Hazinedarbaşı Altınok ile geçmişten günümüze ekonomi dersleri

Kamu maliyesinin duayen ismi, 24 Ocak kararlarının mucidi Tevfik Altınok, yıllara yayılan meslek hayatından çarpıcı anekdotlar paylaşırken Türkiye’nin borç yönetimine, üretim kapasitesine ve ekonomi politikalarına ilişkin sorularımızı yanıtladı. Altınok, “Parayla ilgili meseleler saatlik meseleler değildir. Bunlar uzun vadede oluşur, birikir. Karar vermeye gelince de her şey hemen çözülmez” dedi.

Dünya'yı haber kaynağınız olarak eklemek için tıklayın!
“Parasal meseleler saatlik değildir; çözümü de hemen olmaz”

Recep ERÇİN

Kamu maliyesi üstadı Tevfik Altınok’un evinde gerçekleştirdiğimiz söyleşi, yalnızca geçmişin ekonomi politikalarını ve devlet yönetiminde yaşananları konuştuğumuz bir buluşma olmadı. Bu yıl kaleme aldığı Hazinedarbaşı kitabından hareketle Osmanlı’dan Cumhuriyet’e uzanan mali yönetim geleneğini, Türkiye’nin borçlanma serüvenini ve ekonomi yönetiminde karar alma süreçlerini de ele aldık. Altınok, son derece güler yüzlü, esprili ve samimi bir ev sahibiydi. Sohbetimize eşi Filiz hanım ve oğlu Barkın bey de eşlik etti. Meslek hayatı boyunca kamuoyunun önünde olmaktan özellikle kaçındığını belirten Altınok, buna karşın hafızasında biriktirdiği anılarla Türkiye’nin yakın ekonomi tarihine ışık tuttu. Sohbetin en dikkat çekici bölümlerinden biri, günümüzdeki ekonomik sorunlara ilişkin değerlendirmeleriydi. Doğrudan güncel tartışmalara girmekten ziyade, kamu maliyesinin temel ilkelerini ve yıllar içinde edindiği deneyimleri anlatarak bugüne dair de mesajlar verdi. Özellikle parasal sorunların nasıl ortaya çıktığı ve nasıl çözülebileceği konusunda altını çizdiği nokta önemliydi: Finansal sorunlar birikerek oluşuyor; dolayısıyla çözüm de zaman, doğru planlama ve kararlı bir yönetim gerektiriyor.

Hazine tarihi firavunlara kadar gider

Altınok’un bu yıl kaleme aldığı Hazinedarbaşı kitabı, sohbetimizin başlangıç noktalarından biriydi. Yaklaşık 290 sayfalık çalışmasında hazinenin tarihsel kökenlerini, mali yönetimin geçirdiği dönüşümü ve hazinedarlık kurumunun gelişimini ele aldığını anlattı.

Hazine kavramının geçmişinin çok eski dönemlere, firavunlara kadar uzandığını belirten Altınok, İslam geleneğindeki beytülmal kavramına da dikkat çekti. Kamu kaynaklarının toplanması ve yönetilmesi, devletin mali yapısının temel unsurlarından biri olarak tarih boyunca önemini korudu. Osmanlı dönemine ilişkin anlatımında ise 1453 sonrasındaki mali teşkilatlanmanın izlerini sürdü. Hazinenin yönetiminde padişah, sadrazam ve defterdarın mühürlerinin önemini anlatırken, hazinedarlık ve defterdarlık makamlarının zaman içinde geçirdiği dönüşüme değindi. Mali teşkilatın giderek karmaşıklaşmasıyla görev ve yetkilerin de farklılaştığını belirtti.

Hazinedarbaşı Altınok ile geçmişten günümüze ekonomi dersleri - Resim : 1

Altınok’un aktardığı tarihsel anekdotlardan biri de defterdarların kendi aralarındaki konumlarını belli etme biçimleriyle ilgiliydi. Başdefterdarın, diğerlerinden ayrışmak için uzun kuyruklu imza kullanması gibi ayrıntılar, devlet yönetiminin yalnızca kurallardan ve makamlardan ibaret olmadığını, aynı zamanda kendine özgü bir kültür taşıdığını gösteriyordu. Bu tarihsel çerçeve, Altınok’un kamu maliyesine yaklaşımını da anlamak açısından önemliydi. Ona göre mali yönetim, yalnızca gelir ve gider hesaplarından oluşan teknik bir alan değil; kurumları, yetki dağılımını, sorumlulukları ve uzun vadeli kararları birlikte değerlendirmeyi gerektiren bir yapı.

Hazine ve maliyenin tek çatıda olması doğru

Altınok'a hazine ve maliyenin ayrı ayrı bakanlık olması gerektiği şeklindeki tartışmaları sorduğumda, kamu maliyesinin yapısını gelir, gider ve varlık yönetimi olarak sınıflandırarak, bunların tek elde toplanmasının doğru olduğunu ifade etti. Altınok “Bugün Türkiye'de hazine var mı?” sorusunu yanıtsız bıraksa da esasen kaleme aldığı Hazinedarbaşı kitabı beytülmal kavramı ile kültürümüzde ve devlet hiyerarşimizde yer eden hazinenin yeni sistemle birlikte artık kurumsal olarak görünürde neden olmadığına bir gönderme yapıyor.

24 Ocak kararlarına giden yol

Sohbetin en çarpıcı bölümlerinden biri, 24 Ocak 1980 kararlarına giden süreçte yaşananlar ve o dönemin döviz sıkıntısıydı. Altınok, Cumhuriyet’in kuruluş yıllarında ekonomik ve sanayi altyapısının yetersizliği nedeniyle devletin pek çok alanda doğrudan sorumluluk üstlenmek zorunda kaldığını hatırlattı. Zaman içinde karma ekonomi modeline geçilmesiyle birlikte devletin ekonomideki rolü de farklılaştı.

1980 öncesindeki ekonomik sıkışıklığı anlatırken, Türkiye’nin dış ödemelerini gerçekleştirmekte zorlandığı bir dönemi hatırlattı. Döviz bulunamaması, ihracat gelirlerinin yetersizliği ve yeni kredi kaynaklarına erişimde yaşanan güçlükler, borçların vadesinde ödenememesi riskini büyütüyordu. Böyle bir ortamda, dış borçların muaccel hale gelmesi ihtimali de gündemdeydi.

“Turgut Bey geniş bir ekibi dinlerdi”

Altınok, 24 Ocak kararlarına giden süreçte ekonomi yönetiminin farklı kurumları dinlemesinin önemini de vurguladı. Turgut Özal’ın Merkez Bankası, Hazine ve Devlet Planlama Teşkilatı gibi kurumların görüşlerine başvurduğunu, kararların farklı değerlendirmeler ışığında şekillendiğini anlattı. Kendisinin de o dönemde genç isimlerden biri olarak görüşlerini dile getirdiğini belirten Altınok, bir toplantıda Özal’ın kendisine kararları yazmasını söylediğini hatırladı.

Altınok’un anlatımında, ekonomi yönetiminde başarılı karar almanın temel koşullarından biri, farklı kurumlardan gelen bilgileri değerlendirebilmekti. Turgut Özal ve Süleyman Demirel’in bu açıdan olumlu bulduğu yönlerinin, geniş bir ekipten bilgi almaları ve ardından karar vermeleri olduğunu ifade etti. Demirel’in, değerlendirmelerinde Altınok’un ne düşündüğünü dikkate aldığını anlattı.

Alacaklılar borçunuzu, kamu ve özel sektör diye ayırmıyor

Sohbetin günümüze uzanan en önemli başlıklarından biri Türkiye’nin dış borçluluğuydu. Altınok, 1980’li yıllarda Türkiye’nin dış borcunun yaklaşık 19 milyar dolar seviyesinde olduğunu, bugün ise toplam dış borcun iç döviz borçlanmasıyla birlikte 600 milyar doları aştığını belirterek borç yönetiminin önemine dikkat çekti. Borçların yalnızca kamu veya özel sektör borcu olarak değerlendirilmesinin yeterli olmadığını ifade eden Altınok, dışarıdan bakıldığında alacaklının karşısında ülkenin bulunduğunu vurguladı. Bu noktada, Türkiye’nin önündeki temel sorulardan birinin borcun nasıl çevrileceği olduğunu belirten Altınok, borç yönetiminin başlı başına bir uzmanlık alanı olduğuna işaret etti.

Devlette planlamanın önemine işaret eden ve sadece yapılmasının tek başına yeterli olmadığını belirten Altınok, hedeflerden sapmanın belirli sınırları aşması halinde planın yeniden değerlendirilmesi gerektiğine dikkat çekti. Yüzde 5 veya yüzde 10 düzeyindeki sapmaların hangi koşullarda tolere edilebileceği tartışılabilir; ancak çok daha büyük sapmaların yaşandığı bir ortamda aynı planı sürdürmenin anlamı kalmayabilir.

Altınok, serbest piyasa ekonomisine ilişkin değerlendirmesinde de piyasanın kuralları çerçevesinde işlemesi gerektiğini vurguladı. Türkiye’nin serbest piyasa anlayışının gereklerini yerine getirme konusunda geride kaldığını ifade etti.

Tek çıkar yol; üretim ve planlama

Özel sektöre yönelik tavsiyesi ise oldukça netti: Üretmek. Üretim kapasitesinin geliştirilmesi, uzun vadeli planların hazırlanması ve kaynakların verimli kullanılması gerektiğini belirten Altınok, ekonomik sorunların yalnızca finansal araçlarla çözülemeyeceğine işaret etti. Gelir yaratmanın ve döviz kazanmanın yolunun dönüp dolaşıp üretime çıktığını belirten Altınok’un bu yaklaşımı, Türkiye’nin dış borç ve finansman sorunlarına ilişkin değerlendirmeleriyle de örtüşüyordu.

Uluslararası ilişkilerde ülkelerin kendi çıkarlarını öncelediğini hatırlatan Altınok, Avrupa ve ABD’nin ekonomik ilişkilerde kendi çıkarlarını gözettiğini ifade etti. Bu nedenle Türkiye’nin uzun vadeli hedeflerini belirlerken dış dünyadaki gelişmeleri doğru okuması ve kendi üretim kapasitesini güçlendirmesi gerektiğine dikkat çekti. Altınok’un yıllara dayanan deneyiminden süzülen mesajı da bu soruların yanıtında saklıydı. Parasal sorunlar bir günde ortaya çıkmıyor; yıllar içinde birikiyor. Bu nedenle çözüm de yalnızca kısa vadeli müdahalelerle değil, doğru planlama, üretim, gelir yaratma ve sürdürülebilir borç yönetimiyle mümkün oluyor.

Vehbi Koç'u nasıl ikna etti?

Altınok’un meslek hayatında kamu maliyesinin yanı sıra özel sektörün finansal yapısına ilişkin girişimler de önemli yer tutuyor. Bunlardan biri Koçbank’ın kuruluş süreci. Altınok, Vehbi Koç’u finans sektörüne girmeye ikna etmek için yaklaşık dört yıl uğraştığını söyledi. O dönemde finans yönetiminin ayrı bir uzmanlık alanı olduğunu vurgulayan Altınok, özel sektörün büyümesi ve uluslararası piyasalara açılması açısından finansal yapılanmanın önemine dikkat çekti. Koçbank’ı kurma girişiminde yabancı ortak arayışına da girdiklerini belirten Altınok, başlangıçta uluslararası kuruluşlardan olumlu yanıt alamadıklarını ifade etti. Türkiye’ye yatırım yapmak istemediklerini söyleyen yabancı kuruluşların ardından farklı yollar aradıklarını anlatan Altınok, nihayetinde Koç Grubu’nun Amerikan Express ile ilişkisi üzerinden kredi kartı alanında da adım attığını hatırlattı.

Kaynak: HABER MERKEZİ