30-30-30 formülü biyoçeşitliliği ve ekonomiyi koruyacak

Küresel iklim krizinin etkileriyle yükselen hava sıcaklıkları, azalan nem ve şiddetlenen rüzgârlar ormanlarımızı barut fıçısına çeviriyor. Yeşil ekonominin temel direği olan orman varlığımızı korumak için bilim insanları meteorolojik verilere dayalı yeni alarm sistemleri çağrısı yapıyor.

Dünya'yı haber kaynağınız olarak eklemek için tıklayın!
30-30-30 formülü biyoçeşitliliği ve ekonomiyi koruyacak

Orman yangınlarında kritik eşik olarak kabul edilen koşullar, ekolojik yıkımın yanı sıra milyarlarca liralık ekonomik kayba yol açarak sürdürülebilir geleceğimizi tehdit ediyor.

Sürdürülebilirlik ilkeleri­nin merkezinde yer alan doğal sermayemiz ve or­man ekosistemlerimiz, iklim krizinin derinleşen etkileriy­le her geçen gün daha büyük bir tehdit altına giriyor. Dün­ya genelinde yaşanan aşırı ha­va olayları, orman yangınları­nın hem frekansını hem de etki alanını genişleterek milyarlar­ca dolarlık ekonomik kayba ve telafisi imkansız biyoçeşitli­lik krizlerine yol açıyor.

Tür­kiye’de de yangın riski sezonu iklim değişikliğinin etkisiyle eylül ayına kadar uzarken, eko­sistem hizmetlerinin sürekli­liği için bilimsel verilere dayalı erken uyarı mekanizmalarının ve iklim dirençli yönetim stra­tejilerinin hayata geçirilmesi kritik önem taşıyor.

Kritik sezon uzuyor

Türkiye’de orman yangını tehlikesinin genellikle 1 Ma­yıs-1 Kasım döneminde yük­seldiğini belirten İstanbul Üniversitesi-Cerrahpaşa Or­man Fakültesi Orman Mühen­disliği Bölümü Başkanı Prof. Dr. Doğanay Tolunay, özellik­le haziran, temmuz ve ağustos aylarında meteorolojik koşul­ların yangınların çıkışı ve ya­yılması açısından daha kritik hale geldiğini vurguladı.

İklim değişikliğiyle yüksek yangın riskinin eylüle kadar uzayabildiğine dikkati çeken Prof. Dr. Doğanay Tolunay, meteorolojik veriler ışığında riskin yükseldiği dönemlerde alarm seviyesinin artırılması gerektiğini ifade ederek, “Ha­va sıcaklığının 30 derecenin üzerinde, nemin yüzde 30’un altında ve rüzgâr hızının sa­atte 30 kilometrenin üzerin­de olduğu 30-30-30 kura­lı olarak bilinen koşullarda yangın riski çok yüksek sevi­yeye çıkar” dedi.

Bu koşulların oluştuğu böl­gelerde herkesin yangına kar­şı çok dikkatli olması gerek­tiğini dile getiren Tolunay, erken uyarı ve toplumsal far­kındalık mekanizmalarının önemine dikkat çekerek söz­lerini şöyle sürdürdü: “Yeşil, sarı ve kırmızı şeklinde bir risk sistemi oluşturulacaksa, 30-30-30 koşullarının yaşan­dığı günlerde kırmızı alarm seviyesinde uyarılar yapıl­malı. Uyarı yapmak tek başı­na yeterli değil, orman içinde veya kenarında yaşayanların alarm verildiğinde ne yapa­cağını bilmesi gerekiyor. Bu­nun bir yangın kültürüne dö­nüşmesi ve toplumda otoma­tikleşmesi lazım.”

Rüzgâr yıkıcı etkiye sahip

Kurutucu rüzgârların bitki örtüsündeki nemi azaltarak yangın riskini artırdığının al­tını çizen Prof. Dr. Doğanay Tolunay, bölgesel rüzgâr di­namiklerine işaret etti. Akde­niz Bölgesi’nde kuzeydoğu­dan esen poyrazın, Karade­niz’de ise güneybatıdan esen lodos karakterindeki rüzgâr­ların yangın oluşumu ve yayı­lımında özellikle etkili oldu­ğunu vurguladı.

Yerel rüzgârların takibi kritik önem taşıyor

Orman ekosistemlerinde yangın riskini belirleyen en kritik unsurlardan biri bölgesel rüzgâr yönleri. Akdeniz kuşağında kuzeydoğudan esen poyraz, havadaki nemi hızla emerek örtü tabakasını kurutuyor. Karadeniz Bölgesi’nde ise güneybatı yönlü lodos rüzgârları benzer bir fön etkisi yaratarak yangınların yayılma hızını katluyor. Yerel rüzgâr rejimlerinin anlık takibi, potansiyel yangın hatlarının önceden tahmin edilmesinde hayati rol oynuyor.

Yangın kültürü ve adaptasyon

İklim krizine karşı toplumsal dirençlilik inşa etmek, sadece teknik ekipmanla değil, toplum düzeyinde kazanılan davranış biçimleriyle mümkün. ‘Yangın Kültürü’, orman içi ve sınırı yerleşim yerlerinde yaşayan bireylerin, meteorolojik alarm durumlarında alacağı aksiyonları otomatikleştirmesini hedefler. Erken tahliye protokolleri, riskli günlerde açık alanda ateş kullanımının kısıtlanması ve yerel gönüllü ağlarının aktif tutulması bu kültürün temel saç ayaklarıdır.

Kaynak: DÜNYA - İSTANBUL