Seyahat rotamda bu kez Düzce vardı

81. vilayetimiz Düzce öyle bir yer ki merkezinden yarım saat sonra denizde, yarım saat sonra yaylalarda ve mağaralarda, yarım saat sonra ormanlarda şelalelerin başındasınız.

YAYINLAMA
GÜNCELLEME

İstanbul’dan da Ankara’dan da yola çıksanız iki saat civarında ulaşacaksınız, çünkü iki kentimizin arasında, ortada… Öyle bir yer ki merkezinden yarım saat sonra denizde, yarım saat sonra yaylalarda ve mağaralarda, yarım saat sonra ormanlarda şelalelerin başındasınız. Düzce’den söz ediyorum. Antik zenginlikleri, doğa harikaları ve kültürel varlıkları ile gezip görmeye değecek, ama pek bilmediğimizden ihmal ettiğimiz 81. vilayetimizden. İstanbul Ankara arasındaki yolculuklarda sapağından geçerken bir türlü merak edip uğramadığımız şehirden.

Düzce Belediye Başkanı Dr. Faruk Özlü, kentin tüm değerlerinin hem Türkiye’de hem de uluslararası alanda bilinirliğini artırmak amacıyla “Rotamız Düzce” temasıyla düzenlediği etkinliğe davet edince hemen kabul ettim. Kuzeyde Akçakoca ve deniz, güneyde şelaleler, mağaralar, göller ve tabiat parkı; sofralarımızda Kafkasya bölgesinin yemekleri ile harika geçen iki gün yaşadık.

Başkan Dr. Faruk Özlü

Başkan’la Mutfak Sanatları Merkezi’nde (MSM) yöresel ve mevsimsel ürünlerle hazırlanan sabah kahvaltısında buluştuk. Düzce’nin güzelliklerinin ve gastronomi kültürünün hem ülkemizde hem de dünyada tanınması için çalışmalarına hız verdiklerini söyleyen Dr. Faruk Özlü, Mutfak Sanatları Merkezi ile gastronomi alanında ilk adımı attıklarını belirtti. Dr. Özlü, “Düzce, çok zengin demografik yapıya sahip butik bir şehir. Türkiye'de yaşayan farklı etnik gruplar burada. Biz şehrimizde bu yapıyı birleştirmeye gayret gösterdik. Düzce’de bulunan tüm etnik grupların yemeklerini bir sofrada buluşturduk ve bu zenginliği gelecek nesillere taşıyacak eşsiz bir kitap olan Düzce Yemekleri kitabını yayınladık. Bununla birlikte Mutfak Sanatları Akademisi bünyesinde düzenlediğimiz çeşitli workshop’lar ile eğitimlere başladık. Bu adımlar kentimizin gastronomisi adına çok ciddi bir başlangıç oldu. Bundan sonra Düzce'yi gastronomi konusunda tanıtmak için daha çok çalışacağız” dedi.

Rafting ve şelale

MSM’deki programın ardından Cumayeri Rafting alanına geçtik. Burasının Türkiye’nin en kolay ve başlangıç seviyesi için uygun suyu olduğu söylendiyse de ben, varış yerinde ağaçların gölgelerine sığınıp kuş sesleri eşliğinde Melen Çayı’nı seyretmeyi tercih ettim. Pek çoğu ilk kez rafting yapan arkadaşlarımız, yaşadıklarının çok heyecanlı ve keyifli olduğunu söylediler.

Cumayeri’nde yaşanan rafting macerasının ardından Düzce’nin güney kesiminde yer alan Aydınpınar Şelalesi’ne geçtik. Ağaçların içinde saklı bir cennet olarak nitelendirilen Aydınpınar Şelalesi yakınındaki dinlenme tesisinde lezzetli peynir ve tereyağları demli çaylar eşliğinde bizi bekliyordu. Kısa bir patikadan su sesine doğru yürüdüğümüzde günün boğucu sıcağından neredeyse üşütecek bir serinliğe geçtik. Tam şelalenin dibindeydik ve ağaçların koyu gölgesinde sanki akşam olmuştu…

Akşam yemeğimiz, Düzce’nin tam ortasında otantik ve yöresel yemekleriyle ün salmış Binef At Çiftliği’ndeydi. Bölgede yaşayan Türk, Kürt, Tatar, Laz, Gürcü, Boşnak, Çerkez ve Abhazların yemek kültürlerinden örneklerden oluşan bir menü sunuldu. Programa Düzce Üniversitesi Rektör Vekili Prof. Dr. İlhan Genç de katıldı, Düzce’de barış içinde yaşayan etnik grupların dernek başkanları da Düzce’de yaşattıkları kültürleri hakkında bilgiler verdi.

Akçakoca

Gece, Düzce’ye 20 kilometre uzaklıktaki Sazköy’de bulunan Tekir Köy Evi’nde kaldık. Konukların bir bölümü ise geceyi Akçakoca’da geçirdi. Yeri geldi bu güzel sahil kasabasından da söz etmek istiyorum:

1950’li yıllarda deniz ve karavan turizmi ile ülkemizde ilk turizm hareketinin başladığı Düzce’nin denize kıyısı Akçakoca; denizi, kumu, balıkçı barınağı, her mevsimin özelliğine göre balık çeşitleri, gün batımı, sivil ve dini mimarisi, dağ çileği, kestane balı, fındığı, kilometrelerce uzanan plajları ve şifalı kumu, yemyeşil bitki dokusu, piknik ve mesire alanları, tarihi anıt ağaçları, tarihi Ceneviz Kalesi, mağarası, şelaleleri ve yöresel ağız tatları ile tanınıyor. Mutlaka görülmesi gereken yerler arasında.

Düzce tarihinin gün yüzüne çıktığı 10 bin seyirci alan antik tiyatro, arkeologların verdiği bilgiler eşliğinde gezildi.

Siyah pirinç pilavı

“Rotamız Düzce” gastronomi gezi programında, Şef Ethem Sassin’in Düzce Organize Sanayi Bölgesi’nde yer alan restoranında geleneksel lezzetleri modernize ederek hazırladığı tadım menüsü; şehir gastronomisinin ilham verici yönünü öne çıkardı. Karalahana Çorbası, Bademli Siyah Pirinç Pilavı ve yöresel lezzetlerden oluşan öğle yemeği çok başarılıydı. Yemek sonrası Düzce mutfağının geliştirilmesi ve kentin gastronomi konusunda daha da etkin hale getirilmesi için konuştuk. Yemek, Kafkas mahalli danslarıyla renkli biçimde sona erdi.

Rotanın son durağı ise akşam yemeği için Yeşilyayla Köyü oldu. Konuklar ve tabii ki ben, Düzce’nin doğru tanıtılmasıyla Türkiye’nin önemli gastronomi ve gezi destinasyonlarından biri olacağı konusunda hemfikir olarak İstanbul’a döndük.