10 şirketten 4’ünün iklim geçiş planı yok
Sürdürülebilirlik artık gönüllü değil, rekabetin dili. Türkiye ekonomisinin dörtte birini temsil eden şirketlerin yüzde 84’ü stratejilerini yeşil dönüşümle güncelledi; ancak her 10 şirketten 4’ünün hâlâ iklim geçiş planı yok. İklim Kanunu’yla hızlanan dönüşümde, döngüsel ekonomide yüzde 8’de kalan uygulama oranı kritik eşiği gösteriyor.
Başak Nur GÖKÇAM
Küresel ölçekte derinleşen iklim krizi, artan kaynak baskısı ve jeopolitik kırılganlıklar, sürdürülebilirliği şirketlerin ajandasından çıkarıp ekonomik sistemin merkezine yerleştiriyor. Avrupa Yeşil Mutabakatı, Sınırda Karbon Düzenleme Mekanizması (SKDM), Emisyon Ticaret Sistemi (ETS) ve karbon fiyatlaması gibi araçlar, artık yalnızca çevre politikalarının değil, ticaretin ve rekabetin de belirleyicisi.
Türkiye de bu dönüşümün dışında değil. Temmuz ayında yürürlüğe giren İklim Kanunu, 2053 Net Sıfır Emisyon hedefi doğrultusunda uzun süredir beklenen çerçeveyi oluştururken, iş dünyası için de yeni bir oyun alanı tanımlıyor.
Sürdürülebilir Kalkınma Amaçları (SKA) doğrultusunda Türkiye’nin nerede durduğunu, döngüsel ekonomiden ESG yatırımlarına, yenilenebilir enerjiden adil geçişe kadar yeşil dönüşümün tüm başlıklarını SKD Türkiye Yönetim Kurulu Başkanı Ediz Günsel ile konuştuk. Günsel’e göre sürdürülebilirlik artık gönüllü bir tercih değil, ‘yeni ekonominin dili’.
“Sürdürülebilirlik niyet aşamasını geçti”
Türkiye’nin sürdürülebilir kalkınma yolculuğunda son yıllarda belirgin bir ivme yakaladığını vurgulayan Günsel, SKD Türkiye’nin 2025 Kurumsal Sürdürülebilirlik Olgunluk Anketi’nin bu dönüşümü net biçimde ortaya koyduğunu söyledi. Ankete göre, Türkiye ekonomisinin yaklaşık dörtte birini temsil eden SKD üyelerinin yüzde 84’ü iş stratejilerini sürdürülebilirlik odağında güncellerken, yüzde 79’u karbon ayak izini ölçmeye başlamış durumda.
Buna karşın şirketlerin yüzde 39’unun hâlâ iklim geçiş planına sahip olmaması, dönüşümün hızlanması için güçlü liderlik ve net yol haritalarına ihtiyaç olduğunu gösteriyor. Temmuz ayında yürürlüğe giren İklim Kanunu’nun bu noktada tarihi bir adım olduğunun altını çizen Günsel, “Karbon fiyatlaması, ETS ve net sıfır hedefleriyle kanun, hem kamu hem de iş dünyası için 2053 hedefi doğrultusunda bir pusula niteliğinde” dedi.
Döngüsel ekonomide yolun başındayız
Döngüsel ekonomi başlığında ise tablo daha temkinli. SKD Türkiye’nin verilerine göre şirketlerin yalnızca yüzde 8’i döngüsel malzeme kullanırken, atık azaltımı hedefi belirleyenlerin oranı yüzde 41 seviyesinde. Küresel ölçekte geri dönüşüm oranlarının da yüzde 3–4 bandında seyretmesi, sorunun yalnızca Türkiye’ye özgü olmadığını ortaya koyuyor.
Bu noktada Sıfır Atık Hareketi’nin yedi yıldır farkındalık yarattığını hatırlatan Günsel, “Ulusal Döngüsel Ekonomi Stratejisi ve Eylem Planı (UDESEP 2025–28) da önemli bir ivme sağlayacak. Döngüsellik yalnızca atığı azaltmak değil, kaynakları yeniden tanımlamak ve verimlilikten dayanıklılığa geçmek demek. Bu dönüşüm, çevresel olduğu kadar ekonomik dayanıklılığı da güçlendirecek” diye konuştu.
10 yılda hedef: iş dünyasını dönüşümün öncüsü yapmak
SKD Türkiye’nin önümüzdeki 10 yıllık vizyonunun, Türkiye’nin 2053 Net Sıfır hedefi doğrultusunda iş dünyasının dönüşüm kapasitesini büyütmek olduğunu belirten Günsel, “Net sıfır, doğa pozitif ve eşitlik merkezinde projelere odaklanacağız. SustainHUB Academy, Sector Connect ve Genç Etki Programı gibi girişimlerle şirketlerin yetkinliklerini artırmayı ve yeni nesil sürdürülebilirlik liderleri yetiştirmeyi hedefliyoruz. Biz sürdürülebilirliği yalnızca teknik bir alan olarak görmüyoruz. 20’nci yıl itibarıyla ‘sürdürülebilirliği kamusal dilin parçası haline getirecek’ kültürel bir girişim de yolda” dedi.
Yenilenebilirde büyük potansiyel, kritik eşikler
Türkiye’nin bugün Avrupa’nın en büyük beşinci yenilenebilir enerji üreticisi olduğunu da hatırlatan Günsel, kurulu gücün yüzde 61’inin temiz kaynaklardan oluştuğunu belirtti ve ekledi: “Ancak 2035 için hedeflenen 120 bin megavatlık rüzgâr ve güneş kapasitesi için yatırım hızının artması şart. Öngörülebilir piyasa yapısı, iletim altyapısı ve uzun vadeli finansman ihtiyacı en kritik başlıklar arasında. Türkiye bu potansiyeli doğru değerlendirirse, yenilenebilir enerji ekipmanlarında da bir üretim üssüne dönüşebilir. Bu da Türkiye için ekonomik ve stratejik bir avantaj yaratır” dedi.
Kamu-özel diyalogu anahtar rol oynuyor
Sürdürülebilir kalkınmanın başarısının, kamu ve özel sektörün birlikte düşünme ve üretme kapasitesine bağlı olduğunu belirten SKD Başkanı Ediz Günsel, “Döngüsel ekonomi, su yönetimi, kadın istihdamı ve afet sonrası atık yönetimi gibi alanlarda yürüttükleri projelerle sahadan gelen veriyi politika süreçlerine taşıdıklarını anlatıyor. 2025’te Brezilya’da yapılacak COP30’un ve Türkiye’nin COP31 ev sahipliği adaylığının da stratejik önem taşıyor. Türkiye bu süreçte pasif bir izleyici değil, yön veren bir aktör olabilir” dedi.
Özel sektör dönüşümün merkezinde
İklim değişikliğiyle mücadelede özel sektörün rolünü ‘dönüşümün kalbi’ olarak tanımlayan SKD Türkiye Yönetim Kurulu Başkanı Ediz Günsel, “SKDM ve ETS gibi düzenlemeler artık birer maliyet değil, rekabet avantajı yaratan stratejik araçlar oldu. Büyük şirketlerin tedarik zincirlerini dönüştürmesi ve finans sektörünün sürdürülebilir yatırımları desteklemesiyle zincirleme bir etki oluştu” vurgusunu yaptı.
ESG ve adil geçişte alınacak yol var
Türkiye’de ESG yatırımlarına ilginin arttığını ancak henüz yeterli seviyede olmadığını belirten SKD Türkiye Yönetim Kurulu Başkanı Ediz Günsel, küresel ölçekte 4,2 trilyon dolarlık finansman açığına karşılık etki yatırımlarının 1,6 trilyon dolar seviyesinde olduğunu söyleyerek, “Türkiye’de bu rakamın 97 milyon euro’da kalması, gidilecek uzun yolu gösteriyor. Adil geçiş ise yeşil dönüşümün sosyal boyutunu oluşturuyor. Yeni İklim Kanunu’yla karbon piyasalarından elde edilecek gelirlerin yüzde 10’unun adil geçiş projelerine ayrılacak olması, bu açıdan önemli bir eşik olarak öne çıkıyor” değerlendirmesinde bulundu.