7 °C

Ali Yücelen: Umut hep var

TÜGİAD Başkanı Ali Yücelen, bir koltukta çok karpuz taşıyanlardan. Ticari başarılar ile manevi dünyanın dinamiklerini dengelemeye önem veriyor. Yücelen, "Gençlerden umutluyum, umut hep var. Onlar daha iyi bir dünya kuracak" diyor.

Ali Yücelen: Umut hep var

Koltuğunun altına çok karpuz sığdıranlardan Ali Yücelen. İşletme ve finans eğitiminin yanı sıra siyasal bilgiler alanında doktora yapıyor. Şirketi Yücelen Grup çatısı altında yazılım, akaryakıt, lojistik ve gıda işletmeciliği gibi alanlardaki yatırımları yönetiyor. Bir yandan babası, içişleri eski bakanı merhum Rüştü Kazım Yücelen’in de etkisiyle politikayla dirsek teması hiç kesilmezken bir yandan da iş dünyasının tam göbeğinde boy gösteriyor. Beş yıldır TÜGİAD’ın Genel Başkanlığını yürüten Ali Yücelen, Avrupa Genç İşadamları Konfederasyonu’nda (JEUNE) Başkan Yardımcısı olarak yurtdşında da aktif rol alıyor.

Fotoğraflardaki kaslı kollara bakıp onun spor salonlarından çıkmadığını düşünebilir, bu kadar şapkanın hakkını spor salonlarından nasıl verdiğini sorgulayabilirsiniz. Kendisiyle geçirdiğimiz bir öğleden sonranın verdiği tecrübeyle diyebilirim ki, kariyerinde böylesine hızlı koşması için sıkı kondüsyona ihtiyacı var. 1974 doğumlu işadamını tanımlayan özelliklerden biri de fanatik bir memleket düşkünü olması. Mersin’in Anamur ilçesinde doğan Yücelen, kendini en çok burada huzurlu ve mutlu hissettiğini söylüyor.

Ali Yücelen’le Ankara’da, iş dışındaki hayatını konuştuk. Başkentteki Sabah Yürüyüşümüzde hayatındaki kırılma noktalarından, beslenme programına kadar her telden çaldık.

- Hayatınızda “en iyi okul” dediğiniz yer neresi?

İş Bankası Teftiş Kurulu, kesinlikle benim için okuldur. Babamın konumundan dolayı bir kamu kurumunda çalışmam yakışık almazdı. O nedenle Amerika’da yüksek lisansımı tamamladıktan sonra İş Bankası’na girdim. Teftiş Kurulu’nda geçirdiğim süreçte çok şey öğrendim.

- Sonra akaryakıt sektörüne girmek nereden aklınıza geldi?

Ben üç kardeşin en büyüğüyüm. Farklı şeyler yapmayı, aynı anda birçok yerde olmayı seviyorum. Akaryakıt da dede mesleğimiz sayılır. Doktoramı yaparken bir fırsat çıktı karşıma ve çıkmaz sokakta, işlek olmayan bir yerde bir istasyonu kiraladım. 2003 yılıydı, Fikret Petrol’ü kurdum. Dersten çıkınca istasyona gidiyordum. Nakliyeciler Sitesi’ne yakındı. Elime çantayı alıp esnafa satış yapıyordum. Sonra bir de baktım ki aynı zamanda bölgedeki esnafın finansal danışmanı oluvermişim.

- Hayatınızda iz bırakan olaylar nelerdir?

Altı yaşında büyük bir trafik kazası geçirdim. Yaşamın ve ölümün ne olduğunu öğrenmem açısından benim için bir kırılma noktası olmuştur bu kaza. Hayatta her şeyin olabileceğini fark etmemi sağladı. İkinci olay babamın Mesut Yılmaz ile Makedonya’da geçirdiği trafik kazasıydı. Ölüm haberi gelmişti, sonra uzun süre tedavi gördü. Bu iki olay bana hayattayken ölümün provası gibi gelmiştir. Üçüncü olay da 2003’te kendi şirketimi kurmam oldu.

- Bir politikacının oğluydunuz, ailenin sizden beklentisi farklı olmalı?

Haklısınız. Babam benim rol modelimdir. Ailem de ticarete atılmamı istemedi. Akademisyen ya da diplomat olmamı istediler hep. Diplomat olmayı hiç aklımdan geçirmedim ama akademisyenliğe sıcak bakıyordum. Her şeyi akışına bırakmak lazım. Bana göre hayatın iki çarpanı var: pozitif ya da sıfır. İkisine de “nasip” denir.

- Kaderci misiniz? Biz zor bir coğrafyanın çocuklarıyız. Bu konuda İnşirah Suresi’nde bir ayet bana kılavuzluk eder. Der ki; "Her güçlükle birlikte gelen bir kolaylık, bir hayır, güzellik vardır". Elbette sıfırla çarpıldığımı, sıfırlandığımı düşündüğüm anlar oldu ama nefsimi kontrol etmeyi öğrendim ben. Mücadele her gün yeniden başlar. Körü körüne risk almam, ölçer tartarım. İnanıyorsam da sonuna kadar giderim.

- İnatçısınız yani?

İnadımı ticarette kullandığım söylenemez. Kumar gibi bakmam ticarete. Matematiksel temele dayandırmaya çalışırım. İnadımı topluma faydalı işlerde kullanırım.

- En çok neyle gurur duyarsınız?

Çocuklarımla. Onları manevi tarafları olan, Atatürkçü, duyarlı insanlar olarak yetiştirdim. Şirketimle de gurur duyarım. Bir gün dünyada nadir ürün ve hizmetleri geliştirebilen özel bir şirket ortaya koymak istiyorum. Bunu da yazılımla yapmayı planlıyorum. Bu nedenle Türk mühendislere yatırım yapıyor, Ar- Ge’ye önem veriyorum. Hayalim biraz ütopik görünebilir, çünkü Türkiye’de şartlar bu tip inovatif ürünlerin ortaya çıkmasını zorlaştırıyor, yeterli ekosistem oluşmuş değil. Yine de yazılım benim için sadece bir iş değil, zevk; bu alandaki kayıplarımı çok önemsemiyorum.

- Buna örnek verebileceğiniz bir çalışma var mı şu anda?

Gıda ürününün içeriğini okuyan bir sistem geliştirdik. Telefona yüklenen bir aplikasyon bu. İnsanların tüketim tercihleri telefona yükleniyor. Buna göre alışveriş yapmaları sağlanıyor. İhtiyaç duymadığı da kullanmayacağı ürünü alması engelleniyor. Örneğin diyet yapıyorsanız programı bozacak alımlarda uyarı veriyor. Bu sistem ayrıca markalar arasında şeff af bir karşılaştırma yapılmasını da sağlıyor. Örneğin sıvı yağ reyonuna gittiğinizde markaların fiyatlarından içeriğindeki emülgatörlere kadar her türlü kıyaslamayı listeliyor. Yurtdışında sistemin benzerleri var, biz de çalışıyoruz.

- Kendinizi yargılayabilenlerden misiniz? Evet ve bunun çok önemli olduğunu düşünürüm. İnsan kendini yargılayabilir ama cezalandıramaz. Ben de önce iç aynamıza bakıp sonra başkalarından beklentiye girmemiz gerektiğini düşünürüm. Dostlarımdan da iç aynalarına bakmalarını beklerim hep.

- Peki çocuklar? Çocuklarınızdan beklentiniz nedir?

Onları manevi tarafı güçlü insanlar olarak yetiştirdim. Şimdi onlara “ne olmak istiyorsunuz” diye sorduğumda “mutlu olmak istiyoruz” diyorlar. Benim de hedefim bu. Mutlu olmalarını istiyorum.

- Siz mutlu bir insan mısınız?

(Düşünüyor) Umutluyum diyelim. Mutluluk anlık bir duygu. Bence kalıcı olan şükürdür. Tüm anlarımız için teşekkür etmek gerektiğini düşünürüm. Küçücük çocukların sokakta ekmek aradıkları, burnunuzun dibinde katledildikleri, hakir görüldükleri bir dünyada şükretmek dışında bir ifadenin bana yakışmayacağını düşünüyorum. İnşallah gençler çocuklarını bundan daha iyi bir dünyada büyütürler. İşte bundan umutluyum. Çok şükür umut var. Umut olmadan yaşanmaz. Niye yaşıyoruz ki...

- Gençler bu umudunuzu besliyor mu?

Bir sıçrama yapmamız lazım. Bunu da hayal ederek yapabiliriz. En güzel hayal edenler de örselenmiş olanlardır. Onlar da gençlerdir ya da genç hissedenler. Zor coğrafyalarda bu vardır. İnsanları huzura kavuşturan belli kahramanlar hep çıkmıştır. Yunus Emre, Mustafa Kemal gibi.

'Babam sorgulamayı öğretti'

- Babanızla ilişkiniz nasıldı, sizi hangi yönleriyle etkilediğini söyleyebilirsiniz?

Babamın yanına herhangi bir konuyu anlatmaya gidecekseniz çok iyi hazırlanmanız gerekirdi. O olayın tüm yönlerini detaylarıyla öğrenmeliydiniz. Araştırmaya, farklı yönleriyle düşünmeye önem verirdi. Bu elbette bana araştırma ve sorgulamayı ön planda tutma alışkanlığı verdi. Benden hep sonuna kadar direnmemi, inatçı olmamı isterdi. X Aile sizin için neyi ifade ediyor? Çocuklarım ve birinci derece yakınlarım elbette ailem ama iş ve kader birliği yaptığım insanları da ailemden görüyorum. Aynı yolu yürüdüğüm herkes ailedir.

'Kara koyunlara ihtiyaç var'

- Genç işadamlarını temsil ediyorsunuz. Nasıl görüyorsunuz gençliği?

Birçok konferansa gidiyor, üniversitelerde sohbetlere katılıyorum. Üzülerek gözlemliyorum ki çok parlak, zeki ya da farklı olan gençler geri planda kalıyor. Oysa bizim farklı olanlara ihtiyacımız var. Ülke olarak bizi içimizdeki “kara koyunlar” bir yerlere götürecek. Kalabalıktan farklı yürüyen, sürüye uymayan, “neden” diye sorgulayan gençleri ön safl ara çekebilmemiz lazım. Kendilerini ortaya koyduklarında engellenmemeleri gerekiyor. Bu farklılıklar zenginliklerimiz ve onları katma değere dönüştürmemiz lazım. Biz hâlâ objektif aklın önüne geçemedik, oysa bize lazım olan subjektif akıldır. Bu özgürlüğe ihtiyacımız var.

'Karar alırken çok cesurum'

- Peki siz, görüşleriniz yüzünden sık sık başkalarıyla ters düşer misiniz?

Evet, çevremdekilerle benim doğrularımın ters düştüğü noktalar oluyor. Bu yönümün bana sağladığı faydalar da olmadı değil. Örneğin 2011 krizinde bu özelliğim öne çıktı. Satışlar durmuştu, piyasa kötüydü. Benim önerimle strateji değiştirdik. Büyük satışlar yerine küçük esnafa yöneldik, riski yaydık. Eskiden bir satışla kazandığımızı belki 50 müşteriden yaptık. X Daha mı gözükarasınız? Kendimi şirketteki yönetim ekibinden daha cesur bulurum ama daha önce de dediğim gibi kumarbaz değilim. Bir karar alırken, “Ali bu senin yüzebileceğin bir deniz mi” diye kendime sorarım. Hesap tutmuyorsa girmem o işe.

Yorumlar

Yorum yapabilmek için lütfen giriş yapınız. Daha önce üye olmadıysanız lütfen üye olunuz.
Giriş Yap Üye Ol!

Güncel gelişmelerden anında haberdar olun!
dunya.com'a girmeden de haberleri takip edebilirsiniz.