaşamı ve kentleriyle ilgili görüşlerimi dile getiriyorum.

Yarın geldi, bize düşen ayak uydurmak...