Bilim mükemmel eşi tarifledi

Çoğu kadın ve erkek için fiziksel, duygusal ve toplumsal pek çok faktör “mükemmel eş” seçimlerinde etkili oluyor. Bizler nedenlerini farklı yorumlasak da birçok uzman psikolojide “ebeveyn yatırımı” olarak tanımlanan evrimsel taleplerimizin de partner seçiminde ciddi rolü olduğunu söylüyor. Peki, gerçekten bay ve bayan mükemmeli aramak biyolojik ve psikolojik olarak ne kadar doğru?

YAYINLAMA
GÜNCELLEME

GÜLSEREN ÜST POLAT / DENİZ KILINÇ

Kusursuz eş, mükemmel partner, ruh eşi... Tanımlar değişse bile insanoğlu var oluşundan beri kendisi için ideal olarak tanımladığı ve yaşamının kalanını geçirmek istediği “mükemmel eşi” arıyor. Kimi buldu, kimi bulduğunu sanıyor kimisi ise bunun mümkün olmayacağına inanıyor. Adem için Havva, Leyla için Mecnun ya da Ferhat için Şirin gerçekten doğru kişi miydi bilinmez ama erkekler ve kadınlar için değişen kriterler, yaş ilerledikçe gelen olgunluk ve hatta kültürel ve toplumsal faktörlerin etkili olduğu bir “seçim”den söz ediyoruz aslında. Fakat göz ardı ettiğimiz konu işin biyolojik ve psikolojik tarafı.

Evrimin bir sonucu olarak kadın ve erkeklerin kusuruz bir eşten beklentisi değişse de nihai olarak soyun devamlılığı toplumun büyük bir kesimi için en önemli faktör olarak öne çıkıyor. Yapılan araştırmalar seçimlerimizde görünür faktörlerin yanı sıra görünmeyen başka faktörlerin de etkili olduğunu gösterirken, geriye tek bir soru kalıyor: Gerçekten de kusursuz bir eş aramalı mıyız?

Evrimleşmiş tercihi yansıtıyor

Avustralya’da cinsiyet bazında yapılan, kadın ve erkekler için “mükemmel eş” tercihlerini ortaya koyan bir araştırma ABD merkezli bilim dergisi Plos One’da geçen ay yayımlandı. Tercihlerin cinsiyetlere göre nasıl farklılık gösterdiği yanında yaş faktörünün bu tercihleri ne şekilde değiştirdiğini de ortaya koyan araştırmada yaşları 18 ila 65 arasında değişen 7 bin katılımcı yer alıyor. Dikkat çeken en önemli olgu ise, pek çok bilimsel disiplinde tartışıldığı üzere, insanların kusursuz eş faktörlerinin “iyi genlerin yeniden üretilmesi” için evrimleşmiş bir tercihi yansıtması.

Fakat işin evrimleşmiş tercih kısmına geçmeden önce araştırmanın çıktılarına kısaca bir göz atalım.

Çekicilik iki cinsiyet için de önemli

Araştırmada, estetik (yaş, çekicilik, fiziksel yapı); kaynaklar (zeka, eğitim, gelir) ve kişilik (güven, açıklık ve duygusal bağ) olmak üzere cinsiyete göre farklılık gösteren dokuz faktöre verilen yanıtlar inceleniyor. Yaşları 18 ila 25 arasında değişen katılımcıların yanıtlarına bakıldığında fiziksel yapı ve çekicilik olmak üzere kişilik özellikleri her iki cinsiyet için de önem skalasında oldukça yüksek olarak değerlendirilirken, yaş, zeka ve eğitim daha eşit olarak derecelendiriliyor ve gelir, önem skalasında oldukça düşük bir noktada yer alıyor. Araştırma sonuçlarına göre özellikle kadınların yaş, eğitim, zeka, gelir, güven ve duygusal bağa erkeklerden daha çok önem verdiği görülüyor.

Erkekler, yaş faktörüne daha az takılıyor

Önceki bulgulara benzer şekilde araştırma sonuçları, erkeklerin diğer özelliklere göre tüm yaşlarda çekicilik ve fiziksel yapıya daha çok önem verdiğini ancak kadınlara kıyasla yaş faktörünü daha az önemsediklerini ortaya koyuyor. Her iki cinsiyet için yaş ve çekiciliğin göreceli önemi yaş arttıkça azalırken, fiziksel yapı tercihinin kadınlarda yaşla birlikte arttığı görülüyor. Öte yandan, çekicilik ve fiziksel yapı tercihlerinde cinsiyete bağlı farklılıklar yaşla birlikte azalma eğilimi gösteriyor. Her iki cinsiyetin de eğitimi ortalamada nispeten daha az önemli olarak gördükleri ve yaşla birlikte azalan bir eğilim sergilediğini belirten araştırmada, ortalama olarak 60 ve üzeri yaş grubunda kadınların eğitim tercihinde bir artış olduğu görülüyor.

Yaş ilerledikçe açıklık ve güven önem kazanıyor

Her iki cinsiyet için de zekanın önemi yaş ilerledikçe azalırken, kadınlar özellikle 20’li yaşların ortalarında ve 40’lı yaşların sonunda zekaya daha çok önem veriyor. Gelir kapsamında ise cinsiyetler arasında önemli bir fark görülmeyen araştırma sonuçlarına göre genç katılımcılar gelir düzeyine yaşlı insanlardan daha az önem veriyor. Bunların yanı sıra, her iki cinsiyet için de yaşla birlikte açıklık ve güven tercihleri önem kazanıyor. Tüm yaşlarda kadınlar, erkeklere kıyasla güveni nispeten daha önemli görüyor. Güvendeki bu cinsiyet farkı yaşla birlikte azalırken, yaşlı erkekler açıklığı yaşlı kadınlara göre nispeten daha önemli bir faktör olarak değerlendiriyor. 30'ların başında ve 50'lerin sonlarında kadınlar için küçük bir pozitif sapma kaydederken, her iki cinsiyet için de duygusal bağlantının göreceli öneminin yaş boyunca aynı düzeyde kaldığı görülüyor. The Guardian gazetesinin de yer verdiği bu araştırmayla ilgili haberde, araştırmanın baş yazarı Queensland Teknoloji Üniversitesi’nden Stephen Whyte, katılımcıların bir eşte çekici buldukları faktörlerin yaşa bağlı yaşam tarzlarını yansıttığını belirtiyor. Whyte, “Daha yaşlı katılımcılar güzelliğe daha az önem veriyor ve karakterle daha çok ilgileniyor. Belki de bunun yaşlandıkça daha bilgeleştiğimizle bir ilgisi vardır” yorumunu yapıyor.

Sonuçlar toplum genelini yansıtmayabilir

Online çöpçatanlık sitesi ve buna bağlı diğer çöpçatanlık sitelerindeki kullanıcılarla gerçekleştirilen araştırmada, kullanıcıların Tinder veya Bumble gibi diğer çöpçatanlık uygulamalarını kullanıp kullanmadıkları sorulmadı. Bu nedenle Whyte, araştırma sonuçlarının online çöpçatanlık sitesi kullanıcılar ile yapılması sebebiyle geniş kapsamda toplumu yansıtmayabileceği uyarısını yapıyor. Öte yandan Alba gibi araştırmada yer almayan Queensland Üniversitesi’nden Brendan Zietsch, araştırmanın, kadınların ve erkeklerin olası eşlerinde ne aradığının farklılaştığını gösteren önceki bulguları kuvvetlendirdiğini fakat kişilerin bir eşte aradıkları özelliklerin her zaman yaptıkları tercihlerle uyuşmadığını gösterdiğini söyledi. Zietsch, “Esasen dile getirilen bu özelliklerin anlamlarının kapsamını bilmiyoruz. Bu da devam eden bir araştırma alanı” yorumunu yaptı.

Evrimsel süreçler eş seçiminde ne kadar etkili?

Araştırmada da görüldüğü üzere çoğunlukla fiziksel görünüş, duygusal yapı ve kişilik faktörlerinin mükemmel eş seçimlerinde her iki cins için de etkili olduğu görülüyor. Fakat tüm bunlar bir yana uzmanların altını çizdiği bir başka konu da evrimsel bazı süreçlerin eş seçimi üzerindeki etkisi. Araştırmaya dahil olmayan Deakin Üniversitesi’nden Beatrice Alba birçok cinsiyet farklılıklarının sosyal ve kültürel yapıdan etkilenmesine rağmen, bazı tercihleri ise evrimsel temellere dayandırıyor.

Ebeveynin soyunun devam edebilmesi dolayısıyla kendi özelliklerinin doğada sürdürülebilmesi için yavru bakımına yaptığı harcamalar olarak tanımlanan ebeveyn yatırımı teorisi bu noktada devreye giriyor. Psikolojide oldukça dikkat çeken araştırma alanlarından biri olarak ortaya çıkan bu teori “katı cinsiyetçiliğe” katkıda bulunması savıyla bazı araştırmacılar tarafından sıkça eleştirilse de, ebeveynlik yatırımı teorisi evrim psikolojisinde geniş kapsamda yer alıyor.

Alba, “Erkekler, hamile kalmaları ve çocuk emzirmeleri gerekmediğinden daha fazla çocuk sahibi olabilir. Birden fazla kadını ve yaşam süreleri boyunca daha yüksek üreme potansiyeli olan genç kadınları seçme lüksüne sahiptirler” diyor. Alba’ya paralel, Üsküdar Üniversitesi İnsan ve Toplum Fakültesi Nöropazarlama Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Sinan Canan da biyolojik olarak eş ya da birleşme tutkusunun erkeklerde daha yoğun olduğunu, kadınlarda ise dönem dönem yüzeye çıktığını belirtiyor. Canan, “Cinsel dürtüler zaman zaman hormonların ve buna cevap veren beyin bölgelerinin ortaya koyduğu davranışlardır. Erkek ve kadın beyninde bu işin çalışması istatistiksel olarak biraz farklılık gösterir. Davranışlar da farklı. Erkekler çok sayıda spermle çok sayıda yumurtayı dölleyebilme ve genlerini topluma daha fazla yayabilme dürtüsüne sahipler. Dişiler ise yumurta maliyetinden dolayı en sağlam erkeği seçip, sağlam ve garantili spermleri almayı öngörüyorlar” yorumunu yapıyor.

Eş seçiminde ebeveyn yatırımı eşitsizliği

Erkeklerin aksine kadınlar, yalnızca maksimum doğurganlıklarının zamanla sınırlı olması nedeniyle değil, aynı zamanda üremenin uzun vadeli maliyetlerini (iç gebelik, devam eden emzirme ve orantısız anne yatırımı) artırdığı için daha seçici davranıyor. Bu nedenle, araştırmada eş tercihlerinin, orantısız anne yatırımını telafi edebilecek ve özellikle kaynaklar için eğitim düzeyi, zeka ve gelir gibi artan baba yatırımları ile ilgili olarak, üreme başarısını sağlayabilecek özellikleri yansıtması gerektiği savunuluyor. Esasen geçmişte yapılan araştırmalar, kadınların, özellikle doğurganlığın en yüksek olduğu yıllarda, iyi kazanç potansiyeli veya yüksek öğrenimi olan eşler için, erkeklerden çok daha katı tercihler sergilediğini gösteriyor. Buna karşılık, ebeveyn yatırımındaki eşitsizliğe paralel, erkeklerin yalnızca çiftleşmek için harcanan zamana yatırım yaptığı ve üreme şansını garanti eden eşleri tercih ettiği görülüyor. Bu kapsamda, doğurganlığın zirve yaptığı yaşlarda eş seçiminde kadınların daha fazla kriteri göz önüne aldığı görülürken, erkeklerin tercihlerinde ise fiziksel faktörler diğerlerine göre daha çok öne çıkıyor. Bu da, ebeveyn yatırımındaki eşitsizliğin birliktelikten çok daha önce, eş seçiminde başladığını ortaya koyuyor.

“Mükemmel eşi bulsak bile onu algılamayacak kadar algısı bulutlanmış varlıklarız”

Üsküdar Üniversitesi, însan ve Toplum Bilimleri Fakültesi, Nöropazarlama Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Sinan Canan’ın mükemmel eş kavramına bakışı ise biraz daha farklı. Sinan Canan, cinsiyet ayrımı yapmadan “Bay mükemmel ve bayan mükemmeli arama çalışmalarının beyhudeliği çok aşikar” diyor. “Açık Beyin” Youtube kanalında konuyla ilgili yaptığı bir sohbette mükemmel eş ya da ruh eşi için “Öyle bir eleme sistemimiz yok. Biz biyolojik olarak mükemmel eşi bulsak bile onu algılamayacak kadar algısı bulutlanmış varlıklarız. O kişinin ne olduğundan ziyade nasıl olduğuna karar veren bir medeniyet tarafından formatlanmışız. Kılığı kıyafeti, pantolonunun markası o kişinin biyolojik sinyallerinden çok daha önemli oluyor, bizler için” diyor ve şunları söylüyor: “Bizim ruh eşi arayışımızda hep betonarme bir Afrodit ya da Davut heykeli var. Her şey kusursuz, mükemmel olsun gibi bir beklenti var. Mükemmeliyetsiz insanı sevebilme halini deneyimlememiş, acemi zihinler için ikonik ve poster ilişkiler makulmüş gibi geliyor. Halbuki gerçek yaşam ve gerçek ilişki bu değil. Bizler eş seçerken, benzeri seçeriz, makulü seçeriz. Diğer anlamsız şeyler hayattaki gerçeklikle karşılaştığında zaten tuzla, buz olacak. Gerçek hayatta böyle bir şey yok. Bay mükemmel ya da bayan mükemmel arayışı garip bir arayış.”

“İNSANIN HAYATINI İNŞA EDEN ŞEY ANLAMDIR"

“Psikopatolojide biliyoruz ki insanı açlık değil anlamsızlık öldürüyor. Aynı şey ilişkilerde de geçerli. Kaşı, gözü, parası pulu, sazı sözü ne varsa onlar bir yere kadar. Bir süre sonra baş başa kalacağın şey “ortak anlam dünyasında” yürüyüp yürüyemediğin” diyen Prof. Dr. Sinan Canan, Charles Bukowski’nin de şu sözünü hatırlatıyor: “Aynı filmleri seyretmekten hoşlanmayanlar eninde sonunda boşanırlar.” Bu sözle ilgili düşüncelerini ise şu şekilde ifade ediyor: “Aynı hikayelere ilgi duymak, aynı yere doğru bakmak demek. İnsanın hayatını inşa eden şey anlamdır. Mutlu evlilikler nasıl bitiyor? Hikayeler dağılıyor çünkü ve başka taraflara bakmaya başlıyor insanlar. Cinsel çekicilik bittiği zaman evlilik bitmez, cinsel çekicilik maksimum iki yıl sürüyor zaten. Hedonik adaptasyon (insanın olumlu ya da olumsuz her türlü duruma bir süre sonra alışması durumuna verilen isim) denen bir şey var. Bunun biyolojik rolü çocuk yapana kadar. Birçok gencimizin aklına maddi gereksinimler, kariyer gibi şeyler doluyor. însan ilişkisini insani yapan şey ortak anlam ve emektir. Bir insan için emek veriyorsan o birliktelik senin oluyor, diğer türlü denk gelme oluyor. Ruh eşini hikaye yaratır. Eğer ortak hikaye yazabiliyorsan o kişi ruh eşin olur. Bay mükemmel, bayan mükemmel yerine ‘elimi taşın altına koyup ben hikayemi nasıl yazıyorum?’a bakmak lazım.”

Yediğimiz besinlerdeki bakteriler de eş seçimini etkiliyor

Tercihler ve evrimsel gerekliliklerin yanında eş seçimlerimizi yediğimiz besinler de etkiliyor. Kaliforniya Teknoloji Enstitüsü’nden Prof Dr. Gil Sharon ve ekibinin meyve sinekleri üzerinde gerçekleştirdiği bir araştırmaya göre tüm çok hücreli organizmalarda bulunan ve bakteriler gibi simbiyotik ve patojenik mikroorganizma toplulukları olarak tanımlanan mikrobiyatalar, sanılanın aksine seçimlerimiz üzerinde daha etkili. Bir dizi meyve sineği üzerinde yapılan çalışmada, sinekler ikiye ayrılarak beslenme alışkanlıkları değiştirildi. Deney ekibi, halihazırda nişasta ile beslenen sinekleri ikiye ayırarak ilk grubu nişasta ile beslemeye devam etti ve ikinci grubu ise şeker pekmeziyle besledi. Bir süre sonra sinekleri aynı ortamda bir araya getiren araştırmacılar, nişasta tüketen dişi sineklerin kendilerine eş olarak nişasta tüketen erkek sinekleri seçtiklerini gördü. Benzer şekilde pekmez tüketen sineklerinde yalnızca pekmez tüketen sineklerle ilgilendiği ve bu seçimlerin bir sonraki nesle de aktarıldığı görüldü. Söz konusu eş seçimlerinin beslenmeyle ilgili olup olmadığını anlayabilmek için daha sonra her iki grubun besinine de antibiyotik ekleyen araştırmacılar, antibiyotiğin devreye girmesiyle sineklerin miktobiyatalarındaki bakterilerin öldüğünü fark etti. Antibiyotik kullanımı sonrasında aynı ortama bırakılan sineklerin pekmez ve nişasta tüketen sinekler arasında bir tercih yapmadığı, eş seçiminin rastgele gerçekleştiği görüldü. Bakterilerin ortadan kalkmasıyla beraber eş seçiminin de ortadan kalkması, bu mikroorganizmaların eş seçimimize bile karışabildiğini gösteriyor. Deney ekibi, mikrobiyataların feromonlar aracılığıyla hayvanların davranışlarına etki edebileceğini ve bunun insanlar için de geçerli olabileceğini çünkü feromonların oldukça karmaşık bir canlı olan insana kadar birçok canlıda benzer davranışlar sergilediğini ortaya koydu. Araştırma sonuçlarına paralel, sinirbilimci Dr. Serkan Karaismailoğlu da “Beyinde Ararken Bağırsakta Buldum” kitabında “Sabah yediğiniz tost, akşam eve dönerken otobüste gördüğünüz kişiden hoşlanmanıza neden olabilir. Çünkü yedikleriniz mikrobiyotanızı, mikrobiyotanız da sizi ve eşinizi belirleme potansiyeline sahiptir” diyor.

“Kadının eş seçerken yaptığı yatırım erkeğe göre daha büyük”

Ata kadın ve ata erkek temelinden bu yana insanoğlunun en merkezi içgüdüleri hayatta kalmak ve çoğalmaktır diyen Psikolog Gözde Tiryaki ise çoğalma/ üreme dürtüsünün de insanoğlunu karşı cinsle uzun süreli temasa götürdüğünü belirtiyor. Burada devreye eş seçiminin girdiğini söyleyen Tiryaki, konunun evrimsel psikoloji ile ilgili kısmı için şunları aktarıyor: “Cinsiyetler arasındaki eş seçimi farklılıklarını açıklayan birçok araştırma ve kuram bulunuyor. Evrimsel psikoloji ise ilk insandan bu yana seçimler arasındaki farklılıkların temel ayrımı üzerinde duruyor. Evrimsel psikoloji kadın ve erkeğin seçimlerinin birbirinden farklılıklar gösterdiği üzerinde durur. Kadının eş seçerken yaptığı yatırım evrimsel analize göre erkeğe göre daha büyüktür. Kişinin geri kalan hayatı, vereceği kararla birlikte birçok yönden etkilenir. Bu kararla kimden çocuk sahibi olup, kiminle birlikte çocuk yetiştireceğine karar vermiş olur. Bu seçimleri belirleyen faktörler ise kadın için; erkeğin kaliteli gen haritasına sahip olması, maddi kaynakları ve bu kaynakları ailesine aktarım yatkınlığı iken erkek için; kadının doğurganlığa yatkınlığı önemli faktörlerdir.”