Empresyonizm’in ustaları Hamburg Kunsthalle’de…

Hamburg, Almanya’nın en sevdiği kentlerinden birisi… Bu kez de saatlerce dolaştım kentin sokaklarında, limanında, bahnhof’unda… Ama esas gidiş nedenim, Modern Sanatlar Müzesi’nde (Kunthalle) 7 Kasım’da açılan İzlenimcilik (Empresyonizm) sergisiydi…

YAYINLAMA
GÜNCELLEME

YAŞAM KEYFİ - FARUK ŞÜYÜN

Hamburg, Almanya’nın en sevdiği kentlerinden birisi, hatta birincisi… Ülkenin en büyük ikinci, AB'nin sekizinci büyük şehri… Çok yönlü yaşamak; kültür, sanat, doğayla başbaşa günler geçirmek mümkün.

Çocukluğumdan bu yana gemilere ve limanlara, tren garlarına ilgi duyarım… Baudelaire’in “Hüzün ve Serseri”sindeki gibi “Hey trenler, vapurlar beni burdan götürün!” diye mırıldanırım sık sık. Hamburg’da da hem dev bir liman, hem de kocaman bir gar (bahnhof) var…

Bu kez de saatlerce dolaştım kentin sokaklarında, limanında, bahnhof’unda… Ama esas gidiş nedenim, Modern Sanatlar Müzesi’nde (Kunthalle) 7 Kasım’da açılan İzlenimcilik (Empresyonizm) sergisiydi…

Kunsthalle

Öncelikle Kunsthalle’den söz etmek istiyorum.

30 bin metrekarelik alanda yer alan Kunsthalle, Almanya'nın en büyük sanat müzesi. İnşa edilen birkaç modern eklenti ile 19. yüzyılda yapılmış İtalyan Rönesans tarzı bir binada bulunuyor. Müzede; Rembrandt gibi ustalardan 19. yüzyıl ressamlarına, Pop Art akımdan çağdaş sanat eserlerine, Minimalizm, video enstalasyonları ve fotoğrafçılığa kadar Empresyonist ve Modernist eserler yer alıyor. Hamburg Kunsthalle'nin daimi koleksiyonu 8 yüzyılı içeren sanatı yansıtıyor ve Almanya'daki en önemli kamuya ait sanat koleksiyonları arasında gösteriliyor.
Müzenin koleksiyonunda 3 bin 500 resim, 500 heykel, 350 obje, 320 video, 348 ses çalışması bulunuyor. Kunsthalle, sanat üzerine kitaplar da yayınlıyor. Son beş yılda 80’den fazla kitap, müzenin koleksiyonunu eklenmiş. Yine bu süre içinde müze, 1 milyon 750 bin kişi tarafından ziyaret edilmiş.

“İzlenimcilik, Ordrupgaard Koleksiyonu’ndan Başyapıtlar”

Gelelim İzlenimcilik sergisine. Etkinlikte sergilenen Camille Pissarro, Édouard Manet, Edgar Degas, Alfred Sisley, Claude Monet, Berthe Morisot, Pierre-Auguste Renoir ve Eva Gonzales’in 60 başyapıtını bir arada görmek, çok sık rastlanabilecek bir fırsat değildi…


Sergi, Ordrupgaard Müzesi'nden gelen eserlerden oluşuyordu. Bu müzenin hikâyesi de enteresandı. 1953'ten beri devlet tarafından işletilen Danimarkalı müze koleksiyonunun temelini, 19. yüzyılın sonlarından itibaren sigorta şirketi direktörü Wilhelm Hansen ve eşi Henny tarafından toplanan sanat yapıtları oluşturuyordu. Hansen, İzlenimci ressamların her birinden 12’şer resim almıştı. Çift, kendilerini İzlenimciler’le sınırlamamış, aynı zamanda öncesi sonrasındaki dönemlerden eserler toplayarak Fransız resminin tüm yüzyılındaki gelişmelerin izlenebileceği bir koleksiyona imza atmıştı. Bu nedenle sergi, aynı zamanda Klasisizm ve Romantizm örneklerini (Jean-Auguste-Dominique Ingres ve Eugène Delacroix) ve Gustave Courbet, Camille Corot, Charles-François Daubigny ve Jules Dupré gibi önde gelen Fransız Realistlerinin eserlerini de içeriyordu.

“Rembrandt, Koleksiyondaki Başyapıtlar”

Müze’nin yeni bölümlerinde 1 Mart’a kadar sürecek sergiyi gezdikten sonra, halen süren özel sergilerini dolaşmaya başladım. Bunlardan birisi, 5 Ocak’a kadar devam edecek olan Rembrandt sergisiydi.
4 Ekim 2019, Rembrandt’ın ölümünün 350. yıldönümüydü (1606-1669). Bu vesileyle açılan sergide, müzenin Eski Ustalar ve Baskılar ve Çizimler Koleksiyonundan eserleri, örneğin “Tapınaktaki Simeon ve Hannah” (1627) ve “Lahey'deki Danıştay Sekreteri Maurits Huygens”i (“Esnaflar”, 1632), Rembrandt'ın erken döneminden iki şaheseri görme şansım oldu. Bunların yanında manzaralar, portreler de dahil olmak üzere yaklaşık 60 gravür sergileniyordu. Ve hepsi, belirttiğim gibi, Hamburger Kunsthalle’nin Baskı ve Çizim Koleksiyonu’nda yer alan Rembrandt’ın 300’den fazla gravürü arasından seçilmişti. Bu koleksiyonun ilginç yönü, Hamburg sanat tüccarı ve koleksiyoner Georg Ernst Harzen (1790-1863) tarafından, 150 yıl önce Kunsthalle'de sergilenmek üzere Hamburg şehir koleksiyonuna bırakılmış olmalarıydı.

“Edith Dekyndt / Atları da Vururlar”

Binanın en alt katındaki bu etkinlikten geçerek Empresyonizm sergisine tırmandım… 7 Haziran 2020’ye kadar süren serginin adı, Horace McCoy’un çok etkilenerek okuduğum romanı Atları da Vururlar ve ondan yola çıkarak Sydney Pollack’ın çektiği aynı adlı filmden geliyordu.

1930’ların ekonomik bunalımla boğuşan Amerikası'nda Gloria (Jane Fonda) ve Robert (Michael Sarrazin) yaşanan bunalım döneminin tükettiği, hayattan umutlarını kesmiş, çaresiz iki insandı. Bir gün ünlü bir aktris olmanın hayalini kuran Gloria ile Hollywood'ta yaşayan ve yönetmen olma çabaları başarısızlıkla sonuçlanan Robert'ın yolları kesişecekti. İkisiz de umutsuz durumda olan bu iki genç, dans maratonuna katılmaya karar vereceklerdi. Çiftlerin kazanmak için durmaksızın dans etmesi gerektiği bu insanlık dışı yarışmaya, Gloria ve Robert ne olursa olsun ümitsizlikle dolu hayatlarında son bir umut olarak sarılacak, bu yarışmadan vazgeçmeyerek koşulların bütün acımasızlığına rağmen ayakta kalmaya çalışacaklardı.
Edith Dekyndt’in aynı adlı eseri, düzenli aralıklarla çelik çivilerle delinmiş bir kadife perdeden oluşuyordu. Perde, Kunsthalle’nin zemin kat sergi alanının yarısı boyunca uzanıyor ve odanın duvarları boyunca devam ediyordu. Bir video, 1920'lerin dans maratonlarının arşiv görüntülerini gösteriyordu. Ağır perde, zengin bir şekilde döşenmiş odaların veya sofistike tiyatro performanslarının görüntüleri içinde, düzenli aralıklarla çakılan çiviler, kumaşı bir “demir perde”ye dönüştürerek kadife ile tezat oluşturuyordu.

“Tekrar ve Karşısında”

Yeni binanın en üst katında müzenin çağdaş sanat koleksiyonundan seçilen eserlerle oluşturulan Tekrar ve Karşısında’nın iki temel ilkesi: Tekrarlama ve Çelişki’ydi. Sergi hakkında yazılan açıklamada “Tekrar ve Karşısında koleksiyon sunumu, Hamburger Kunsthalle’nin koleksiyonunda düzenlenen çağdaş sanat eserlerinin keşfedilmesine, yeni ve yeniden keşfedilmesine olanak sağlıyor” deniliyordu. Etkinliği, 5 Ocak 2020’ye kadar izlemek mümkündü…

“Sınırsız Hikâyeler”

Salonlar arasındaki yolculuğum, 30 Ağustos 2020’ye kadar sürecek olan Sınırsız Hikâyeler ile sürdü. Açıklamalardan okuduğum kadarıyla sergideki eserler, 1960'lardan 2000'lere kadar sanat tarihini anlatmayı hedefliyordu. Eşitsizliğin eşzamanlılığını, çeşitli stil ve hareketlerin eşzamanlılığını ve üst üste binmesini anlatıyorlardı.

“Hamburg Sezesyonu’nun (Secession) 100 Yılı”

Disiplinlerarası Sanatçılar Birliği’nin 100. yıldönümünü kutlamak için, o dönemden örnekler, müzenin koleksiyonlarının galerilerde sergilenen eserlerinin ortasında sunuluyordu. 5 Ocak’a kadar sürecek olan sergi, Hamburg Sezesyonu üyelerinin sanat eğilimlerinin biçimlenme süreci hakkında da bilgi vermeyi amaçlıyordu. Eserler arasındaki etkileşim, 20. yüzyılın başlarında Hamburg'daki yüksek sanat kalitesini de ortaya koymayı hedefliyordu.

“Goya, Fragonard, Tiepolo / İmgelem Özgürlüğü”

Müzenin galerileri arasında saatler süren yolculuktan izlenimlerimi, 13 Aralık’ta açılacak olan “Goya, Fragonard, Tiepolo: İmgelem Özgürlüğü” sergisi haberi ile noktalamak istiyorum. Francisco José de Goya y Lucientes (1746–1828), Jean-Honoré Fragonard (1732-1806) ve oğlu Giovanni Battista Tiepolo (1696–1770) serginin konukları. Etkinlik, büyük ulusal ve uluslararası müzelerden yaklaşık 100 önemli resim ve grafik sanat eserini bir araya getiriyor. Sergi, 13 Nisan 2020’ye kadar gezilebilecek…