IMF stres testi: Bankacılıkta risk uyarısı
Uluslararası Para Fonu (IMF), 13 Ekim'de açıklanan Küresel Finansal İstikrar Raporu'nda bankaların olası krizlere karşı dayanıklılığını ve finans piyasalarındaki yeni riskleri değerlendirdi. Rapora ilişkin ilk bulgular, küresel bankacılık sisteminin genel olarak güçlü kalmasına rağmen ağır ekonomik koşullara karşı hassas kesimin büyüdüğünü gösteriyor.
Dünya'yı haber kaynağınız olarak eklemek için tıklayın!
IMF'nin ağır ekonomik kriz senaryolarını esas alan stres testine ilişkin uluslararası basına yansıyan sonuçlarda, sermaye gücü zayıf sınıfına giren bankaların küresel bankacılık varlıkları içindeki payı yüzde 22'ye çıktı. Geçen yıl bu oran yüzde 18 olarak hesaplanmıştı.
Buradaki yüzde 22, dünyadaki bankaların sayısal oranını değil, stres senaryosunda zayıf sermaye konumuna düşen bankaların toplam bankacılık varlıklarından aldığı payı ifade ediyor.
Stres testleri, ciddi ekonomik daralma, kredi kayıpları ve finansman koşullarındaki bozulma gibi varsayımsal gelişmeler karşısında bankaların sermaye gücünü ölçüyor.
IMF'nin değerlendirmesi, küresel bankaların yüzde 22'sinin iflas ettiği veya iflas edeceği anlamına gelmiyor. Risk, ağır koşullar gerçekleşirse bazı bankaların zararları karşılamak için yeterli sermaye gücünü korumakta zorlanabilecek olması. Bu nedenle stres testindeki zayıflık ile mevcut bir bankacılık krizinin birbirinden ayrılması gerekiyor.
Yapay zekâ hisselerindeki yoğunlaşma riski büyütüyor
IMF'nin dikkat çektiği risklerden biri, küresel borsalardaki yükselişin giderek sınırlı sayıda teknoloji şirketine bağımlı hale gelmesi. Yapay zekâ yatırımlarındaki güçlü beklentiler, bu şirketlerin piyasa değerlerini hızla artırdı.
Ancak beklenen kazançların gerçekleşmemesi durumunda teknoloji hisselerinde yaşanabilecek satışlar yalnızca bu şirketleri etkilemeyebilir. IMF, yüksek değerlemelerin ve yatırımcıların benzer pozisyonlarda yoğunlaşmasının piyasa genelinde sert fiyat hareketlerine yol açabileceği uyarısında bulunuyor.
Yapay zekâ yatırımları artık yalnızca şirketlerin kendi kaynaklarıyla finanse edilmiyor. Büyük teknoloji şirketleri, veri merkezleri ve bilgisayar altyapısına yönelik harcamalarını karşılamak için tahvil piyasalarından da kaynak sağlıyor.
IMF raporuna ilişkin ilk aktarımlara göre, büyük ölçekli teknoloji altyapısı şirketlerinin küresel yatırım yapılabilir kredi notuna sahip tahvil ihraçlarındaki payı yüzde 10'a ulaştı. Bu oran 2024 yılında yüzde 1'in altındaydı. Böylece teknoloji yatırımlarının borç piyasalarıyla bağlantısı belirgin biçimde güçlendi.
Yapay zekâ sektöründeki yatırımların finansman yapısı da IMF'nin gündeminde. Rapora ilişkin aktarımlarda, büyük teknoloji şirketleri ile daha küçük girişimler arasında yüz milyarlarca dolarlık sermaye ve kredi bağlantısı bulunduğu belirtiliyor.
Özellikle şirketlerin birbirlerine yatırım yapması ve gelecekte birbirlerinden hizmet satın alma taahhüdünde bulunması, finansman ilişkilerini karmaşıklaştırıyor. IMF'ye göre bu yapı, yapay zekâ hizmetlerine yönelik beklentilerin zayıflaması halinde yatırımcıların zararlarının birbirini etkilemesine neden olabilir.
IMF'nin değerlendirmesinde öne çıkan senaryolardan biri, yapay zekâ yatırımlarından beklenen getirilerin düşmesi. Böyle bir gelişme, teknoloji şirketlerinin hisse fiyatlarını ve yeni yatırımlarını olumsuz etkileyebilir.
Borçlanarak yatırım yapan fonların zararlarını karşılamak için başka varlıklarını satmak zorunda kalması, satış baskısının piyasanın farklı alanlarına yayılmasına yol açabilir. Bu nedenle yapay zekâ sektöründeki bir düzeltmenin, teknoloji hisselerinin ötesinde tahvil ve kredi piyasalarını da etkileme ihtimali bulunuyor.
IMF'nin 6 Ekim'de yayımlanan ve yeni rapora dahil edilen hedge fonlar incelemesine göre, bu fonların küresel varlık büyüklüğü yaklaşık 13 trilyon dolara ulaştı. Bu rakam 2013 yılındaki seviyenin üç katından fazla.
Hedge fonlar normal piyasa koşullarında likiditeyi destekleyebiliyor. Ancak yüksek borçlanma, benzer yatırım pozisyonlarında yoğunlaşma ve yatırımcıların eş zamanlı para çekmesi gibi gelişmeler, piyasalardaki dalgalanmaları büyütebiliyor.
IMF, büyük yatırım fonlarının aynı anda pozisyon azaltmasının finans piyasalarında yeni sorunlara yol açabileceğine dikkat çekiyor. Özellikle yoğun borçlanmayla işlem yapan fonların, fiyatlar gerilediğinde teminatlarını tamamlamak için varlık satmaları gerekebiliyor.
Bu satışlar fiyatları daha da düşürerek diğer yatırımcıları benzer işlemlere zorlayabiliyor. Böylece başlangıçta sınırlı olan piyasa hareketi büyüyebiliyor. IMF, fonlar ve bankalar arasındaki bağlantıların bu nedenle daha yakından izlenmesini istiyor.
Finansal sistem üzerindeki ikinci büyük baskı, devletlerin artan borçlanma maliyetlerinden kaynaklanıyor. Yüksek kamu borçları, enerji fiyatlarındaki yükseliş ve enflasyon beklentileri, devlet tahvili getirilerinin artmasına neden olabiliyor.
Tahvil getirileri yükseldiğinde piyasadaki mevcut sabit faizli tahvillerin değeri genellikle düşüyor. Bu hareket, büyük tahvil portföyleri taşıyan yatırımcılar açısından kayıp riski oluşturuyor. IMF, sert faiz hareketlerinin finansman koşullarını hızla sıkılaştırabileceği uyarısında bulunuyor.
Geleneksel bankalar, sigorta şirketleri, emeklilik fonları ve banka dışı kredi kuruluşları arasındaki mali ilişkiler de önem kazanıyor. Bu kurumların aynı varlıklara yatırım yapması veya birbirlerine finansman sağlaması, bir alandaki sorunun başka alanlara taşınmasına neden olabiliyor.
IMF'ye göre bankacılık sisteminin dayanıklılığı değerlendirilirken yalnızca bankaların kendi bilançolarına bakmak yeterli değil. Banka dışı finans kuruluşlarının borçlanma düzeyleri, likidite ihtiyaçları ve bankalarla bağlantıları da incelenmeli.
Siber saldırılar finans sistemi için ayrı bir tehdit
IMF'nin dikkat çektiği üçüncü önemli risk siber güvenlik alanında bulunuyor. Bankaların ve finans kuruluşlarının giderek daha fazla ortak yazılım altyapısı kullanması, kritik bir teknoloji sağlayıcısındaki sorunun birden fazla kurumu aynı anda etkilemesine neden olabiliyor.
Yapay zekâ teknolojileri siber savunmayı güçlendirebilse de saldırganların güvenlik açıklarını daha hızlı bulmasına olanak sağlayabiliyor. Bu nedenle IMF, teknoloji hizmeti sağlayıcılarının denetiminin ve finansal kuruluşların siber saldırılara hazırlığının güçlendirilmesi gerektiğini vurguluyor.
IMF'nin yeni değerlendirmesi Türkiye'deki bankaların yüzde 22'sinin risk altında olduğunu göstermiyor. Söz konusu stres testi küresel bankacılık sistemine ilişkin ve belirli bir Türkiye bankası hakkında sonuç ortaya koymuyor.
Bununla birlikte uluslararası finans piyasalarında sert satışlar yaşanması, gelişmekte olan ekonomilere yönelen sermaye akımlarını etkileyebilir. Küresel tahvil getirilerindeki yükseliş ise dış finansman maliyetlerini artırabilir. Türkiye açısından olası etkiler, yabancı sermaye hareketleri, döviz piyasası ve dış borçlanma koşulları üzerinden takip edilecek.
IMF'nin finansal istikrar değerlendirmesi, piyasaların görünürde güçlü kalmasının bütün risklerin ortadan kalktığı anlamına gelmediğini gösteriyor. Önümüzdeki dönemde yapay zekâ şirketlerinin finansman ihtiyaçları, devlet tahvili getirileri ve bankaların sermaye dayanıklılığı önemli göstergeler olacak.
Büyük yatırım fonlarında eş zamanlı satışların başlaması veya finansal altyapıyı etkileyen ciddi bir siber saldırı da riskleri artırabilir. IMF, olası sorunların finansal sistem geneline yayılmasını önlemek için düzenleyici kurumların denetimleri ve kriz hazırlıklarını güçlendirmesini öneriyor.