23 °C

“Üretimde süreklilik için üretici desteklenmeli”

Baklagil üretiminde sürekliliğin sağlanılması için üreticinin belle alanlarda desteklenmesi gerektiğinin altını çizen TZOB Teknik Hizmetler Kurulu Başkan Vekili Mehmet Fethi Güven, küresel ticaretten de ancak bu yolla pay alabileceğimizi kaydetti.

“Üretimde süreklilik için üretici desteklenmeli”

Türkiye’de 1980’li yılların ikinci yarısında uygulanan destekleyici politikaların baklagil üretimine ivme kazandırdığını ve üretimde artışı sağladığını anlatan Türkiye Ziraat Odaları Birliği (TZOB) Teknik Hizmetler Kurulu Başkan Vekili Mehmet Fethi Güven, 1990’lı yıllarda uygulanan tam tersi politikalarla üretimin olumsuz etkilendiğini kaydetti.

1994 yılında baklagillerin destekleme kapsamından çıkarılmasının ise üretimin azalmasına neden olduğunu kaydeden Güven, “Müdahale alımlarının tamamen durdurulması ve yeni politikalar oluşturulamaması sonucu üretici pazarlama sorunuyla karşı karşıya kaldı. Ürettiği mamulü elinde kalan üretici, fiyat garantisi olmaması nedeniyle üretimi daha kolay olan diğer ürünlere yöneldi. Ancak günümüzde Türkiye’de çeşitli ürünlere uygulanan prim desteği, sertifikalı tohumluk kullanım desteği, mazot ve gübre desteği baklagilleri de kapsıyor. 2005 yılından itibaren baklagil üretiminde kullanılan mazot ve gübre destekleme kapsamına alınarak, dekar başına 2.4 TL mazot ile 1.6 TL gübre desteği verildi. 2018 yılında baklagillerde dekar başına 14 TL mazot ve 4 TL gübre desteği olmak üzere toplam 18 TL destek verildi” dedi.

“Yapısal sorunlar çözülmeyi bekliyor”

Üretimde sürekliliğin sağlanması için ön koşullar arasında üretici gelirlerinin artırılmasının geldiğini söyleyen Güven, bu gerçekten yola çıkarak üretimi canlandırmak amacıyla baklagillere prim desteği verildiğine işaret etti.

2008 yılında baklagiller için başlatılan destekleme ödemesinin üreticilerin tekrar üretime dönmesinde etkili olduğunu vurgulayan Güven, “2008 yılında kilogram başına 9 kuruş olarak uygulanmaya başlanan fark ödemesi desteği, 2018’de 50 kuruşa çıkarıldı. Su kısıtı olan bölgelerde bu desteğin yüzde 50 fazlasının uygulanması, üretimin artırılması yönünde atılmış önemli adımlardan biri oldu” ifadesini kullandı.

Öte yandan bugün itibarıyla sektörün önemli sıkıntılarının başında yapısal sorunların geldiğini kaydeden Güven, şöyle devam etti: “İşletmelerde tarım arazilerinin parçalı ve parsel sayısının fazla olması, sulama yatırımlarının bitirilememesi ve örgütlenme sorunları bir an önce çözülmesi gereken yapısal sorunlar. Ayrıca, 2018’in Eylül ayında döviz kurlarının yükselmesi ithalata bağımlı tarım girdileri fiyatlarında önemli artışlara yol açtı. Üretici girdi kullanamaz hale geldi. Girdi fiyatlarının düşürülmesi halinde maliyetler azalacak ve bu da ürün fiyatlarının düşmesini getirecek. Böylece hem üretici hem tüketici kazanacak. Kısaca üretimi desteklememiz kaçınılmaz hale geldi. Desteklerdeki kesintiler kaldırılmalı, üreticinin düşük faizli krediye ulaşımı sağlanmalı.”

“Üretimin artması için girdi maliyetleri düşürülmeli”

“2017 yılında gümrük vergi oranlarının düşürülmesiyle artan ithalat miktarı, iç piyasada buğday fiyatlarını olumsuz etkiledi” diyen Güven, TMO'nun geçen yıl hasadın başında müdahale alım fiyatını bir önceki yıla göre yüzde 11.7 artış olarak açıklasa da üreticilerin birçoğu kalite düşüklüğü ve bir an önce peşin parayla satış yapma zorunluluğu gibi nedenlerle ürününü müdahale alım fiyatının altında sattığının bilgisini verdi.

Üretimde kaliteyi etkileyen en önemli unsurun uygun zamanda ve uygun miktarda gübre kullanımı olduğunu ifade eden Güven, şunları anlattı: “Sahadan edindiğimiz bilgilere göre 2018 yılı ekim döneminde dolar kurundaki artışa bağlı olarak gübre fiyatlarındaki yükseliş nedeniyle, üreticinin önemli bir kısmı gübre kullanmadan ekim yaptı. Ayrıca çiftçinin son yıllarda buğday üretiminden fazla kâr elde edememesi, 2018’ de girdi fiyatlarının yüksek olması nedeniyle üretimden vazgeçmesine veya farklı ürünlere yönelmesine neden oldu. Bu durumun 2018/19 üretim döneminde kalite ve rekolteyi daha da düşürmesi bekleniyor. Kalitenin ve rekoltenin düşmesi nedeniyle ithalatın ilerleyen yıllarda artacağı tahmin ediliyor.”

Türkiye’de baklagil ithalatla ihracatında görülen artış ve azalışlar, üretimde yaşanan sorunların yanı sıra küresel piyasada rakip ülkelerin elde ettikleri rekabet üstünlüklerinden kaynaklandığına dikkat çeken Güven, “Türkiye’de tarımsal üretim maliyetlerinin yüksekliği, elde edilen ürünün para etmemesi, yaşanan doğal afetler nedeniyle azalan üretim, verim düşüklüğü gibi etmenler, küresel piyasalara ucuz fiyatla ürün satan ülkeler karşısında rekabet şansını yok ediyor. Baklagil üretiminin artırılması için öncelikle üretim planlaması yapılarak girdi maliyetlerinin düşürülmeli ve üreticinin desteklenmesi gerekiyor. Diğer sorunlardan önce bu üç ana sorun çözüldüğü takdirde tarımsal üretimin artarak küresel ticaretten daha fazla pay alacağımızı net bir biçimde söyleyebiliriz” açıklamasını yaptı.