Küresel riskler Türkiye’nin 'daha güçlü' merkez rolünü perçinliyor

Ekonomik Kalkınma ve İş Birliği Örgütü (OECD) Ge­nel Sekreteri Mathias Cormann, DÜNYA Gazetesi’ne yaptığı açık­lamada, küresel ekonominin için­den geçtiği zorlu süreci ve Tür­kiye’nin mevcut denklemdeki yükselen potansiyelini değerlen­dirdi.

Küresel riskler Türkiye’nin 'daha güçlü' merkez rolünü perçinliyor

Nagihan KALSIN

Jeopolitik gerilimler, yük­sek faiz oranları ve artan koruma­cılık kıskacındaki dünya ekono­misi için enerji arz güvenliğinin “yumuşak karın” olduğunu ifade eden Cormann, Türkiye’nin sahip olduğu avantajların altını çizdi.

Yeni bir fırsat penceresi açılıyor

Küresel tedarik zincirleri­nin yeniden yapılandığı dönem­de Türkiye’nin rolünün kritik bir eşikte olduğunu dile getiren Cor­mann, reformların önemine dik­kat çekerek şunları söyledi: “Tür­kiye’nin üretim ve yatırım açısın­dan daha güçlü bir merkez haline gelme potansiyeli bulunmaktadır ve iddialı reformlar potansiye­lin hayata geçirilmesine yardım­cı olabilir. Türkiye güçlü bir baş­langıç noktasına sahiptir: strate­jik konumu, genç ve geniş iş gücü ile köklü sanayi altyapısı, firma­ların üretim ve tedarik zincirle­rini yeniden değerlendirdiği bir dönemde önemli avantajlar sun­maktadır.”

Enerji arzı küresel ekonominin en büyük kırılganlığı

Küresel büyüme üzerindeki baskının temel kaynağının Orta Doğu’daki istikrarsızlık olduğu­nu kaydeden Genel Sekreter, şu görüşleri paylaştı: “Küresel büyü­me baskı altında ve en temel kı­rılganlık, Orta Doğu’daki enerji ve emtia arzındaki kalıcı kesin­tilerde yatıyor. Kesintiler, firma­lar ve hanehalkları için maliyetle­ri artırarak reel gelirler üzerinde baskı oluşturuyor. Enflasyonun düşüş eğilimine girdiği bir döne­min ardından, yeni baskılar fiyat istikrarına dönüş yolunu daha belirsiz hale getirdi.”

Cormann, açıklamalarına şöyle devam etti: “Orta Doğu’daki devam eden ça­tışmalar, küresel enerji arz yolla­rının ne kadar yoğunlaştığını ve birçok ekonominin hâlâ ithal fosil yakıtlara ne kadar bağımlı oldu­ğunu ortaya koydu. Kesintilerin sürmesi hâlinde enerji ve gübre fiyatlarındaki artış enflasyonist baskıları canlı tutabilir, finansal koşulları daha da sıkılaştırabilir ve özellikle varlık değerlemeleri­nin yüksekliği ile kamu-özel borç seviyelerinin artmış olması dik­kate alındığında daha sert piyasa düzeltmeleri riskini artırabilir.”

Korumacılık tehdidi ve çok taraflı çözüm arayışı

Mathias Cormann, dünya tica­retinde yükselen duvarların ve­rimliliği düşürdüğünü savunuyor. Ekonomik güvenlik endişelerinin serbest ticareti baltalamaması gerektiğini hatırlatan Cormann, şu değerlendirmeyi yaptı: “Tica­ret politikalarındaki gelişmeler de baskıyı artırıyor. Daha kısıtla­yıcı ticaret önlemlerine yönelim, piyasaları parçalayarak firmalar için belirsizliği artırıyor ve sınır ötesi yatırımları caydırıyor. Aynı zamanda şirketlerin tedarikçile­rini çeşitlendirmeye ve dayanık­lılık oluşturmaya çalıştığı bir dö­nemde küresel değer zincirleri­nin verimliliğini azaltıyor.”

Cormann, iş dünyasına yöne­lik yapısal reform ajandasını da şu sözlerle özetledi: “Türkiye, OECD’nin değerli bir üyesidir ve tarımdan yapay zekâya kadar ge­niş bir yelpazede çalışmalarımıza aktif katkı sunmaktadır. İş birli­ğimizi, küresel politika diyaloğu için önemli bir platform sağlayan OECD İstanbul Merkezi aracılı­ğıyla da derinleştirmeye devam ediyoruz. Yapısal reformlar ve iş ortamı konusunda odak nokta­mız, firmaların yatırım yapması­nı, büyümesini ve yenilik geliştir­mesini desteklemektir. Kapsam­da doğrudan yabancı yatırımlar üzerindeki düzenleyici engelle­rin azaltılması, iflas süreçlerinin sadeleştirilmesi ve üniversiteler ile iş dünyası arasındaki bağların güçlendirilmesi yer alıyor.”

Gelişmekte olan piyasalarda yatırımcı davranışlarının değiş­tiğini belirten Cormann, Türki­ye’nin uzun vadeli yatırım pers­pektifiyle ayrıştığını vurguladı: “Gözlemlediğimiz temel değişim, gelişmekte olan ülkelerden genel bir geri çekilmeden ziyade ülke­ler arasında daha güçlü bir ayrış­manın ortaya çıkmasıdır. Artan jeopolitik belirsizlik ortamın­da küresel yatırımcılar sermaye­lerini yönlendirecekleri ülkeler konusunda daha seçici davranı­yor. Türkiye’nin konumu, birçok benzer ülkeye kıyasla kısa vade­li akımlardan ziyade uzun vadeli yatırımlara daha güçlü vurgu ya­pılması sayesinde desteklenmek­tedir.”

Para ve maliye politikasında “güçlü koordinasyon” vurgusu

Fiyat istikrarının sürdürülebi­lir büyüme için tek yol olduğunu hatırlatan OECD Genel Sekre­teri, politika yapıcılara şu mesa­jı verdi: “Enflasyon hedefe kalıcı olarak yaklaşana kadar para poli­tikasının yeterince sıkı tutulma­sı gerekmektedir. Maliye ve para politikaları arasında güçlü bir ko­ordinasyon sağlanmalıdır. Kalıcı fiyat istikrarının sağlanması Tür­kiye ekonomisine önemli fayda­lar sunacaktır. Güveni artıracak, ekonomik bozulmaları azaltacak ve daha sürdürülebilir büyümeyi destekleyecektir.”

“Mevcut program meyvelerini veriyor”

Türkiye’nin ekonomi yönetimi tarafından uygulanan dezenflasyon programına tam destek veren Cormann, “Türkiye’nin enflasyonla mücadele programı çalışmaktadır ve aşamada öncelik politika rotasını değiştirmek değil, mevcut programı kararlılıkla tamamlamaktır. Enflasyon beklentileri de paralel şekilde düşmüştür. Enerji ve emtia fiyatlarındaki gelişmeler gibi küresel riskler devam ederken, uzun vadeli ve istikrarlı sermayeye odaklanan ekonomiler daha güçlü bir konum elde edebilir. Çerçevede Türkiye’nin üretim ve yatırım merkezi olma rolü daha da güçlenebilir” ifadelerini kullandı.

Kaynak: DÜNYA - İSTANBUL