S&P’den Türk sigorta sektörüne dayanıklılık notu: Risk profili iyileşti, sıra teknik kârlılıkta

S&P Global Ratings, Türkiye hayat dışı sigorta sektörünün IICRA değerlendirmesini “Moderately High Risk” seviyesine yükseltirken, sektörün özkaynak kârlılığının önümüzdeki iki yılda yüzde 30’un üzerinde kalmasını bekliyor.

Dünya'yı haber kaynağınız olarak eklemek için tıklayın!
S&P’den Türk sigorta sektörüne dayanıklılık notu: Risk profili iyileşti, sıra teknik kârlılıkta

Türkiye sigorta sektörü, yüksek enflasyon, döviz kuru oynaklığı, artan hasar maliyetleri ve 6 Şubat 2023 depremlerinin yarattığı büyük tazminat yüküne karşın finansal dayanıklılığını koru­yor. S&P Global Ratings’in 25 Eylül 2026 tarihli Türkiye ha­yat dışı sigorta sektörüne iliş­kin değerlendirmesi de bu tab­loyu destekliyor. S&P’nin de­ğerlendirmesinde Türkiye’nin ülke riski “High”, sektör ris­ki ise “Moderately Low” sevi­yesinde bulunuyor. Bu iki bi­leşenin sonucunda hayat dı­şı sigorta sektörünün toplam IICRA değerlendirmesi “Mo­derately High Risk” seviyesi­ne yükselmiş durumda. Önce­ki değerlendirmede sektörün IICRA seviyesi “High Risk” idi. S&P’ye göre yüksek ülke riski, Türkiye hayat dışı sigorta sek­törünün karşı karşıya olduğu riskleri bir ölçüde olduğundan yüksek gösterebiliyor. Sektö­rün son yıllarda kârlılık, ser­maye yeterliliği, ürün risk yö­netimi ve katastrofik risklere karşı dayanıklılık açısından güçlenmesi ise ülke riskinden olumlu ayrışmasını sağlıyor. S&P Finansal Hizmetler / Si­gorta Derecelendirmeleri Di­rektör Yardımcısı Sachin Sah­ni, Türkiye sigorta sektörünün dönüşümünü, teknik kârlı­lık sorunlarını, deprem riski­ni, IFRS 17’ye geçişi ve gelecek dönem beklentilerini DÜNYA Gazetesi’ne değerlendirdi.

“Sektör zorlu koşullara rağmen dayanıklılık gösterdi”

Son beş yılda yüksek enf­lasyon, kur oynaklığı ve bü­yük doğal afetler Türkiye sigorta sektörünü nasıl et­kiledi?

Türkiye sigorta sektörü son beş yılda yüksek enflasyon, dö­viz kuru oynaklığı ve 2023’teki büyük depremler gibi önemli zorluklarla karşı karşıya kaldı. Buna rağmen sektör dayanık­lılığını korudu. Prim üreti­mi güçlü seyretti ve genel ola­rak enflasyonla paralel büyü­dü. Kârlılık da özellikle yatırım gelirleri ve yeniden değerleme kazançlarının desteğiyle iyi­leşti. Bununla birlikte sektö­rün teknik performansı hâlâ baskı altında. Özellikle zorun­lu trafik sigortası önemli bir so­run alanı olmaya devam ediyor. Buna rağmen sektörün genel finansal gücü geçmiş yıllara kı­yasla daha yüksek. Düzenleyici tarafta da önemli adımlar atıl­dı. Sermaye yeterliliği gerekli­liklerinin artırılması ve gözeti­min güçlendirilmesi sektörün finansal disiplinini destekle­di. Finansal açıdan sorun ya­şayan bazı şirketlerin sektör­den çıkması da genel finansal dayanıklılık açısından olumlu değerlendirilebilir.

SEDDK’nın sermaye ye­terliliğinin yanında yatırım davranışları, bilanço kali­tesi ve risk yönetimine da­ha fazla odaklanmasını na­sıl değerlendiriyorsunuz?

Bu yaklaşım uluslararası uy­gulamalarla uyumlu. Sigorta­cılıkta yalnızca sermaye mik­tarına bakmak yeterli değil; bilançonun nasıl yapılandığı, varlıkların niteliği, likidite, ya­tırım riski, grup içi işlemler ve risk yönetimi de önem taşıyor. Solvency II ve IAIS’in temel prensipleri de sigorta şirket­lerinin bilanço risklerinin bü­tünsel biçimde değerlendiril­mesini öngörüyor. Türkiye’de risk bazlı gözetim unsurları ge­lişiyor. Özellikle yüksek enf­lasyon ve doğal afet risklerinin bulunduğu bir ortamda güçlü yönetişim, ihtiyatlı yatırım po­litikaları, likidite yönetimi ve etkin risk kontrolleri sektörün dayanıklılığı açısından kritik.

Türk sigorta sektörünün IFRS 17’ye uyum düzeyini nasıl değerlendiriyorsu­nuz?

Türkiye’nin TFRS 17 uygu­lamasını 1 Ocak 2027’ye erte­lemesi, birçok uluslararası pi­yasanın gerisinde bir takvim anlamına geliyor. Pek çok ülke­de IFRS 17 uygulaması 2023’te başladı. Ancak geçişin karma­şık olması nedeniyle şirketle­rin hazırlanması zaman alı­yor. Aktüeryal modeller, veri altyapısı, bilgi teknolojileri ve finansal raporlama sistemle­rinde önemli değişiklikler ge­rekiyor. Büyük ve uluslararası deneyime sahip sigorta şirket­leri bu sürece daha hızlı uyum sağlayabilirken, küçük ve orta ölçekli şirketler insan kaynağı, teknoloji ve uzmanlık açısın­dan daha fazla zorluk yaşayabi­lir. Buna karşın IFRS 17’nin uy­gulanması uzun vadede sektör için olumlu. Şirketlerin teknik performanslarının ve kârlılık­larının daha karşılaştırılabilir hale gelmesini, rezerv yeterli­liği ve kazanç kalitesi konusun­da şeffaflığın artmasını bekli­yoruz. Bunun fiyatlama, ürün kârlılığı, rezerv yönetimi ve sermaye planlaması üzerinde de etkileri olabilir.

“Teknik kârlılık sektörün temel sınavı”

Prim üretimindeki güç­lü büyümeye karşın teknik kârlılık neden hâlâ sorun?

Prim büyümesinin güçlü ol­ması tek başına yeterli değil. Sürdürülebilir bir sigorta sek­törü için büyümenin underw­riting kârlılığı ve sermaye ko­runmasıyla dengelenmesi ge­rekiyor. Türkiye’de özellikle zorunlu trafik sigortası sek­törün önemli sorun alanların­dan biri. Trafik branşı toplam prim üretiminin yaklaşık yüz­de 30’unu oluşturuyor ve uzun süredir zarar yazıyor. S&P’nin beklentisi, sektörün önümüz­deki dönemde toplam bileşik hasar/masraf oranının yüzde 110-115 bandında kalması yö­nünde. Buna karşın sektörün güçlü taraflarından biri, yük­sek enflasyon ortamında fi­yatlarını yeniden belirleyebil­mesi. Enflasyona endeksli ve­ya döviz cinsinden düzenlenen bazı poliçeler de prim ve temi­natların reel değerinin korun­masına yardımcı oluyor. Özel­likle son üç yılda özkaynak kârlılığının yüzde 40’ın üze­rinde gerçekleşmesi önemli. S&P, önümüzdeki iki yılda da hayat dışı sigorta sektöründe ROE’nin yüzde 30’un üzerinde kalmasını bekliyor. Ancak yatı­rım gelirlerinin desteğiyle sağ­lanan yüksek kârlılığın teknik performanstaki zayıflığı kalıcı olarak telafi etmesi mümkün değil. Uzun vadeli dayanıklı­lık için fiyatlama disiplininin ve rezerv yeterliliğinin güçlen­mesi gerekiyor.

“Temel güç, düşük penetrasyon ve büyüme potansiyeli”

S&P’nin Türkiye sigorta sektörüne ilişkin genel bek­lentisi nedir?

Türkiye hayat dışı sigor­ta sektörü son yıllarda önem­li ölçüde güçlendi. IICRA de­ğerlendirmesinin “High Risk” seviyesinden “Moderately Hi­gh Risk” seviyesine yükselme­sinde esas olarak sektör riskin­deki iyileşme etkili oldu. Sek­törün güçlü yönleri arasında kârlılığın artması, ürün risk yönetiminin gelişmesi, katast­rofik risklere karşı daha yük­sek dayanıklılık ve düzenleyi­ci çerçevenin güçlenmesi bu­lunuyor. Türkiye’nin en önemli yapısal avantajı ise sigorta pe­netrasyonunun hâlâ görece dü­şük olması. Bu durum sektör için uzun vadeli büyüme po­tansiyelinin yüksek olduğuna işaret ediyor. Ancak bu potan­siyel, yüksek makroekonomik oynaklık ve doğal afet riskiy­le birlikte değerlendirilmeli. Önümüzdeki dönemde sektö­rün görünümünü belirleyecek temel unsurlar; teknik kârlılı­ğın sürdürülebilir hale getiril­mesi, sermayenin korunması, katastrofik risklerin etkin yö­netimi ve yüksek enflasyonla birlikte faaliyet gösterme ka­pasitesi olacak. Türkiye sigor­ta sektörünün son dönemdeki performansı daha yüksek bir dayanıklılığa işaret ediyor. An­cak bu dayanıklılığın gelecek ekonomik ve katastrofik risk döngülerinde de korunup ko­runamayacağı, sektörün uzun vadeli kredi görünümü açısın­dan belirleyici olacak.

“6 Şubat depremleri önemli bir sınav oldu”

6 Şubat depremleri sektörün katastrofik risklere karşı kapasitesi açısından ne gösterdi?

Kahramanmaraş merkezli depremler Türkiye sigorta sektörünün hasar ödeme kapasitesi ve katastrofik risk yönetimi açısından önemli bir sınavdı. Buna rağmen sektör operasyonlarını sürdürdü ve genel finansal istikrarını korudu. Burada reasürans mekanizmalarının ve katastrofik risk transferinin önemli rolü oldu. Uluslararası reasürans kapasitesi, büyük ölçekli deprem riskinin önemli bölümünün yerel sektör dışına aktarılmasını sağlıyor. DASK da deprem riskinin yönetiminde önemli bir mekanizma. Depremler aynı zamanda Türkiye’de sigortasızlık ve koruma açığının boyutunu da ortaya koydu. Uzun vadede Türkiye’nin deprem riskini yönetebilmesi için yüksek sigorta penetrasyonu, sürdürülebilir reasürans kapasitesi, yeterli sermaye, risk bazlı fiyatlama ve gelişmiş katastrofik modelleme birlikte ele alınmalı.

“Jeopolitik riskin ağırlığı artacak”

Jeopolitik gelişmeler Türkiye sigorta sektörünün risk profilini nasıl etkiliyor?

Jeopolitik riskler sigorta sektöründe giderek daha fazla önem kazanıyor. Türkiye’nin Avrupa, Asya ve Orta Doğu arasındaki stratejik konumu ticari açıdan önemli fırsatlar yaratırken, aynı zamanda makroekonomik, doğal afet ve jeopolitik risklerin birlikte değerlendirilmesini gerektiriyor. Reasürörler açısından da birbirinden bağımsız görünen risklerin aynı anda gerçekleşmesi önemli. Bu nedenle sermaye tahsisi, fiyatlama, senaryo analizleri, stres testleri ve risk birikiminin izlenmesi daha fazla önem kazanacak. Türkiye’nin uluslararası reasürans ve yatırım kapasitesine erişiminde ekonomik istikrarın yanı sıra şeffaflık, düzenleyici çerçevenin etkinliği, katastrofik risk yönetimi ve sermaye yeterliliği belirleyici olacak.

Kaynak: HABER MERKEZİ