Hepsi için akılcı, herkes için yıkıcı

İnternet haber ekonomisinde trafik çağının bittiğini kabul etmek artık zor değil. Kaybolan trafiğin bir bölümü de gazetecilik değil, yalnızca arama motoru için üretilmiş emtia içerikti. Google tüketici yapay zekâ pazarını kesin biçimde kazanırsa, birkaç yıl sonra kimseye ödeme yapmak zorunda kalmayacak.

Dünya'yı haber kaynağınız olarak eklemek için tıklayın!
Hepsi için akılcı, herkes için yıkıcı

RECEP GÜNDÜZ
Rekabet Hukuku Danışmanı

Çoğumuz en son basılı gaze­teyi ne zaman aldığını hatır­lamıyordur. Geçtiğimiz 20 yıl boyunca basılı gazete yerini ön­ce internet sitelerine; internet si­teleri de haber alanlarının yarısını mecburen reklamlara bıraktı. Ön­celeri tüm gazeteleri parmağımızın ucuna taşıyan bu “özgürlük” rek­lam kutucukları arasından haber ayıklama mücadelesine dönüştü.

Bu 20 yıl boyunca internetin ha­ber ekonomisi yazılı olmayan tek bir ekonomik kurala göre işledi: Yayıncılar içeriklerinin taranma­sına izin verecek, arama motorla­rı da karşılığında onlara okur ve­ya tıklanma gönderecekti. Böylece okurlar internet sitelerinde ma­ruz kaldıkları reklam kutucukları ile yayıncılara para kazandıracaktı. Kimse bu sözleşmeyi imzalamadı, ama herkes uydu.

Geçmişte gazete almayı nasıl bı­raktıysak şimdi internet sitesine girmeyi de öyle bırakıyoruz. Çünkü artık yapay zekâ var. Sağolsun, bi­zim yerimize tüm haber sitelerin­deki haberleri özetliyor. Onlarca yayıncı içeriğini üç satırda önümü­ze seriyor. Haberin de yorumun da fikrin de kaynağı onun özeti oluyor. Ne rahatlık ne özgürlük! Ama ufak bir problem var: Yapay zekâ uzlaşı­lan ekonomik modelin önemli bir bölümünü ortadan kaldırıyor. Ya­yıncıların sitelerindeki tarama sü­rüyor ama artık siteye gelen okur olmuyor.

Rakamlar ne söylüyor?

Reuters Institute ile Chartbe­at'in ortak çalışmasına göre Go­ogle'ın yayıncılara yönlen­dirdiği arama trafiği, Kasım 2025'te küresel ölçekte yıllık yüzde 33, ABD'de yüzde 38 geri­ledi. Google Discover'dan gelen trafik yüzde 21 azaldı. Sohbet ro­botlarının gönderdiği trafik ise yüzde 200'ün üzerinde arttı; ku­lağa telafi gibi geliyor, ama bu ka­lem hâlâ yayıncılara ulaşan top­lam yönlendirmelerin yüzde 1'ini bulmuyor. Türkiye'de verileri bulana aşk olsun. Bireysel tecrü­belerimizden hareketle Türki­ye'de de böyledir diyebiliyoruz.

Bir de bu trafiğin dağılımı me­selesi var. Asıl sorun da orada gi­bi. Trafikteki düşüş küçük yayın­cılarda yüzde 60, orta ölçekliler­de yüzde 47, büyüklerde yüzde 22. Yani büyükler şimdilik ayakta durabiliyor. Reklam ve trafik ge­liriyle ayakta duran yerel ve orta ölçekli yayıncılık ise en sert dar­beyi alıyor. Okur geliri modeline geçebilenler yaralarını bir nebze sarabiliyorlar. Ama her şeyin be­dava gibi göründüğü bir ortamda okuru ödemeye ikna etmek gide­rek daha zor hale geliyor.

Bu tablo yapay zekânın, haber piyasasında zaten süren yoğun­laşmayı hızlandıran bir kuvvet olarak çalıştığını gösteriyor.

Britanya'dan ilk cevap

Bu tabloya ilk sert cevap Bri­tanya'dan geldi. Rekabet otori­tesi CMA, Google'ı genel arama hizmetlerinde “stratejik pazar konumu” ile tanımladıktan son­ra 3 Haziran'da dünyada bir ilk olan davranışsal yükümlülüğü yürürlüğe koy­du. Yayıncılar artık gelenek­sel arama sıralamasındaki yerlerini kaybetmeden içe­riklerinin yapay zekâ özet­lerini beslemesini engelle­yebilecek, modellerin ince ayarında kullanılmasından çıkabilecek; Google ise ya­pay zekâ yanıtlarında içe­riği açık bağlantılarla atıf­landırmak zorunda kala­cak. Arkasındaki gerekçeye bakıldığında bunun teknik değil, iktisadi olduğu görü­lüyor: Yayıncıların pazarlık gücünü artırmak.

Oyun teorisi devrede

Aradan iki ay geçti. Press Gazette'in 4 Ağustos'ta ya­yımladığı habere göre Go­ogle, İngiltere'nin büyük ya­yıncılarına gizli anlaşmalar su­nuyor: iki yıllık, gizlilik ve dava açmama şartı içeren, “al ya da bırak” biçiminde masaya konan sözleşmeler. Guardian ve Finan­cial Times imzalayanlar arasın­da. Haberde sektörden bir kayna­ğın stratejiyi “böl ve yönet” diye tanımladığına; bir başkasının da anlaşmaların ürün değil, yalnız­ca barış satın aldığını söylediğine yer veriliyor.

Bu anlaşmaları peşinen kötü­lemek kolaycılık olur. Ödenen paralar gerçek: yapay zekâ şir­ketlerinin dünya genelinde ya­yıncılarla imzaladığı lisans söz­leşmeleri yüz milyonlarca dola­rı buluyor, İngiltere'deki Google anlaşmalarının yıllık tek haneli milyon sterlin getirdiği belirtili­yor. Kaybolan trafiğin bir bölü­mü de gazetecilik değil, yalnızca arama motoru için üretilmiş em­tia içerikti. Yine de imzalayanla­rın anlatısı dikkat çekici: Kimse bunu bir fırsat olarak tarif etmi­yor, kaçınılmaz bir zarar azaltma hamlesi olarak anlatıyor.

Habere adını veren benzet­me oyun teorisinden geliyor: Mahkûm ikilemi. Tek tek her ya­yıncı için imzalamak akılcı. Raki­biniz imzalamışsa ve siz dışarıda kalıyorsanız, nakdi de az miktar­daki trafiği de o alıyor; direnme­nin bireysel getirisi yok. Ama her­kes aynı akılcı seçimi yapınca, dü­zenleyicinin iki ay önce verdiği hak kullanılmadan tükeniyor.

Buradan çıkan ders iktisadi ba­kımından can alıcı: Bireysel ola­rak feragat edilebilen bir hak, hak değil, pazarlık kozudur. Alıcı ta­rafta tek bir güç varsa o koz tek tek ve ucuza toplanır. Düzenleyi­ci, satıcılar arasındaki koordinas­yon sorununu çözmeden onlara kaldıraç verdiğinde, sonuç çoğu zaman kaldıracın el değiştirmesi olur. Google'ın 2020'de 1 milyar dolar taahhüt ettiği News Show­case programında ödemelerin en cömert olduğu ülkenin, yasal düzenleme baskısının en sert ol­duğu Avustralya olması tesadüf sayılmıyor. Bugünkü yapay zekâ anlaşmaları aynı oyun kitabının ikinci perdesi gibi duruyor. Za­man baskısı da açık: Google tüke­tici yapay zekâ pazarını kesin bi­çimde kazanırsa, birkaç yıl sonra kimseye ödeme yapmak zorunda kalmayacak.

Meclis'te bekleyen iki teklif

Türkiye bu tartışmanın neresin­de? Meclis'te bekleyen iki kanun teklifi var. Dijital Telif ve Çevrimi­çi Haber İçerikleri Hakkında Ka­nun Teklifi, Avustralya ve Kanada modellerinden esinlenerek büyük platformlara iyi niyetli pazarlık zorunluluğu getiriyor; anlaşmaz­lık halinde bedeli BTK bünyesin­de kurulacak bir kurul belirliyor; yıllık toplam telif için platfor­mun Türkiye kaynaklı brüt di­jital hizmet gelirinin yüzde 1'i taban olarak konuyor ve telif talep eden yayıncının görü­nürlüğünün algoritmik ola­rak düşürülmesi açıkça ya­saklanıyor. Her iki teklif de milletvekili teklifi ve hâlâ komisyon aşamasında.

Bu metinlerin yanıtsız bıraktığı bir soru var ve doğ­rudan rekabet hukukunu il­gilendiriyor. Britanya dene­yiminin gösterdiği şey, birey­sel pazarlığın işe yaramadığı. Ama yayıncıların tek bir alıcıya karşı fiyatta birlikte hareket etme­si, 4054 sayılı Kanun'un 4. madde­si bakımından alım tarafında bir kartel görünümü taşır. Avustralya bu sorunu toplu pazarlığa açık ya­sal muafiyetle çözmüştü. Türki­ye'de benzer bir istisna kurulmaz­sa, medyayı korumak için tasarla­nan düzenlemenin önündeki en büyük engel rekabet hukukunun kendisi olabilir.

Rekabet hukuku demişken, Re­kabet Kurulu bugüne kadar Google başta olmak üzere büyük platform­lar hakkında çok sayıda soruştur­ma yürüttü ve milyarlarca TL'yi bulan para cezaları kesti. Ancak haber içeriği ile pazarlık gücü ara­sındaki ilişki ya da arama alanın­daki gücün yapay zekâ alanına ak­tarılmasına yönelik bugüne kadar Rekabet Kurulu'nun en azından kamuoyuna yansıyan hiçbir ince­lemesi olmadı. Kurum'un nisanda başlattığı yapay zekâ sektör ince­lemesi de temel modeller, veri ve hesaplama gücü ekseninde tanım­landı; içerik girdisi bu çerçevede açıkça sayılmıyor.

İnternet haber ekonomisinde trafik çağının bittiğini kabul et­mek artık zor değil. Zor olan, ar­dından gelen soruyu doğru sor­mak. Mesele yalnızca yayıncı­ların gelirinin nereden geleceği değil; kurgulanacak modelin ha­bercilik açısından sürdürülebilir bir yapı tesis edip etmeyeceği. Da­ha genel tehlike ise dijitalde oku­yacaklarımızın gerçekten haber mi yoksa malumat mı olacağı.