50 yılda yüzde 81 yok oluş
Dünya genelinde 15 bin türü kapsayan en kapsamlı araştırma, nehirlerin derinliklerinde sessiz bir trajedinin yaşandığını ortaya koydu. 1970’ten bu yana göçmen tatlı su balığı popülasyonu yüzde 81 oranında azalırken, CMS listesindeki türlerin yüzde 97’si yok olma eşiğine geldi. Barajlar ve kirlilikle kuşatılan su yollarında, 325 yeni türün acil uluslararası koruma altına alınması bekleniyor.
Başak Nur GÖKÇAM
Doğanın en görkemli yolculukları sadece karada veya kanat çırpan kuşların rotalarında gerçekleşmiyor. Asıl büyük mücadele nehirlerin akıntılı sularının altında veriliyor. Ancak son veriler, bu hayati yaşam döngüsünün kopma noktasına geldiğini kanıtlıyor.
Küresel ölçekte yapılan ve Birleşmiş Milletler Göçmen Yaban Hayvanları Türlerinin Korunması Sözleşmesi (CMS) tarafından Brezilya’da açıklanan ‘Göçmen Tatlı Su Balıklarının Küresel Değerlendirmesi’ raporu, biyolojik çeşitlilik krizinin en sarsıcı tablosunu çizdi. 1970 yılından bu yana göçmen tatlı su balıklarının popülasyonu tam yüzde 81 oranında eridi. Bu rakam, yeryüzündeki büyük omurgalı grupları arasında kaydedilen en dik ve en korkutucu düşüşlerden biri olarak kayıtlara geçti.
Sınır tanımayan balıklar, sınırlarla bölünen nehirler
Tatlı su ekosistemleri, karasal veya okyanus ekosistemlerine kıyasla çok daha hızlı bir çöküş yaşıyor. Bunun temel sebebi ise göçmen balıkların doğası gereği ‘bağlantılı’ sistemlere ihtiyaç duyması. Bir balığın üreme alanından beslenme bölgesine gitmek için aşmak zorunda olduğu binlerce kilometrelik yolculuk, bugün devasa barajlar, endüstriyel kirlilik ve aşırı avlanma ile kesilmiş durumda. Rapora göre, dünya kara yüzeyinin yaklaşık yüzde 47’si ortak nehir havzaları içinde yer alıyor ve yeryüzünde 250’den fazla sınır aşan nehir bulunuyor. Bu durum, bir ülkenin nehir üzerine kurduğu setin, binlerce kilometre ötedeki bir başka ülkenin gıda güvenliğini ve ekosistemini doğrudan tehdit etmesi anlamına geliyor.
Amazon’un altın devleri ve ekonomik miras
Güney Amerika’nın can damarı Amazon Havzası, göçmen balıkların dünyadaki son sığınaklarından biri. Bölgedeki balıkçılık faaliyetlerinde avlanan türlerin tam yüzde 93’ünü göçmen balıklar oluşturuyor. Bu devasa ekosistem, her yıl tahmini 436 milyon dolar değerinde bir ekonomik hacmi destekliyor. Özellikle 2 metre boyuna ulaşabilen ‘Dorado’ (altın) yayın balığı, And Dağları’ndan kıyı bölgelerine kadar 11 bin kilometrelik mesafeyle dünyanın bilinen en uzun tatlı su göçünü gerçekleştiriyor. Ancak bu devlerin yaşamı, inşa edilmesi planlanan yeni barajlar ve habitat bozulması nedeniyle pamuk ipliğine bağlı.
325 tür için son çağrı
Uzmanlar, nehirlerin artık sadece ‘ulusal su yolları’ olarak değil, ‘birbirine bağlı ekolojik sistemler’ olarak yönetilmesi gerektiğini vurguluyor. Raporda, halihazırda koruma altında olan 24 türe ek olarak, acilen uluslararası iş birliği ve sıkı koruma gerektiren 325 yeni tür aday olarak belirlendi. Bu türlerin coğrafi dağılımına bakıldığında, Asya 205 tür ile krizin merkez üssü konumundayken, onu 55 türle Güney Amerika ve 50 türle Avrupa izliyor.
Eğer koordineli bir eylem planı yani mevsimsel balıkçılık kısıtlamaları, göç koridorlarının açılması ve sınır ötesi izleme devreye alınmazsa, milyonlarca insanın hem protein kaynağı hem de geçim kapısı olan bu canlılar tarih sahnesinden silinecek. Rapora ilişkin değerlendirmede bulunan çalışmanın baş yazarı Dr. Zeb Hogan, “Dünyanın en büyük yaban hayatı göçlerinin çoğu su altında gerçekleşiyor. Bu değerlendirme, göçmen tatlı su balıklarının ciddi tehlike altında olduğunu ve onları korumak için ülkelerin nehirleri birbirine bağlı, verimli ve yaşam dolu tutmak için birlikte çalışması gerektiğini gösteriyor” dedi.
Kıtalar arası risk haritası
Raporda öne çıkan ve acil eylem gerektiren nehir sistemleri, küresel biyoçeşitliliğin de kalbi sayılıyor:
Asya: Mekong ve Ganj- Brahmaputra nehirleri (205 riskli tür)
Güney Amerika: Amazon ve La Plata-Paraná (55 riskli tür)
Avrupa: Tuna Nehri (50 riskli tür)
Afrika: Nil Nehri (42 riskli tür) Bu bölgelerdeki düşüşün temel faili olarak habitat parçalanması gösteriliyor.
“Kriz fark edilenden daha ciddi”
Dünya Doğal Yaşamı Koruma Vakfı-ABD, Başkan Yardımcısı ve Tatlı Su Bölümü Başkan Yardımcısı Michele Thieme çalışmayı şu şekilde yorumladı: “Nehirler sınır tanımaz; onlara bağımlı olan balıklar da öyle. Su yollarımızın altında gelişen kriz, çoğu insanın fark ettiğinden çok daha ciddi ve zamanımız tükeniyor. Nehirler, sınır ötesi koordinasyonla birbirine bağlı sistemler olarak yönetilmeli ve bu göçler sonsuza dek kaybolmadan önce havza genelinde çözümlere yatırım yapılmalıdır.”