Büyüme ve yıkım arasındaki 2050 çizgisi

Türkiye, 2050’ye kadar yüzde 66 su stresi, 23 milyon insanı etkileyecek aşırı sıcaklıklar ve 1,2 bin kilometreyi aşan otoyol heyelan riskiyle karşı karşıya. Bu kapsamda AXA Türkiye ve AXA Climate iş birliğiyle hazırlanan iklim raporu tarımsal üretimden lojistik ağlara kadar Türkiye’nin 2050’ye giden yoldaki ekonomik maruziyetini ve risk haritasını ortaya koydu.

Dünya'yı haber kaynağınız olarak eklemek için tıklayın!
Büyüme ve yıkım arasındaki 2050 çizgisi

Başak Nur GÖKÇAM

Türkiye, bir yanda 1,6 tril­yon dolarlık GSYİH bü­yüklüğü ve küresel te­darik zincirlerindeki kritik ko­numuyla bölgesel bir ekonomik güç merkezi olma hedefini sür­dürürken, diğer yanda hızı ve öl­çeği giderek artan iklim krizinin ağır faturasıyla yüzleşiyor. Kü­resel İklim Modelleri (GCM) ve ERA5 verileri kullanılarak 25 km çözünürlükte yerel ölçeğe indirgenmiş iklim projeksiyon­ları, SSP5-8.5 (fosil yakıta dayalı hızlı büyüme) senaryosu altın­da Türkiye genelinde aşırı ha­va olaylarının, su stresinin ve sı­caklık artışlarının görülmemiş seviyelere ulaşacağını doğrulu­yor.

Bu kapsamda AXA Türkiye ve AXA Climate iş birliğiyle ha­zırlanan ‘AXA Türkiye İklim Ra­poru 2026’, ülkenin 2050 yılına kadar karşılaşacağı iklim riskle­rini, kırılganlıkları ve ekonomik maruziyet hatlarını veri temelli bir yaklaşımla ortaya koydu. Ra­por ile Antalya’dan İstanbul’a, sanayi koridorlarından tarım havzalarına kadar Türkiye'nin iklim krizine karşı dayanıklılık haritası yeniden çizildi.

Nüfusun yüzde 66’sı yüksek sıcaklığa maruz kalacak

Raporda öne çıkan en çarpıcı makroekonomik verilerden bi­ri su stresi ve aşırı sıcaklık pro­jeksiyonlarında yatıyor. Rapo­ra göre 2050 yılına gelindiğinde ülke topraklarının yüzde 66’sı­nın yüksek veya çok yüksek dü­zeyde su stresine maruz kala­cağı öngörülüyor. Bu durum referans döneme (1984-2014) kıyasla yüzde 6’lık bir artışa işaret ediyor. Söz konusu su kri­zinden doğrudan etkilenecek nüfus ise yaklaşık 65 milyon ki­şi olup ülke nüfusunun yüzde 74’üne tekabül ediyor.

Eş zamanlı olarak, yıllık mak­simum sıcaklığın 40°C’yi aştı­ğı gün sayıları hızla yükseliyor. Ülke topraklarının yüzde 25’in­de ortalama sıcaklıkların +4°C artacağı ve aralarında Antal­ya, Adana, Gaziantep ve Diyar­bakır’ın da yer aldığı kentlerde 23 milyon insanın doğrudan ısı stresine maruz kalacağı hesap­lanıyor. Ege ve İç Anadolu’da termometrelerin 45°C’yi, Gü­neybatı Anadolu’da ise 50°C’yi bulması bekleniyor.

Türkiye, 2025 yılında ihraç ettiği 6,2 milyar dolarlık yeni­lebilir meyve ve sert kabuklu meyve üretimiyle küresel pa­zarda ilk 10 arasında yer alır­ken, fındıkta yüzde 52, kuru ka­yısıda yüzde 11 ve kuru üzüm­de yüzde 11’lik küresel üretim payına sahip. Ancak iklim pro­jeksiyonları tarım sektörünün geleceğini tehdit ediyor. Tarım alanlarının yüzde 52’si (mev­cut duruma göre yüzde 25 artış) ağır su stresi altına girecek.

Yıllık yağışın 20 mm/gün’ü aştığı şiddetli yağışlı gün sayı­sı ülke genelinde tırmanırken, 2050’ye kadar toplam nüfusun yüzde 50’si (yaklaşık 22,5 mil­yon kişi) yılda en az 5 gün şid­detli yağışa maruz kalacak. Bu durum özellikle üzüm, şeftali, kayısı, narenciye, incir ve kes­tane gibi katma değeri yüksek ihraç ürünlerinde ciddi verim ve meyve kalitesi kayıplarına yol açacak.

Toprakların yüzde 12’sinde heyelan riski var

İklim krizinin bir diğer ayağı­nı ulaşım ağları ve altyapı oluş­turuyor. 2050 projeksiyonla­rında toprakların yüzde 12’si­nin yüksek heyelan riski altında kalacağı ve 14 milyon insanın bu tehditle yaşayacağı belirti­liyor. Daha da kritik olanı, Tür­kiye’deki ana otoyol koridorla­rının yüzde 20’si (yaklaşık bin 292 km otoyol hattı) heyelan riski taşıyor. 100 yıllık tekrar­lama periyoduna (RP100) gö­re 4,5 milyon insan doğrudan sel riski altındaki alanlarda yer alırken, ana otoyolların yüzde 6’sı (392 km) ciddi sel derinlik­lerine ve aksamalara maruz kal­ma tehdidi taşıyor. Orman yan­gınlarında ise ülke toprakları­nın yüzde 16’sının risk altında kalacağı öngörülüyor.

AXA Türkiye CEO’su Yavuz Ölken, “Raporun ortaya koy­duğu tablo, iklim risklerinin Türkiye’nin farklı bölgelerinde nasıl farklılaştığını ve hayatı­mızdan ekonomiye uzanan ge­niş bir alanda nasıl etkiler yara­tabileceğini açıkça gösteriyor. İklim değişikliği artık gelece­ğin bir senaryosu değil; bugün ekonomik, sosyal ve sigortacı­lık açısından doğrudan etkileri hissedilen bir risk alanı. İklim değişikliği, sigortacılığın ça­lışma biçimini de dönüştüren yeni bir gerçeklik olarak karşı­mızda duruyor” dedi.

Rapor, Türkiye ekonomisinin iki ana dinamosu olan Antalya ve İstanbul’u özel mercek altı­na alıyor:

Antalya (Turizm ve tarım kalesi): Yılda 17 milyondan fazla turist ağırlayan ve Kasım 2026'da küresel iklim diplo­masisinin kalbi olan COP31'e ev sahipliği yapacak Antalya, şiddetli yağış riskine en çok maruz kalan ilk şehir (1,3 mil­yon etkilenen nüfus) olarak öne çıkıyor. 2050’de yüzey akı­şında su derinlikleri yer yer 140 cm’yi aşabiliyor.

İstanbul (Finans ve sana­yi merkezi): 16 milyon nüfu­suyla ülke GSYİH’sinin merke­zinde yer alan İstanbul, 2050’de yüzey akışlarının 40 cm’yi aş­tığı noktalarda, 19 km otoyol (özellikle kritik O-4 koridoru), 23 km devlet yolu, 100 km yer­leşim yolu ve 309 bin kent sa­kiniyle doğrudan risk taşıyor. Sel riskinde ise 322 bin kişi et­kilenme alanında bulunuyor.

Tarihsel sel ve büyük afetlerin ekonomik izi

Türkiye’de son 30 yılda yaşanan afetler, plansız kentleşme ve yetersiz drenaj altyapısının iklim risklerini nasıl büyüttüğünü gösteriyor. 9 Eylül 2009 İstanbul Ayamama Deresi sel felaketinde 31 kişi hayatını kaybederken, toplam ekonomik hasar 100 milyon doları aştı. 2021 Batı Karadeniz felaketinde 80’den fazla can kaybı verilirken, 2021 Manavgat yangınlarında 150 bin hektardan fazla orman alanı yok oldu. 15 Mart 2023 Şanlıurfa ve Adıyaman sellerinde ise 21 can kaybının yanı sıra 3 bin154 kişinin konut, araç ve iş yerinde ağır maddi zarar meydana geldi.

Zirai don ve sigorta hasarında TARSİM rekoru

İklim krizinin bir diğer yıkıcı boyutu, sıcaklık artışlarına bağlı erken çiçeklenmenin ardından gelen ani soğuk hava dalgalarında görülüyor. Raporda yer alan tarihsel verilere göre, Şubat-Nisan 2025 tarihleri arasında yaşanan büyük zirai don felaketi, Türkiye’nin 65 ilinde kayısı, fındık, üzüm, elma ve kiraz gibi kritik ürünlerde devasa yıkıma yol açtı. Zirai don sonrasında Tarım Sigortaları Havuzu (TARSİM) tarafından çiftçilere ödenen toplam tazminat tutarı 23 milyar Türk Lirası’na ulaşarak Türkiye tarihinin en büyük tarım sigortası hasar ödemelerinden biri olarak kayıtlara geçti.

Kaynak: DÜNYA - İSTANBUL