Aile şirketlerinde gücü devretmenin akılcı yolu

50 yıllık bir kurucu lideri değiştiremezsiniz. Yapılabilecek tek şey, onun saygı duyduğu tek gücü, yani "finansal gerçekleri ve başarıyı" önüne koyarak, kontrolü kendi rızasıyla adım adım devretmesini sağlamaktır.

Dünya'yı haber kaynağınız olarak eklemek için tıklayın!
Aile şirketlerinde gücü devretmenin akılcı yolu

Ekonomist – Bankacı UĞUR GÜNDÜZ

 Türkiye’deki aile şirketlerinin yaklaşık yüzde 70’inin üçün­cü kuşağa geçemeden tasfiye ol­masına yol açan, literatürde "Ku­rucu Tuzağı" (Founder's Trap) ve "Kötü Personelin İyi Personeli Kovması" (Gresham Kanunu'nun İnsan Kaynaklarına Uyarlanma­sı) olarak bilinen klasik bir çöküş sarmalı var.

“Baba" figürü (kurucu lider), şirketi sıfırdan var eden o sezgisel ve mutlak otoriter gücünü devret­mek istemedikçe, şirket profes­yonelleşemiyor ve nitelikli insan kaynağı bir parazit gibi bünyeden atılıyor. Bu yapıdaki bir şirket için gerçekçi bir yönetim analizi ve ba­banın kırmızı çizgilerini tamamen esnetmeden uygulanabilecek pra­tik bir kurtuluş reçetesi sunmaya çalıştım.

● Kurucu sendromu (patro­nun kimlik karmaşası): Kuru­cu lider için şirket bir ticari işlet­me değil, bir "evlat" gibidir. Yet­kiyi devretmek veya kurallara bağlamak (iç denetim, mevzuat), patronun gözünde "gücü ve kont­rolü kaybetmek" ile eşdeğerdir. "Ben bu yaşa kadar denetimsiz ge­tirdim, batırmadım" algısı, değişi­min önündeki en büyük psikolojik bariyerdir.

● İK-Gresham Kanunu (kötü yönetimin iyiyi kovması): Pro­fesyoneller ve işinin ehli insan­lar iki şeye ihtiyaç duyar; yetki ve özerklik. Sorumluluk verilip yetki verilmediğinde, son karar hep “ba­banın” iki dudağı arasında kaldı­ğında profesyonel yönetici etkisiz elemana dönüşür. Devamında ni­telikli yöneticiler altı ay içinde iti­barını ve zamanını korumak için ayrılmak zorunda kalır.

Geride sadece biat eden, sorun­ları halının altına süpüren, viz­yonsuz ve "patron ne derse haklı­dır" diyen vasat kadrolar kalır.

Sonuç: Personel kalitesi ve ope­rasyonel verimlilik her gün biraz daha geriye gider.

● İkinci kuşağın "ikna" çık­mazı: Çocukların babayı sürekli "ikna etmeye çalışması", şirkette kurumsal bir yönetim şeması ol­madığını, kararların rasyonel ve­rilere göre değil, "aile içi lobilere ve ikna kabiliyetine" göre alındı­ğını gösterir. Bu durum ikinci ku­şağı demotive eder, enerjilerini işi büyütmeye değil, içeride bürokra­si ve psikolojik savaş vermeye har­camalarına neden olur.

Kurtuluş reçetesi: Adım adım eylem planı

1 "Gölge yönetim" ve kar amacı gütmeyen test alan­ları: Babanın ana işteki mutlak otoritesine dokunmayın. Bunun yerine, ikinci kuşağın tamamen sorumlu olacağı, ana şirketin büt­çesinden küçük bir pay alan "ye­ni nesil projeler / girişimler" veya ayrı bir Ar-Ge/E-Ticaret/İhracat şirketi kurulmasını önerin.

*Amaç: İkinci kuşağın kendi yetkinliğini rasyonel ciro ve kar rakamlarıyla babaya ispatlaması. Baba, çocuklarının "hata yapma­dan" ve "ana parayı batırmadan" para kazandırabildiğini gördükçe güven sınırı genişleyecektir.

X şehrinde geleneksel yöntem­lerle üretim yapan büyük bir mo­bilya üreticisi. Baba, iç pazarda­ki bayilik ağıyla şirketi büyütmüş ancak e-ticarete ve ihracata ta­mamen karşı. "İnsan dokunma­dığı mobilyayı almaz, internetten mobilya mı satılır, paramızı ba­tıracaksınız" diyor. İkinci kuşak (kız kurucu ortak), babayla kav­ga etmek yerine ana şirketten çok küçük bir bütçe koparıyor ve ta­mamen bağımsız, farklı isimde bir e-ticaret ve tasarım odaklı ih­racat şirketi kuruyor (Gölge Yöne­tim). Lojistik ve üretimi ana fir­madan fatura karşılığı satın alıyor.

● Sonuç: Üç yıl içinde bu mik­ro girişim, ana şirketin cirosunun yüzde 40'ına ulaştı ve daha yüksek kar marjı getirdi. Baba, rasyonel finansal verileri ve döviz girdisini görünce kızına ana şirketin de di­jital dönüşüm yetkisini kendi rıza­sıyla devretti.

2 İç denetimi "polislik" de­ğil, "varlık koruma" olarak sunmak: Baba iç denetimi kendi­sini kısıtlayan bir "mevzuat zinci­ri" veya kendisine yönelik bir gü­vensizlik olarak algılıyor.

Yaklaşım değişikliği: Deneti­mi bir check-up ve "babanın 50 yıl­lık emeğini/servetini dışarıya karşı koruma (suistimal, hırsızlık, teda­rikçi kazıkları)" mekanizması ola­rak pazarlayın. “Baba, senin kur­duğun bu yapının parası dışarıya sızmasın diye bir kontrol sistemi kurmalıyız" argümanı, kurucunun korumacı refleksine hitap eder.

3 Profesyonel yönetici mo­deli: "genel müdür" değil, " saygın tecrübeli”

Doğrudan piyasadan gelen, mo­dern kurumsal jargona sahip bir CEO bu bünyede yaşayamaz. Şir­kete alınacak profesyoneller şu profile sahip olmalıdır:

● Köprü personel: Hem pat­ronun dilinden anlayan (gelenek­sel esnaf kültürüne saygılı, sabırlı) hem de modern yönetim teknik­lerini bilen kıdemli danışmanlar veya yöneticiler seçilmelidir. Bu kişileri babanın üstüne bir amir gibi değil, babanın yükünü hafifle­tecek, ona raporlama yapacak bi­rer "sağ kol" olarak konumlandıra­rak işe başlatmak altı aylık ayrılık döngüsünü kırabilir.

Büyük bir gıda markası, kurum­sallaşma adına uluslararası bir fir­madan transfer ettiği, çok parlak bir geçmişi ve jargonu olan bir CE­O’yu işin başına getiriyor.

CEO, ilk yönetim kurulunda babaya İngilizce terimlerle dolu (KPI, EBITDA, Leverage vb.) 150 sayfalık bir sunum yapıyor ve ilk iş olarak babanın 30 yıllık emek­tar fabrika müdürünü işten çıkar­mak istiyor.

● Gelişme: Baba, CEO'nun ne dediğini anlamadığı gibi, kendi sa­dık adamının harcanmak isten­mesini kendine yapılmış bir darbe olarak görüyor. CEO’ya hiçbir yet­ki devretmiyor, onun aldığı karar­ları arkasından iptal ediyor. CEO, beşinci ayında istifa ediyor. Arka­sından şirketteki diğer nitelikli mü­dürlerin bazıları da "burada vizyon yok" diyerek ayrılıyor (Gresham Kanunu).

4 Karar alma mekanizması­nı sayısallaştırmak:"Bence bu yatırımı yapmalıyız" cümlesi babada ters teper çünkü onun 50 yıllık "bence"si her zaman döver. İkinci kuşak, ikna sürecini duygu­sallıktan çıkarıp tamamen finan­sal verilere dökmelidir. Fizibilite raporları, maliyet-fayda analizle­ri ve "Eğer bunu yapmazsak önü­müzdeki iki yılda kaybedeceğimiz net para tutarı" tablolar halinde babanın önüne konmalıdır. Karar yine babanın olsun, ama önüne ko­nan seçenekler tamamen mate­matiksel olsun.

Kaynak: DÜNYA - İSTANBUL