“Yaşanılabilir bir dünyanın geleceği madenlerde yatıyor”

Maden sektörünün daha yaşanılabilir bir dünyanın başrol oyuncusu olacağını söyleyen Türkiye İhracatçılar Meclisi (TİM) Sektörler Konseyi Maden Sektörü Başkanı Rüstem Çetinkaya, “Bana göre bu bir ironi değil, gerçeğin ta kendisi. Daha yaşanılabilir bir dünyanın geleceği madenlerde yatıyor.” İfadesini kullandı.

YAYINLAMA
GÜNCELLEME

Maden sektörünün özellikle çevrecilik anlamında son derece yanlış bir algıya sahip olduğunu dile getiren Türkiye İhracatçılar Meclisi (TİM) Sektörler Konseyi Maden Sektörü Başkanı Rüstem Çetinkaya, söz konusu algının aksine sektörün daha yaşanılabilir bir dünyanın başrol oyuncusu olacağını savundu. Çetinkaya, “Bana göre bu bir ironi değil, gerçeğin ta kendisi. Daha yaşanılabilir bir dünyanın geleceği madenlerde yatıyor.” dedi.

Uluslararası Enerji Ajansı raporunun kritik madenlerin gelecek yüzyıla damgasını vuracağını açıkça gösterdiğine işaret eden Çetinkaya; bakır, kobalt, lityum, nikel, bor ve magnezyum gibi nadir toprak elementlerinin çok yakın bir gelecekte küresel üretim ekosisteminin yeni hammaddesi olacağını vurguladı.

Sıfır emisyonda 2050 hedefine ulaşmanın yolunun kritik madenlerin üretimde hammadde olmasından geçtiğini söyleyen Çetinkaya, “Küresel ekonomide söz sahibi olan ülkeler bu konuda çoktan bir strateji oluşturdu. Biz de toprakları altında adeta hazineye sahip olan bir ülke olarak bu konuda artık somut adımlar atıp bir strateji oluşturmalıyız. Dünya bor rezervlerinin yüzde 73’ü kendi topraklarımız altında. Bor atıklarından lityum gibi ikincil kaynakları üretip elektrikli yeni nesil otomobillerin yeni nesil motoru olan bataryaların üretiminde dünyada söz sahibi olabiliriz. Devletimizin Eskişehir’deki ETİ Maden tesislerinde bor atıklarından lityum üretimine geçmesi ülkemizin bu konuda atmış olduğu en önemli adımların başında geliyor. Zira, Uluslararası Enerji Ajansı’nın raporuna göre lityum talebi 2040’ta bugüne göre 42 kat artacak. Yeter ki madenleri çevreye zarar veren bir olgu olarak görmek yerine artık çevreci yaklaşımların anahtarı niteliğinde olduğu düşüncesine sahip olalım. Ruhsat süreçleri ve ruhsat güvenliği gibi konularda iyileştirmeler yapıp yatırım ortamını hareketlendirirsek hem çevreye hem de ekonomiye ciddi kazanımlar sağlarız.” şeklinde konuştu.

“Dışa bağımlı olmak istemiyorsak madenlerimizi üretmeliyiz”

2050’de dünyada fosil yakıt tüketiminin sonra ereceğini söyleyen Çetinkaya, “Bu tarihten sonra yenilenebilir elektrik enerjisi kullanımda olacak. Yani bundan 30 yıl sonra madenlere bağımlı olmak durumunda kalacağız. Uluslararası Enerji Ajansı’na göre elektrik araç bataryaları ve depolamada mineral talebinin 2040'a kadar en az 30 kat artması bekleniyor. Düşük karbon elektrik üretiminin giderek daha yaygın hale gelmesiyle ise bu sektördeki kritik mineral talebinin 2040'a kadar üç kat artacağı tahmin ediliyor. Özetle 2050’de enerjide dışa bağımlı olmak istemiyorsak kendi madenlerimizi üretir pozisyona gelmeyiz.” ifadelerini kullandı.

“İhracatın, yakın gelecekte 10 katına çıkması hayal olmaz”

Maden sektörünün Türkiye’nin toplam ihracatına aralıksız katkı sağladığını vurgulayan Rüstem Çetinkaya, “Türkiye, kritik madenlerde ciddi bir potansiyele sahip. Bugün Avrupa Birliği ülkeleri ile ticaret yapmanız için ‘Yeşil Mutabakat’ta yer alan kriterlere göre üretim yapmanız gerekiyor. Küresel ekonomideki mevcut emtialar dünyanın geleceği için yerini kritik madenlere bırakacak. Bu gerçeği odak noktamıza alarak ülkemiz madenciliğine dışlayıcı bakış açısıyla değil, kolektif düşünce yapısıyla yaklaşırsak 4,27 milyar dolarlık maden ihracatımızın yakın gelecekte 10 katına çıkması hayal olmaz.” dedi.