Ferhat Bora: Restoransız şefleri göreceğiz
Aşçı, şef, içerik üreticisi Ferhat Bora gastronomide deneyimin öne çıktığı bugünlerde restoransız şefleri görmeye başlayacağımzı düşünüyor: “Restoranlar devam edecek, sadece sahneye çıkacak sanatçı gibi şefler değişecek.”
AYDİL DURGUN
aydil.durgun@dunya.com
Ferhat Bora; aşçı, içerik üreticisi, programcı, şef… Birçok şapkası var. Hepsinin altını başarıyla dolduruyor. Ben içerik üreticisi olarak tanıdım. Daha sonra özel bir etkinlik için mutfağa girdiğinde şef kimliğiyle de tanışmış oldum. Ve uzun zamandır biriyle tanıştığıma bu kadar memnun olmamıştım. Şef Ferhat Bora’nın elinden çıkan yemeklerin lezzeti bir yana, hep birbirine benzer mezeler ve ara sıcaklarla karşılaştığımız bu ortamda yaratıcılığıyla da ilaç gibi gelmişti. Tam da kendi ifadesiyle söylediği gibi kendi bakış açısını getiriyor yemeğe.
Ferhat’ı takip etmiyorsanız hemen takibe alın, bir yerde şef şapkasıyla bulursanız da kaçırmayın derim.
Sen kendini ne olarak tanımlıyorsun şef, içerik üreticisi?
Ben kendimi en temelde aşçı olarak tanımlıyorum çünkü yemek yapmayı seviyorum. Diğerleri benim zamanla kazandığım başlıklar. Yemeğe bakış açısını aktarmak için içerik üreticisiyim, eğer bir mutfağın sorumluluğunu alırsam da o restoranın şefi olarak çalışıyorum. Bu şapkaların hepsinin altını doldurabiliyorum.
Bir mutfağın başında değilsem kendini şef olarak tanımlamam mı diyorsun?
Benim için iyi bir şef olmadan önce iyi bir aşçı olman gerekiyor. Şeflik biraz liderlik ve yöneticilik vasıfları da gerektiriyor. Çünkü istediğin sonuca ekibin ulaşmasını sağlayacak kişi sensin. Mutfaklarda en iyi yemeği şefler mi yapıyor? Hayır, oradaki ekip yapıyor ama bunun iyi olup olmadığına karar veren şef. Bu terimin altını da bir süre doldurduğum için bunu da kullanıyorum.
O süreye geri dönelim. Sen birçok insanın hayalini kurduğu şeyi başarmış birisin. Bambaşka bir işte çalışırken mutfağa geçtin.
Benim içimde hep olan bir istekti. Ailemin de mutfak geçmişi var. Babaannem Bulgaristan’da düğün aşçılığı yapıyordu. Dedem fırıncı. Ben bunları görerek büyüdüm. Benim eğitim aldığım dönemde şimdiki gibi kurslar, üniversitelerde gastronomi bölümleri yoktu. Ailem de çok sıcak bakmıyordu zaten. İşletme okudum, finansal piyasalar yatırım yönetiminde yüksek lisans yaptım. Diplomamı almama çok az kala ben bu işi yapamıyorum, yemek yapacağım dedim. Eğitim almadım bu konuda, kısa bir İngiltere geçmişim var ama tamamlamadım. Ben eğitimimi burada mutfaklarda çalışarak aldım. Yaklaşık 17 yıldır sektördeyim. Mutfakta bulaşıkhanede maydanoz ayıklamaya kadar en alttaki işlerden en yukarıdaki işlere hepsini yaptım. Yemeğe olan ilgilimi sadece restorana gelen insanlarla paylaşmak bir yerden sonra bana yetmemeye başladı. Sosyal medyaya geçişim de biraz böyle oldu. Herkese anlatmalıyım diye düşündüm. Burada yemeğe bakışımı, kendi yemek yapışımı, malzemelerle ilişkimi kendi gözümden anlatıyorum.
Yemeğe olan tutkunu bir restoranın mutfağında sürdürmek sana kısıtlayıcı geldiği için mi çıktın Aslında o yolda devam etmek daha garantili gibi…
Restoranlar temelinde iyi yemek yapmaya odaklanmış olsa da günün sonunda bir işletme ve maliyetler yaratıcılığınızın önüne geçebiliyor. Şef restoranında işletmeci siz değilseniz sorunlar çıkabiliyor. Bazen restoranlarda genele hitap etmek gerekebiliyor. Benim derdim mesela vegan beslenen birine de çok iyi yemekler sunabilmek, domatesi çok seven birine iyi bir domatesli tarif verebilmek… Ben şu an sosyal medyada yaptığım işi büyük bir restoran olarak görüyorum. Tek farkı yemekleri benden yemiyorsunuz, tarifi benden alıyorsunuz. Sosyal medyanın özgür alanını çok seviyorum. Geliştirmeyi de seviyorum. Benim aslında en büyük farkım olarak gördüğüm şey tek bir noktaya, bir tür yemeğe bağlı kalmamak. Çok beğendiğim bir yemeği mesela yapmayı bilmiyorsam önce gidip öğreniyorum sonra kendi bakış açımı getirip öyle paylaşıyorum. Bana öğrenmek için vakit yaratıyor bu alan.
Yemek yapmayı kolaylaştırıyor” yorumlarını okudum seninle ilgili. Buna özellikle dikkat ediyor musun?
Üstten söylemiyorum bunu ama bir işi yeterince bildikten sonra kolay anlatım yöntemini de geliştirebiliyorsunuz. Benim yaptığım bu aslında. İnsanların zorlanacakları yerleri nasıl zorlanmadan yapacaklarını öne çıkarıyorum; ufacık detaylar bazen yemeği istediğiniz sonuca götürmez ben tam olarak buralarda devreye giriyorum.
Sosyal medya için yemek içeriği üretmek çok acayip noktalara geldi. Az takipçili de yapıyor, milyon takipçili de… Herkesin yapmak istediği bir içerik haline geldi ve tüketicisi de çok var. Sen bu hevesi nasıl yorumluyorsun?
Sosyal medyada yemek içeriği giriş baremi en düşük olan içerik türlerinden bir tanesi. Bu giriş bareminin basitliği hevesi artıran bir şey ancak dezavantajı şu; yemek içeriği bildiğiniz tariflerle sınırlı bir şey. Ben sekiz yıldır yapıyorum bu işi, bilmediklerimi de öğrenerek ilerliyorum. Yılda 300’e yakın tarif çalışıyorum ve bunların yaklaşık 200’ünü yayınlıyorum.
Her gün yemek yapıyorsun yani…
Yemekler hatta… Burada ortalama bir yemek içeriği üreticisi 20 tarif biliyorsa 21’inci çıkmayabiliyor. Benim 1000 üzerinde tarifim var. Bu biraz kilometre işi. Genelde böyle üreticiler yemek tarifleri bitince, makyaj, gezi içeriklerine geçerler. Bunu çok sık görüyoruz bu aralar, gittikleri mekanları çekenler. Ben de bu işi yapıyorum ama vurguladığım şeyler var; yemeğin içindeki notaları açıklıyorum. Ondan sonra kişisel yorumumu yapıyorum. Niyetim hiçbir zaman bir işletmeyi yermek de değil, aksine övülesi işletmeleri ön plana çıkarmaktan yanayım. Bir yergiden sonra nasıl geliştirilebilir diye tavsiye sunamıyorsam böyle ahkam kesmeleri pek doğru bulmuyorum.
İleride kendi mekanını açmak ya da bir mutfağa şef olarak dönmek gibi planların var mı? Senin elinden yemek yemek isteyenler ne yapsın?
Mutfağa girme özlemim çok yok her gün mutfakta olduğum için. Benden yemek yemek isteyen insanların sayısı artıyor günden güne. Bu da bana “acaba mı” dedirtiyor. Ara ara özel etkinlikler oluyor. Orada yiyebilirler. İstediğim gibi yemek yapabileceğim bir restoran açmak çok maliyetli şu anda o yüzden anda hayır o yüzden ama büyük konuşmak istemem.
Senin yemek yaptığın bir etkinliğe katıldım ben, bayıldım yaptıklarına. Böyle özel etkinlikler, tek seferlik bir deneyim sunduğu için müşteriye çok daha cazip geliyor. Gastronomi dünyası o tarafa mı gidiyor?
Yemekte deneyim ön plana çıktıktan sonra arttı bu pop up etkinlikler. Dünyada da yükselişte. Restoranlar konuk şef alıyor, markalar kendi özel akşamlarında farklı şeflerle çalışıyor. Belki benim de bu sayıyı artırmam gerekiyor. Beni takip ederlerse belki bir yerde yakalayabilirler. O anda tezgahlarda ne varsa onu pişirmeyi tercih ediyorum. Bir sonraki yemekte aynısını yiyemeyeceklerini garanti edebiliyorum güzel oluyor, benim için de. O akşam sahneye çıkacağım gibi düşünüyorum. Artık restoransız şefleri görmeye başlayacağız. Restoranlar devam edecek tabii, sadece akşam sahneye çıkacak sanatçı gibi şefler değişecek.
Senin için sırada ne var?
Bu yıl yine yemeğin etrafında dönecek farklı bir şeyler yapacağım. Youtube projesi olarak bir talk show planlıyorum, konuklar ağırlayacağım. Onların mutfağa dair görüşlerini konuştuğumuz beraber yiyip içtiğimiz bir program olacak. Gezi programlarına devam edeceğim. Youtube aslında bizi dünyaya da tanıtan bir yer, orada hep aynı tip içeriklerin, yemeklerin olmasından yana değilim. Coğrafyamızın çeşitliliklerinden bahseden içerikler olsun istiyorum.
Ne kadar kendiniz olabilirseniz o kadar başarılı olursunuz
İçerik üreticilerine ne tavsiye edersin, başarının formülü nedir?
Formül çok basit aslında ben de yıllar sonra keşfettim. Ne kadar kendiniz olabiliyorsanız o ekranda, ne kadar kendi sevdiklerinize sahip çıkabiliyorsanız o zaman başarılı olmaya başlıyorsunuz. Zaten sizinle aynı değere sahip olan insanlar sizi takip etmeye meyilli oluyor. Herkesi bir anda almanıza gerek yok. Artık büyük takipçili hesaplar da azalıyor. Herkesin kendine göre küçük takipçi grupları oluşuyor ve onlar o komüniteyle büyüyo. 30 bin takipçili çok etkili bir influencer 3 milyon takipçili sıradan bir influencere göre çok daha etkili olabilir.