25 °C

"Tarımda üretim için destek önemli"

Tarım politikalarında 2019 yılına dair ilk tahminler için ekim alanları, gübreleme-ilaçlama ve iklim koşulları gibi üç kriterin belirlenmesinin önemine işaret eden TZD Başkanı Hüseyin Demirtaş, ilk iki faktörün destekleme politikalarıyla yakından ilgili olduğunu söyledi.

Tarımda üretim için destek önemli

Hububat ve bakliyat üretiminde 2019 yılına dair ilk tahminler için ekim alanları, gübreleme-ilaçlama ve iklim koşulları gibi üç kriterin belirlenmesinin önemine işaret eden Türkiye Ziraatçılar Derneği (TZD) Başkanı Hüseyin Demirtaş, ilk iki faktörün destekleme politikalarıyla yakından ilgili olduğunu, en önemli faktörün de destekleme politikaları olduğu söyledi.

Üretim düşüşündeki birinci etkenin 1994 yılında bakliyat alım desteğinin kesilmesi olduğu bilgisini veren Demirtaş, “Daha sonra bu yanlıştan dönüldü, 2008’de bakliyata kilo başına 10 kuruş olmak üzere yeniden destek verilmeye başlandı. Ancak bu rakam 2015’e kadar sabit kaldığı için üretimin artışına katkısı olmadı. 2015’te destek 20 kuruşa, 2016’da 30 kuruşa ve 2018’de 50 kuruşa çıkarıldı. Desteğin artırılması ve üretim açığı nedeniyle fiyatların artması başta nohut olmak üzere bakliyat ürünlerinde yeni bir yükselişe yol açtı. Bu gelişme sonucu 2018’de nohut üretimi yüzde 34 oranında arttı ve üretim 470 bin tondan 630 bin tona yükseldi. Ancak genel destek oranı sabit kalırken bu yetersiz fonun sektör içindeki dağılımının değiştirilmesi bazı ürünlerde desteğin artmasına, ister istemez diğer bazı ürünlerde gerileme yaşanmasına neden oldu” ifadesini kullandı.

“Üretimin teşvik edilmesi gerekiyor”

Bakliyat ürünlerine destek artırılırken buğday üreticilerinin payının azaldığını kaydeden Demirtaş, bunun sonucunda nohut üretimi artarken buğday üretiminin gerilediğini anımsattı.

Bu durumun sorunun temelinde tarıma ayrılan kaynağın artırılmaması ve yasanın öngördüğü oranın altında kalmasının yarattığı olumsuz sonuçları açıkça sergilediğine işaret eden Demirtaş, “Bu tablo, Türkiye’de buğday ve bakliyat ekim alanlarının genişletilmesi ve üretiminin teşvik edilmesinin ne kadar büyük önem taşıdığını ortaya koyuyor” diye konuştu.

Uygulanan politikaların üretimi teşvik etmek yerine caydırıcı bir rol oynadığının altını çizen Demirtaş, desteklerin yetersizliğine dikkat çekti.

Türkiye’de 2006 yılında çıkarılan Tarım Kanunu ile tarımsal üreticilere bütçeden ayrılacak kaynağın GSMH’nın yüzde 1’inden az olamayacağının karara bağlandığını belirten Demirtaş, “Buna karşılık o tarihten bu yana bu oran olması gerekenin yaklaşık yarısı düzeyinde kaldı. Bu olumsuzluktan en çok etkilenen kesim buğday ve bakliyat üreticileri oldu. 2019 yılı destekleri de bu çizginin ötesine geçemedi” dedi.

“Ekim alanları giderek daralıyor”

Hububat ve bakliyat ekim alanlarında yıllardır devam eden bir gerilemenin yaşandığını ifade eden Demirtaş, sözlerini şöyle sürdürdü: “Örneğin, buğdayda 2005’te 9 milyon hektar olan ekim alanı, yıllar itibarıyla daralarak 2018 yılında 7.6 milyon hektara geriledi. Bakliyat ekim alanlarında da benzer bir durumla karşılaşıyoruz. 1990’da 20 milyon dekar olan bakliyat ekim alanı zamanla yüzde 65 azalarak, bugün itibarıyla 7 milyon dekara geriledi. Üretim de buna paralel olarak yüzde 41 oranında düştü. Türkiye’de bakliyat alanında en önemli ürünlerden biri mercimek. Araştırmalara göre, mevcut koşulların devamı halinde özellikle kırmızı mercimek ekim alanlarında azalma öngörülüyor. Kırmızı mercimek en fazla GAP bölgesinde yetiştiriliyor. GAP bölgesinde sulama projelerinin gelişmesiyle birlikte kurak iklimde yetişebilen mercimek yerine pamuk, mısır ve sebze üretiminde artış yaşanıyor ve bu da kırmızı mercimek ekim alanlarında azalmaya yol açıyor. Yapılan bilimsel projeksiyonlara göre, 2017 yılında yaklaşık 2.7 milyon olan kırmızı mercimek ekim alanı, 2020’de yaklaşık 1 milyon 750 bin dekara kadar düşecek. Buna paralel 2017’de 400 bin ton olan kırmızı mercimek üretiminin de 300 ila 325 bin tona gerileyeceği tahmin ediliyor. Kuru fasulye ekim alanları açısından yapılan benzer bir projeksiyona göre ise 2017 itibarıyla yaklaşık 898 bin dekar olan kuru fasulye ekim alanları yüzde 10 azalarak, 2020’de 806 ila 807 bin dekara düşecek, üretimdeki açık ise ithalat yoluyla kapatılacak.”

“Üretim düştükçe ithalat artıyor”

Üretimin düşmesine bağlı olarak ithal edilen buğday miktarının giderek arttığını anımsatan Demirtaş, “Bu rakam 2018 yılı itibarıyla 5 milyon tonun üzerine çıktı. Buna bağlı olarak buğday ithalatında da gümrük vergi oranları sıfırlandı ve bu durum üretim üzerinde ek bir olumsuz etken oluşturdu. Benzer bir durum bakliyat ürünleri açısından da geçerli. Nitekim 2019 yılı başında Cumhurbaşkanlığının 649 sayılı kararı ile TMO’ya gümrüksüz olarak ithal edilmek üzere 2 milyon 600 bin tonluk bakliyat ve hububat için tarife kontenjanı açıldı. Türkiye’de buğday üretimi genel olarak kendine yeterli olmasına karşın ithalat oranı giderek artıyor. Bunun en büyük nedeni un ihracatındaki artış. Türkiye, uluslararası un piyasasında gerçekleşen satışların üçte birini gerçekleştiriyor” açıklamasında bulundu.

Türkiye’de hububat ve bakliyat ekilen alanların azalmasına karşın, üretimdeki düşüşün daha ılımlı olduğunu söyleyen Demirtaş, “Bunun en büyük nedeni üretimde kullanılan teknolojinin ve tohumlukların kalitesinin yükselmesi, yanı sıra ilaçlama ve gübrelemenin artmış olması. İlaçlama ve gübreleme, ancak bilimsel yöntemlere uygun ve uygun dozajlarda yapıldığı takdirde yararlı” diye konuştu.