32 °C

'Kurban Bayramı et fiyatlarını 1 ay dizginler, sonra yeniden patlar'

TZD Başkanı Yetkin, diğer sektörlerde olduğu gibi ette de üreticinin elinden çıkan fiyatla, tüketiciye ulaşan fiyat arasındaki makas giderek açıldığını söyledi.

'Kurban Bayramı et fiyatlarını 1 ay dizginler, sonra yeniden patlar'

ankara-002.jpg

Türkiye Ziraatçılar Derneği Başkanı İbrahim Yetkin, Türkiye’nin ithalatla büyüyemeyeceğini, tarımda ise ithalatla büyümenin hiç olamayacağını söyledi. Hileli gıdayı satın alanların önemli kısmının bunu bilinçli olarak yaptığını belirten Yetkin, gelir seviyesi düştükçe mecburiyetin de arttığını bildirdi. Kurban Bayramı’nın ardından et fiyatlarının kısmen düşebileceğini ifade eden Yetkin, 1-1.5 ay sonra ise yeniden tırmanışa geçeceğini öne sürdü. Ankara Sohbetleri’ne konuk olan İbrahim Yetkin, Ankara Temsilcimiz Ferit B. Parlak ile Ankara Haber Müdürümüz Hüseyin Gökçe’nin sorularını cevaplandırdı. 

►Bir süre önce hileli gıdalarla ilgili yaptığınız araştırmanın sonuçları çok ses getirdi. Aslında yıllardır benzer açıklamalar yapıyorsunuz ve birçok kişi de hileli gıdalar hakkında bilgi sahibi, sizce insanlar niye bile bile bu ürünleri tüketmeye devam ediyor? 

Bunu iki temel nedeni var. Bir tanesi Türkiye’de gelir dağılımındaki bozukluk ve buna bağlı olarak tüketim gücünün zayıflaması. Yani insanlar hileli gıdayı bilerek alıyor, almak zorunda kalıyorlar. Gelir seviyesi azaldıkça, bu tarz hileli ürünleri bilerek alma oranı da yükseliyor. Bugünkü koşullarda 60 liraya sucuk, 40 liraya kıyma alamayacak durumda olan insanlar, gidip 20 lira gibi fiyata bulduğu kıymayı alabiliyor. 

►Tarım Bakanlığı ve Sağlık Bakanlığı’nın uyarılarına rağmen bile bile almaları garip değil mi? 

Evet, hem Sağlık Bakanlığı hem de Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı, açık gıda alınmaması yönünde tavsiyelerde bulunuyor. Buna ilişkin mevzuat düzenlemeleri de yapıldı aslında. Araştırma yaparken insanlara bunu hatırlattığımızda bize çok gülen insanlar oldu. Katılımcılar bize tavsiye edilen ürünleri alabilmek için paraya ihtiyaç olduğunu söylüyorlar. Bakın Kurban Bayramı da yaklaşıyor, yine görecekseniz çok sayıda insan, uygunsuz koşullarda üretilmiş, hiçbir hijyenik kriteri yerine getirmeyen şeker ve çikolataları almak zorunda kalacaklar. 

►Sizce bunun denetim mekanizması mı sağlıklı çalışmıyor? 

Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı aslında konuya iyi niyetli yaklaşıyor. Yaklaşık 6 bin civarında denetim elemanı var. Ancak bunların yaptığı denetim de sınırlı kalıyor. Türkiye’de bugün 400 bin civarında işletme varken, bunların sadece 40-50 bin tanesinin kayıtlı olduğunu söyleniyor. Geri kalanı ise merdivenaltı üretim yapıyor. Denetimin devlet tarafından kapsamı genişletilerek yapılması gerekiyor. Gelişmiş ülke örneklerini incelediğimizde bunların bir çoğunda işletmelerin neredeyse tamamının denetlenebildiğini görüyoruz. Bu konuda gözlerden kaçan bir husus daha var. O da denetimin sadece kayıtlı işletmelerde yapılmasıdır. Kayıtsız işletme zaten, kayıtsız olduğu için denetlenemiyor. Bana göre asıl olan kayıtdışı işletmelerin öncelikli olarak kayıt altına alınması ve denetimin buna göre yapılmasıdır. Böylece hem devletin vergi gelirleri artar hem de insanlar daha sağlıklı koşullarda gıda tüketir. 

►Araştırmanızda ne gibi bulgulara ulaştınız? 

Bizim araştırmamız 4 ay sürdü. Bu süreçte Türkiye’nin tüm illerinden bilgiler derledik. Aslında süre ne kadar uzarsa, yani ne kadar derine inerseniz o kadar çok pislik çıkıyor. Örneğin, et ürünlerinde daha çok, sucuk, salam, sosis, tamamen içine tavuk kırıntıları karıştırılıyor, fasulye konuluyor. At eti karıştırılıyor. Günlük hayatta en sık tüketilen ürünlerden dönerin içine çok şey katılıyor. Bayatlamış etler kullanılıyor. Bugün halen şehrin merkezinde 2.5 liraya döner ve ayran satılabiliyor. Bir kere teknik olarak bu fiyata ürün satılması mümkün değil. Süt ürünlerinde ağırlığı artırmak için jelatin kullanılıyor, peynir ise kireç suyuna batırılıp çıkarılıyor sertleşmesi için. Pul bibere kiremit tozu, bazı ithal çaylara ise domuz kanı karıştırıyorlar. Biz 80’in üzerinde hile yöntemi bulduk. Eminim ki araştırmamız biraz daha devam etseydi, bu sayı 180’i bulurdu. 

►Sizce 1 Kasım seçimlerinden sonra kurulacak hükümetin tarımdaki önceliği ne olmalı? 

Bir kere GSMH’nın en az yüzde 1’i tarım sektörünün desteklenmesi için ayrılmalı. Tarımın ‘Ulusal Tarım Politikası’ başlığıyla yeniden dizayn edilmesi gerekiyor. Önümüzdeki 15-20 yılı kapsayan uzun vadeli politikalar belirlenerek, üretim planlaması yapılmalıdır.


“PANKOBİRLİK ÖRGÜTLENMENİN EN GÜZEL ÖRNEĞİNİ VERİYOR” 

►Fiyatlar konusunda ESK yeterli olamıyor mu?

Et ve Süt Kurumu’nun (ESK) kapasitesi belli, satış noktaları sınırlı. Öncelikle bu kurumun güçlendirilmesi gerekiyor. İkincisi ise kooperatifl er aracılığıyla üreticilerin örgütlenmesidir. Bunun aslında en güzel örneğini PANKOBİRLİK ve bünyesindeki Konya Şeker veriyor. Recep Konuk, güzel bir sistem kurdu ve bugün Konya Şeker’in oluşturduğu Torku markası, şeker, sıvı şeker, bisküvi, çikolata, etanol gibi geniş yelpazede ürünleri Türkiye’nin bir çok noktasına ulaştırıyor. Üstelik bunlar muadillerinden yüzde 20 civarında daha ucuza satılıyor. Bana göre Türkiye’nin her coğrafi bölgesinde buna benzer bir yapı kurulursa, Türkiye gıda fiyatları çok uygun seviyelere gelebileceği gibi, tarım sektöründe ihracat miktarı da ciddi ölçüde artar. Özelleştirilmeden önce Et ve Balık Kurumu da bunu çok rahatlıkla yapabiliyordu.

ÜRETİCİ İLE TÜKETİCİ ET FİYATI ARASINDA % 100 FARK VAR 

►Gelelim hayvancılık sektörüne. Et fiyatları alınan önlemlere rağmen bir türlü dizginlenemiyor, sizce Türkiye hayvancılık sektöründe ne durumda? 

Aslında hayvancılık sektörü iyi olmadığı için bu durumdayız. Bunun asıl kaynağı da sektördeki yapısal sorun. Yıllar önce hayvancılık politikası belirlenirken, sütçü ırk ağırlıklı bir yapılanma oluşturulmuştu. Ancak birkaç yıl önce süt fiyatları üreticinin masrafını karşılamaya yetmeyince insanlar, damızlık hayvanlarını kasaba yönlendirdiler. Yaklaşık 1 milyon hayvan kesildi. Zaten sektör de bundan sonra belini doğrultamadı. Daha sonra verilen teşvikler ve ithalatla sıkıntı giderilir gibi olsa da bunun çözüm olmadığı anlaşıldı. Bir kere Türkiye’de ithalatla büyüme olmaz, tarım sektöründe ise hiç olmaz. Bu aşamada kasaplık hayvan veya et getirilirse, iç piyasadaki dengeler de alt üst olur. Damızlık hayvan ithal edilmesi sorunun çözülmesine kısmen yardımcı olabilir. Bir de büyükbaş hayvan yerine, üretim maliyeti daha ucuz olan küçükbaş hayvana yönelmek gerekir. Diğer sektörlerde olduğu gibi ette de üreticinin elinden çıkan fiyatla, tüketiciye ulaşan fiyat arasındaki makas giderek açılıyor. Üreticiden 24 liraya çıkan et, tüketiciye 50 liraya ulaşıyor. Piyasayı regüle etme görevi bulunan Et ve Süt Kurumu ise yeterli kaynağı olmadığı için, piyasa oyunlarını ve tekelleşmeyi dizginleyemiyor. Bugün Türkiye’de pazarın büyüklüğü 5 milyar liraya çıkmış durumda. Kurban Bayramı’nda yaşanacak kısmi rahatlık 1-1.5 ay sürer ve ardından yine et fi yatları yükselir. Bir de hayvancılık sektöründe teşviklerin gerçek üreticiye verilmesi gerekir. Geçmişte üretimle hiç alakası olmayan, şarkıcıları, doktorlara kredi verildi ve bu paraların önemli bir kısmı da heba oldu. 

► Sektöre yönelik başka ne önerirsiniz? 

Bir kere öncelikle besiciyi köyde tutmak için küçük çaplı krediler verilebilir. Büyük işletme kurmak isteyenlere de yine uygun koşullarda verilir. Eğer bunlar sağlanmazsa yakında hayvancılık, besicilik yapacak üretici de bulunamayacak. Köylerde insanların çocukları şehirlere göçtü. Eğer bunları da köyde tutamazsak, yakında problem giderek kronikleşecek.

Güncel gelişmelerden anında haberdar olun!
dunya.com'a girmeden de haberleri takip edebilirsiniz.