Sektörler Konuşuyor - Enerji

AHK Türkiye ile Dünya Gazetesi iş birliğinde “Sektörler Konuşuyor” panel serisinin beşincisinde  “Enerji” sektörü ve yenilenebilir enerji konuşuldu.

DÜNYA Haber Merkezi
YAYINLAMA
GÜNCELLEME

AHK Türkiye ile Dünya Gazetesi iş birliğinde “Sektörler Konuşuyor” panel serisinin beşincisinde “Enerji” sektörü ve yenilenebilir enerji konuşuldu. Panele; EnBW Yürütme Kurulu Üyesi Buğra Borasoy, KfW IPEX Bank Türkiye Temsilcilik Ofisi Direktörü Yasemin Kuytak, Siemens Türkiye’den Zafer Gürsoy ve Limak Holding Yönetim Kurulu Üyesi Birol Ergüven konuk oldu.

“Yaşanan nüfus artışı, yeni zorluklar ve fırsatlar doğuracak”

Artan nüfusla birlikte daha çevre dostu bir yaşamın peşinden koşmamız gerektiğinin altını çizen,AHK Türkiye Zafer Koç, “Dünya genelinde bir nüfus artışıyla karşı karşıyayız. Biz bundan kaynaklı yeni zorluklar ve yeni fırsatlar doğacak. Alıştığımız yaşam kalitesinden ödün vermeden, daha çevre dostu bir yaşamın peşinden koşuyoruz. Şirketler daha verimli ve daha çevre dostu üretim modellerini ortaya koymaya çalışıyorlar. Devletler, vatandaşların refah seviyelerini yükseltmeye çalışıyorlar. Diğer taraftan ise yeni büyüme modelleri aramaktalar. Değerli konuklarımızın tüm bunlara katkıda bulunacaklarını ve yapacakları konuşmalarla ufkumuzu açacaklarını düşünüyorum” ifadelerini kullandı.

“2002-2018 arasında 40 milyar dolar yatırım yapıldı”

Türkiye’de 2002’den bu yana yenilenebilir enerji alanında ciddi ilerleme kaydedildiğini belirten EnBW Yürütme Kurulu Üyesi Buğra Borasoy, “Enerji dönüşümü; fosil yakıtların sürdürülemez kullanımından, yenilenebilir enerji kaynaklarını kullanarak sürdürülebilir enerji tedariğine geçiştir. Enerji dönüşü; Elektrik, ısı ve ulaşım sektörlerini kapsamaktadır. Dönüşüm elektrik sektöründe en ileri seviyededir. Enerji dönüşümünü kapsayan sürdürülebilir enerji kaynakları arasında bioenerji, jeotermal enerji, hidroelektrik, güneş enerjisi ve rüzgar enerjisi yer alır. Dönüşümün amacı, geleneksel enerji sektörünün neden olduğu ekolojik, sosyal ve sağlık sorunlarını düşük seviyeye indirilmesi ve fosil yakıt kullanımının sona erdirilmesidir. Fosil yakıtlarının sınırlı olması da bu dönüşümün önemli nedenlerinden biridir. Ayrıca insan kaynaklı küresel ısınmada enerji sektöründe karbon emisyonlarını düşürülmesi de özellikle önemlidir. Dönüşümün temel unsuru sadece yenilenebilir enerjilerin arttırılması değildir. İlave olarak enerji depolama sistemlerini yapımı, enerji verimliliğindeki artış ve enerji tasarrufu önlemlerinin uygulanmasıdır. Türkiye’de bu alanda yapılanları enerji sektörüyle sınırlandırırsak; Ülkemizin yenilenebilir enerji üretim kapasitesi 2002’den bu yana önemli artış göstermiş, 2010 yılından itibaren ise rüzgar ve güneş enerjisi başta olmak üzere hidroelektrik dışındaki yenilenebilir enerji kaynakları toplam kurulu güç içindeki payı da artmıştır. 2020 sonu itibariyle Türkiye’nin toplam kurulu gücü içinde yenilenebilir kaynakların oranı yüzde 52’ye ulaşırken, üretim içindeki yenilenebilir kaynakların payı yüzde 43 olmuştur. Türkiye önemli bir dönüşümün gerçekleştiği 2002-2018 döneminde yenilenebilir enerji üretimine toplam 40 milyar dolar yatırım yapmıştır. Yatırımlar için çoğu banka kredisi olmak üzere 28 milyar dolar tutarında öz kaynak harici finansman sağlanmıştır.

Yeşil mutabakat, Avrupa Birliği Komisyonu’nun önceliğidir. İklim nötrlüğünü, sürdürülebilir bir ekonomiye ulaşmak ve rekabeti korumak için çok kapsamlı hazırlanmış bir stratejidir. Yeşil mutabakatın ana hedefini ve faydalarını şöyle sıralayabiliriz; 2050’ye kadar AB’de iklim nötrlüğüne ulaşmak, gelecekte AB’nin rekabet gücünü arttırmak ve çevreyi güvence altına almak. Yeşil mutabakat sadece enerji dönüşümünü değil, tüm toplumu ve ekonomiyi dönüştüren planları da kapsamaktadır. Bu kapsamda 2040 yılına kadar enerji sektöründe iklim nötrlüğünü öngörmektedir. Bu kapsamda 2030’da 60 GKW, 2050 yılına kadar ise 300 GKW açık deniz rüzgarı devrede olacaktır. Şu an ise sadece 22 GKW devrededir. Bu ciddi bir artıştır ” dedi.

“Yenilenebilir enerji sektöründe aktif rol aldık”

Türkiye’deki yenilenebilir enerji sektörünün gelişmesi aşamasında aktif rol aldıklarını söyleyen KfW IPEX Bank Türkiye Temsilcilik Ofisi Direktörü Yasemin Kuytak, “Enerjide dönüşüm devletlerin de insiyatifiyle yapılması gereken bir şey. Benim burada temsilcisi olduğum KFW IPEX-Bank, Alman devletinin finans kuruluşu. Burada tabii KFW IPEX-Bank’ın duruşu Almanya’nın duruşuyla paralel; enerjide dönüşümün desteklenmesi yönünde. Bu kapsamda fosil yakıt olarak en öne çıkan kömür bazlı santraller, 2019 yılından beri banka stratejisi olarak benimsenmiş bir şekilde; bundan sonra kömür bazlı santrallere finansmanında yer almayacağımız açıklanmıştı. Aynı şekilde yenilenebilir enerji kaynaklarıyla enerjinin üretilmesi noktasında önemli finans destekleri sağlıyoruz. Aynı şekilde biz de Türkiye’deki portföyümüze bakarsak, yarısı enerji projelerinden oluşuyor. Bunun yüzde 90’ı yenilenebilir enerji alanında. Hem Avrupa’daki tedarikçilerin buradaki üretimi desteklenmesi hem de enerjideki yeşil dönüşümün desteklenmesi alanında bizler bunu çok önemsiyoruz. Finans kuruluşlarının bu noktada aldığı insiyatiflerin dönüşümü hızlandıracağını düşünüyoruz. Bundan sonra en azından finans kuruluşlarını tarafından fosil yakıtlı enerji üretiminde desteğin azalacağını düşünüyorum.

Geçmişte, alım garantilerinin de etkisiyle çok ciddi bir finansman sıkıntısı yaşanmadı. Özellikle bizim gibi yabancı finans kuruluşlarının destekleriyle ekipmanlar yurt dışından geldiği için bunları daha rahat finanse edebildik. Bu kuruluşların destekleri bizim için önemli; Türkiye’nin bir risk kategorisi var. OECD kapsamında, yabancı bankaların ülke limitleri dahilinde alabilecekleri riskler belli. Bu ihracat kalitesi kuruluşlarının destekleriyle, biz bu riskleri daha fazla alabiliyoruz. Bu kapsamda, hem biz hem diğer yabancı bankalar yenilenebilir enerji sektöründe aktif olarak rol aldık” ifadelerini kullandı.

“Yeni kurulan kömür santrallerine hizmet vermeyeceğiz”

Siemens Türkiye’den Zafer Gürsoy, “Enerji deyince teknolojiler çok geniş bir yelpazeye yayılıyor. Ben daha ziyade elektrik üretim teknolojileriyle ilgili kesit vermek istiyorum. Global trendler var, bunlar 4D dediğimiz “Demand Growth”, “Decarbonization”, “Digitalisation”, “Decentralisation” olarak özetlenebilir. Son 10 seneye baktığımız zaman, çevreyi korumak adına özellikle yüksek verimli teknolojilerin konuşlanması gözetiliyor. Teknoloji tedarikçisi firmalar enerji üretme ekipmanlarında yüksek verimliliği hedefliyorlar. Türbin gruplarında son 10 senede doğalgaz çevirim santrallerinde verim değerleri yüzde 58-59 seviyesindeydi. Bugün itibariyle bu sayısı yüzde 64 seviyesine yükseldi. Burada verimin artışı daha az yakıt tüketilmesiyle eş değer oluyor. Bu şekilde çevreyi daha az kirletiyorsunuz. Kömür santrallerinde de verimi arttırmak için son 10 senedir çalışmalar var. Verim yüzde 30 seviylerinden, 47-48 seviyelerine yükseldi. Yapılması gereken ilk şey bu verimi arttırmak. Bu sene başında şirketimiz tarafından yapılan açıklama belirtildiği gibi; Biz Siemens Enerji olarak, artık yeni kurulmuş kömür santrellerine hizmet veremeyeceğiz. Burada tüm dünyada dile getirilen karbonsuzlaştırma trendini biz de desteklemeye çalışıyoruz.

Enerji üretim teknolojileri deyince, konvansiyonel ve yenilenebilir teknolojiler var. Türkiye’deki sanayi de bunların ikisine de cevap verebilecek nitelikte. Bunu şöyle açayım; Yüksek verimli ve büyük kapasiteli türbin gruplarında, Türkiye’de geliştirebildiğimiz bir teknoloji yok. Bazı alt sanayiler, global firmaların çeşitli alt sistemlerini üretebiliyorlar.

Şu anda maalesef dünya çapında teknoloji üretip bunu ihraç edecek bir pozisyonumuz maalesef yok. Daha küçük ve orta ölçekli enerji tesislerinde, bazı ekipmanları Türkiye’de rahatlıkla üretebiliyoruz.  Bunun dışında yenilenebilir enerji tarafında; rüzgar tribünü, çelik kuleler, solar paneller Türkiye’de üretilebiliyor” ifadelerini kullandı.

“En düşük maliyetli yöntem güneş enerjisi”

Geçtiğimiz 10 yıllık süre zarfında gelişen teknolojiler sayesinde en düşük maliyetli enerji üretim şeklinin güneş enerjisi olduğunu belirten Limak Holding Yönetim Kurulu Üyesi Birol Ergüven, “Son 15 senede elektrik piyasasında yaşanan gelişmeler, piyasa anlamında liberal piyasanın temel unsurlarını Türkiye’ye getirdi. Burada realiteye de bakmak gerekiyor. Son 15 yılda bu alana yatırım yapan yatırımcılar, elektrik fiyatlarının artış yaşamasından dolayı kredilerini ödemekte zorlanıyor. Bugün piyasanın ağırlık yatırımcısı özel sektör de olsa, hala en büyük elektrik üretim şirketi kamuya ait. Kamu burada fiyatları belirleme gücüne sahip. Buradan yola çıkarak, piyasa oluşan fiyatları belirlemek için ideal durumda her şirket kendi maliyetini gözeterek teklif vermesi gerekirken, kamu elindeki santrallerin büyük bir kısmı yatırımlarını çoktan çıkarmış ve çok daha düşük maliyetle dönen santraller. Sonuçta çıkan fiyat ise, yatırımcıları tatmin eden bir fiyat değil. Bu uzun süredir devam eden bir problem. Bunu kısmen gidermek için bazı kapasite mekanizmaları devreye sokuldu. Bunlar bir miktar rahatlama da getirse, bence sistem için gerekli olan; doğalgaz çevirim santrallerinin Türkiye’nin ihtiyacından dolayı öncelikle yatırımcı borçlarını ödemesi gerekir.

Öncelikle yenilenebilir enerjiyle ilgili bir konunun altının çizilmesinin faydası var. Bundan 10-15 sene önce yenilenebilir enerji, en pahalı enerji kaynağıydı. Şu anki üretimin maliyetinin 10 katıydı maliyetler. Haliyle orada yapılan şey dünyaya iyilikti ve teknolojinin gelişmesi için ödenen bir bedeldi. Fakat bugün yenilebilir enerji özellikle güneş enerjisine baktığımızda, dünyanın en ucuz enerji kaynağı haline geldi. Yani bugün yatırımcının güneşten enerji üretmek için herhangi bir desteğe ihtiyacı yok. Bu çok önemli bir gelişme. Dolayısıyla Türkiye gelecekte ne yapmalı diye sormak gerekiyor. Biz daha fazla yenilenebilir enerji, özellikle güneş enerjisi yatırımı yapmalıyız. Bunu yaparken, bir noktaya ciddi bir yatırım yapmayı değil, dağıtılmış olarak yapmalıyız ki tüm sistemdeki iletim dağıtım şebekesi üzerine de az yük binsin, kayıplar az olsun, daha fazla kendi enerjisini üreten kişiler ortaya çıksın. Türkiye bugün 100 KW’a yakın enerji üretiyor. Bunun yarısına yakınını kullanıyor. Buradan fazla yatırım yapıldığı anlamı çıkmasın. Dünyada toplam elektrik tüketiminin önemli bir kısmını yenilenebilir enerjiden elde eden nadir ülkelerden biriyiz” dedi.