Dünya zincirleme afetlerin eşiğinde

Dünya, küresel ısınmanın yarattığı ekolojik yıkımın bedelini her geçen gün daha ağır ödüyor. Buzulların hızla erimesi dağ kütlelerinin dengesini bozarak gezegeni devasa zincirleme afetlerin eşiğine sürüklüyor. Nepal-Tibet sınırında yaşanan son trajedi, iklim krizinin artık sadece bir ‘sıcaklık artışı’ değil, coğrafyaları yok eden yıkıcı bir ekolojik çöküş olduğunu tüm çıplaklığıyla gözler önüne seriyor

Dünya'yı haber kaynağınız olarak eklemek için tıklayın!
Dünya zincirleme afetlerin eşiğinde

Başak Nur GÖKÇAM

Nepal ve Tibet arasında­ki sınır bölgesinde 26 Ağustos’ta meydana gelen devasa heyelan ve seller­de resmi rakamlara göre haya­tını kaybedenlerin sayısı 987 olurken, 4 binden fazla kişinin ise kayıp olduğu bildirildi. İlk raporlarda facianın 4.4 büyük­lüğündeki bir depremden kay­naklandığı iddia edilse de ABD Jeoloji Araştırmaları Kurumu (USGS) ve konunun uzmanla­rı, olayın arkasında buzul çök­mesi ve kuru sıvılaşma etki­si gibi çok daha derin ve iklim kaynaklı bir sürecin yattığını doğruladı.

Konuyla ilgili değerlendir­melerde bulunan İstanbul Tek­nik Üniversitesi (İTÜ) Avrasya Yer Bilimleri Enstitüsü Müdü­rü Prof. Dr. Tolga Görüm, kü­resel ısınmayla birlikte dağlık alanlardaki dengelerin altüst olduğunu belirterek, “Görün­tülerden ve diğer kaynaklar­dan edindiğim izlenim, bir ka­ya-buz kütlesinin kama kay­ması sonucunda bir buzul vadisini ve içindeki malzeme­yi kuru sıvılaşma etkisiyle bir kaya çığına dönüştürmüş oldu­ğu.

Bu olay nedeniyle akarsu kı­sa bir süreyle setleniyor ve bir göllenme oluşuyor. Set gölü­nün yıkılmasıyla birlikte önce moloz akmasına, ardından sele dönüşüyor ve önüne çıkan her şeyi yıkıp götürüyor. Nitekim bu kütle, aynı 2021’de Kasta­monu’da olduğu gibi, yamaçla­rı alttan kazıyarak sürekli içine malzeme alıyor. Malzeme yo­ğunlaştıkça, vurduğu alanda­ki yıkıcılık artıyor. Oysa saf su geçse, yıkıcılığı bu kadar fazla olmaz” dedi.

Dev kaya kütlesi vadiye girdi

Kayan kütlenin devasa bo­yutlarına ve izlediği rotaya dikkat çeken Prof. Dr. Görüm, olayın mekaniğini açıklarken Himalayalar’daki Langtang Li­rung Zirvesi’ne işaret ederek, “Tibet’te yaşanan, ‘kama kay­ması’ dediğimiz, bir çeşit kaya kayması. Geniş bir dağın yok olduğu, uydu görüntülerinden görülebiliyor. Bu dağın üzerin­de de bir buz parçası var.

Yani üzerindeki buzla birlikte, Hi­malayaların Langtang Lirung Zirvesi’nden aşağı doğru kayan bir kaya parçası, Nepal’de es­ki bir buzul vadisi olan Lhende Khola Vadisi’ne giriyor. Bu küt­le, büyük bir vadinin içerisi­ne girdiğinde, kendi ağırlığıyla birlikte serbest düşüşle düştü­ğü için ‘kuru sıvılaştırma etki­si’ yapıyor. Buzuldan eriyerek çıkan suların altında daha ince bir malzeme var. Bu kaya kütle­si, onun üzerinde yüzerek ha­reket etmeye başlıyor. Buna ka­ya çığı deniyor” diye konuştu.

Sinyal deprem değil, heyelan

Kamuoyunda yer alan ‘dep­rem tetikledi’ iddialarını ya­lanlayan Prof. Dr. Görüm, sis­mik verilerin doğru okunması gerektiğini vurgulayarak, “Ti­bet’te yaşanan olay depremle tetiklenmiş değil. Bahsedilen 4.4’lük depremin birkaç tane artçısının gelmiş olması gere­kirdi, oysa ses yok. Dolayısıyla tektonik bir deprem söz konu­su değil” dedi.

İklim krizi zincirleme tetikliyor

İklim krizinin uzun vadeli yı­kıcı etkilerini anlatan. Görüm, “İklim değişikliği nedeniyle buzullar çok hızlı bir şekilde eriyor. Peki dağlık kütledeki bir buzul erirse ne olur? Buzulun dağa uyguladığı ciddi bir bas­kı var. Buzul eridikçe, bu bas­kı da eksiliyor. Yükün azalması nedeniyle dağ kütlesinde çat­laklar oluşmaya başlıyor. An­cak kopuş bugün mü olur, ya­rın mı, bu bilinemiyor. Kayanın üzerindeki buzullar eridikçe, kayanın termal iletkenliği ar­tıyor, yani güneşten daha fazla ısı çekiyor. Bu ısı da zaman içe­risinde kayaların çatlak dina­miklerini bozuyor” dedi.

Erken uyarı hayat kurtarır

Benzer felaketlerde can ka­yıplarını önlemenin yolunun teknolojik izleme sistemlerin­den geçtiğini hatırlatan Gö­rüm, “Bu olayları aslında GE­OFON denilen deprem izleme sistemleriyle dinleyebiliyoruz. Fakat bu bölgede kimseye hiç­bir uyarı yapılmamış. Oysa GE­OFONlarla 20-30 kilometre öteden tespit edildiği iyi örnek­ler var. GEOFON aslında çok basit bir alet, yeri dinlemeni­zi sağlıyor. Yerden çıkan gürül­tü üzerinden bir kaya çığının, selin, bir kütlenin gelişini he­saplıyor.

Bu aletleri bir rota bo­yunca dizdiğinizde, o kütlenin gelişi devam ediyor mu, etmi­yor mu takip edip erken uyarı sistemlerini çalıştırabiliyorsu­nuz. Tabii ki dağlık alanlarda bu operasyonları yapmak çok kolay işler değil. Bu kaya parça­larının koptuğu kütleler, 5 bin - 6 bin metre civarında. Ağrı Dağı’nın tamamına GEOFON koymaya çalıştığınızı hayal edin. Ayrıca periyodik olarak bakımlarını da yapmak gere­kiyor. Ama nihayetinde burası bir sınır kapısı, sürekli bir tra­fik var. Böyle bir bölge için eks­tra bir önlem alınması gerekir­miş” diyerek yetersiz önlemle­re sitem etti.

Türkiye’de de risk var

Benzer tehlikelerin Türkiye için de geçerli olduğunun al­tını çizen Görüm, “Çok bilin­mese de buna benzer bir olay Türkiye›de de yaşandı: 2 Tem­muz 1840›ta Ağrı Dağı›nda 1300 kişinin hayatını kaybet­mesine neden olan bir kaya çı­ğı olayı var. Bu olayın volkanik patlama olduğu söyleniyor an­cak aslında değil. Bu olayda da bir göllenme oluşuyor ve yedi gün sonra, bu gölün yıkılma­sıyla oluşan selde, aşağıdaki bir Osmanlı köyünde 400 kişi daha yaşamını yitiriyor.

Tür­kiye'de bu gibi olaylar için en riskli alanları biliyoruz. Erzu­rum civarı, Artvin, ikisinin ara­sındaki Tortum, riskli bölgeler. Kars›ın Kağızman ilçesinde bir deniz gölü var. Burası eski bir volkanik alan, fakat patla­ma sırasında oluşan bir heye­lanın gövdesine yerleşmiş bü­yük bir göl sistemi var. Altında da Denizgölü köyü var. Bura­larda bir hareket olduğunu bili­yoruz. Hakkari’de küçük yerle­şimlerin olduğu birçok alanda, özellikle üstlerde buzul gölleri­nin bulunduğu yerlerde, riskli alanlar var” diye konuştu.

Hindistan’daki zincirleme yıkım akıllara geldi

 Tibet ve Nepal sınırında yaşanan son kaya çığı felaketi, akıllara 2021 yılında Hindistan’da meydana gelen benzer faciayı getirdi. 2021’de Hindistan’ın Chamoli bölgesinde tıpkı bugünkü gibi bir buzul-kaya kütlesinin çökmesi sonucu oluşan devasa çamur ve moloz akıntısı 200’den fazla kişinin yaşamına mal olmuştu. Bölgedeki yıkımın boyutu öyle devasaydı ki, Dünya Bankası’nın en büyük finansal destek sağladığı projelerden biri olan hidroelektrik santrali tamamen haritadan silinmişti. Katastrofik olay sırasında devasa çamur kütlesi yaklaşık 200 kilometrelik mesafeyi sadece 1 saat 20 dakika gibi rekor bir sürede katetmişti.,

76 yıldır tutulan bilimsel veriler ne söylüyor?

Avrasya Yer Bilimleri Enstitüsü’nden Doç. Dr. Abdullah Akbaş’ın hazırladığı ERA5-Land (28.1°-28.4°N, 85.3°-85.7°E) Yıllık Ortalama Sıcaklık Zaman Serisi (1950 - 2026) verileri, bölgedeki iklim değişimini gözler önüne serdi. 1950 yılından günümüze kadar tutulan meteorolojik kayıtlara göre Himalayalar bölgesindeki ortalama sıcaklık anomalileri sürekli artıyor. Özellikle 2000'li yıllardan sonra yükselişe geçerek 1.5°C seviyelerine kadar tırmanıyor. Bu dramatik sıcaklık artışı, bölgedeki kadim buzulların hızla erimesine, dağ kütlelerinin taşıyıcı dengesini kaybetmesine ve ölümcül felaketlerin tetiklenmesine doğrudan zemin hazırlıyor.

Kaynak: DÜNYA - İSTANBUL