Tarımın geleceğini çiftçiye verilen değer belirleyecek
Tarımsal üretimin devamlılığını sağlayan en önemli güç çiftçi nüfusu; gençlerin tarım sektörüne ilgisinin azalması, düşük gelir endişesi ve çalışma koşullarının zorluğunun öne sürülmesi gibi nedenlerle düşüyor. Geri gidişi önlemek içinse çiftçiliğin saygınlığını artırmak zorunluluk halini aldı.
Hüseyin VATANSEVER
Türkiye’de tarım konusu açıldığında genel olarak bereketli topraklar, verimli ovalar ve tarımın başladığı kadim tarımsal havzalarından bahsedilir. Yalnız yüzyıllardır tarımsal üretimin yapıldığı o bereketli toprakların günümüzde hâlâ ekilebilir halde kalmasının temel nedenlerinden biri hep göz ardı edilir. Küresel boyutta meseleye bakıldığında Türkiye gibi tarımsal üretimin tarihin karanlık zamanlarından beri kesintisiz sürdüğü coğrafyalar sınırlıdır.
Toprak işlemede yapılan hatalar, su başta olmak üzere doğal kaynakların heba edilir derecede tüketilmesi, kârın maksimize edilmesi adına yapılan açgözlü uygulamalarla gezegen genelinde tarım arazileri kaybedilirken, çoğu arazi de diğer çeşitli nedenlerle verimini yitirir. Şüphesiz ki Türkiye’de tarımın süregelmesinde en büyük katkıyı toprağı işleyen çiftçi veriyor. Geleneksel metotların yanı sıra modern uygulamaları da hayata geçiren Türk çiftçisine bu noktada hak ettiği değeri vermek gerekiyor. 14 Mayıs Dünya Çiftçiler Günü çiftçileri takdir etmek ve onların önemli bir kere daha kamuoyuna hatırlatmak için fırsat oluşturuyor.
Tarımda istihdam edilen nüfus 2025 yılında azaldı
Tanım itibarıyla çiftçi, bir meslek grubunu karşılar. Bu nedenle çiftçiyi kırsal kesimde yaşayan köylü ile karıştırmak büyük bir yanlış. Tarımsal işletmede çalışan ve nitelikli iş gücü olduğu göz ardı edilmemesi gereken çiftçileri sadece toprağı eken biçen, hayvan yetiştiren kişiler olarak görmek de yeterli değil. Bu kişiler aynı zamanda traktör başta olmak üzere pek çok tarım makinesi ve endüstriyel ekipmanın operatörü olarak faaliyet gösteriyor.
Ayrıca tarım sektöründe teknoloji kullanımının artış gösterdiği günümüzden bakıldığında yakın gelecekte tarımsal işletmelerde ihtiyaç duyulacak iş gücünün niteliğinin daha da artacağını söylemek mümkün. Bu koşullar altında çiftçiliğin hak ettiği saygıyı görmesi gerekiyor. Çünkü gün geçtikçe Türkiye’de genç nüfusun tarım sektörüne katılımı azalıyor. Bu durum tarım işletmelerindeki üretim geleneğinin bir sonraki kuşağa aktarılmasını tehdit ederken, ayrıca tarımsal üretimin niteliğinin düşmesi ya da azalması sonucuna yol açıyor.
TÜİK verilerine göre Türkiye’de 2025 yılında tarım sektöründe 4,56 milyon kişi istihdam edildi. 2024 yılında ise 4,82 milyon kişinin tarımda istihdam edildiği hatırlanınca sektördeki istihdamın gerilediği görülüyor. Türkiye’de 2001 yılında hayata geçen Çiftçi Kayıt Sistemi (ÇKS) verilerine göre 2002 yılında sisteme kayıtlı çiftçi sayısı 2,59 milyon kişiye yakındı.
Güncel verilerle göre ÇKS’ye kayıtlı çiftçi sayısı 2,36 milyon kişiye düştü. Sisteme kaydını yaptırmayan çiftçiler de hesaba katıldığında Türkiye’deki toplam çiftçi sayısının 3,5 milyon civarında olduğu tahmin ediliyor. Tarım nüfusundaki azalma, ülke genelinde işlenen tarım alanları miktarında düşüş olarak yansıyor. Toplam işlenen tarım arazisi büyüklüğü meyvecilik dahil 1988 yılında 27,8 milyon hektar iken, 2025 yılında 24 milyon hektarın altına geriledi.
Gençlerin katılımı düşük, kadın çiftçiler dezavantajlı
Türkiye’de çiftçilerin bilinen ya da fark edilmeyen sorunlarını hatırlamak ve bunları önlemek adına gereken adımları atmak hayati bir zorunluluk. En basiti çiftçiler doğa koşulları karşısında kırılganlığı en yüksek iş kolunda çalışıyor. Örneğin kavurucu sıcağın altında çalışmak, güneşin zararlı ışınlarına maruz kalmak cilt kanserine yakalanma riskini artırıyor. Bununla birlikte tarımda kullanılan makineler kesme, biçme, koparma ya da öğütme üzerine tasarlandığı için olası bir iş kazası ağır hasar verebiliyor. Böyle bir durumun yaşanması bir kişinin hayatını kaybetmesinden daha fazlasına yol açıyor, küçük bir tarım işletmesinin büyük bir felaketi olabiliyor.
Çalışma koşullarının zorlayıcı olmasının yanı sıra yüksek girdi maliyetleri, düşük gelir beklentisi, tarımda çalışanların yaşadığı prestij kaybı, tarım arazilerinin parçalı yapısı ve kırsal alanda sosyal yaşamın sınırlı olması gençleri tarım sektöründen ve çiftçilik mesleğinden uzaklaştırıyor. Görece yüksek ve ön görülebilir gelir, sosyal güvence ile nispeten daha rahat bir yaşam şehir hayatını gençler için daha cazip kılıyor.
Bu noktada çalışma hayatındaki en olumsuz şartlarla karşı karşıya kalan gruplar arasında yer alan kadın çiftçiler için de bir parantez açmak gerekiyor. Kadın çiftçiler çoğunlukla aile işletmelerinde ücretsiz aile işçisi statüsünde çalışıyor. Üretici kimliği göz ardı edilen kadın çiftçiler, mesleki gelişim kaydetmek bir yana emekleri aile içi katkı olarak değerlendirildiği için çoğu zaman fark edilmiyor. Tarımsal üretimin sürdürülebilirliğini sağlamak, kırsaldaki hayatın devam etmesi ve kente göçü önlemek gibi konularda çözüm gençleri tarıma özendirmekle birlikte kadın çiftçilerin sosyal ve ekonomik statüsünün artırılmasından geçiyor.
Tarım arazisi edinimini kolaylaştırmak, düşük faizli krediler ve hibe destekleri ile gençler ve kadın çiftçilerin finansal kaynaklara erişimini kolaylaştırmak dönüşümü başlatabilir. Ayrıca tarımsal girişimcilik alanında sunulacak mentorluk destekleri ve tarımda teknoloji kullanımını yaygınlaştırmayı hedefleyen eğitimler, onların sektöre daha yenilikçi bir bakış açısıyla yaklaşmasını sağlayabilir.