Tek bir saldırı, 47 bin ton emisyon
Yeşil dönüşüm için trilyon dolarlık projeksiyonlar yapılırken, İran’daki petrol tesislerine yönelik saldırılar devasa karbon bombasına dönüştü. Prof. Dr. Mikdat Kadıoğlu, salınan 47 bin ton sera gazının binlerce tesisin yıllık emisyonuna bedel olduğunu vurguladı.
Sürdürülebilirlik ajandasının en kritik başlığı olan ‘emisyon kontrolü’, jeopolitik gerilimlerin gölgesinde ağır bir darbe aldı. Küresel ekonomi, yeşil dönüşüm için trilyon dolarlık yatırım projeksiyonları yaparken, tek bir saldırı dalgasının yarattığı çevresel tahribat, aylar süren karbon azaltım çabalarını bir kaç gün içinde sıfırlayabiliyor. 7-9 Mart tarihlerinde Şehran Petrol Deposu başta olmak üzere İran’daki kritik enerji altyapılarının hedef alınması, sadece enerji piyasalarını sarsmadı; aynı zamanda devasa bir ‘karbon bombasını’ da patlattı.
Ekonomik açıdan bakıldığında, yakıtın yanmasıyla kaybedilen değerin ötesinde, bu kirliliğin halk sağlığı ve tarımsal verimlilik üzerindeki dolaylı maliyetleri milyar dolarlık bir yük teşkil ediyor. İTÜ Uçak ve Uzay Bilimleri Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Mikdat Kadıoğlu’nun verilerine göre, bu yangınlar sonucunda atmosfere salınan 47 bin ton sera gazı, orta ölçekli binlerce sanayi tesisinin yıllık emisyonuna eşdeğer bir kütleyi temsil ediyor.
Siyah karbon ve PAH bileşikleri
Petrol yangınlarını klasik orman yangınlarından ayıran en temel fark, muhteviyatındaki ağır kimyasal bileşiklerdir. Yangınla birlikte atmosfere yayılan kükürtdioksit ve azot oksitler, su buharıyla birleştiğinde sülfürik ve nitrik asit oluşturarak ‘asit yağmuru’ riskini doğuruyor. Konuyla ilgili açıklamada bulunan Prof. Dr. Kadıoğlu, özellikle kanserojen özellik taşıyan polisiklik aromatik hidrokarbon (PAH) bileşiklerinin ve siyah karbonun altını çizdi.
Kadıoğlu, “Siyah karbon, güneş ışığını doğrudan emerek atmosferin ısınmasına neden olan en güçlü kısa ömürlü iklim kirleticilerinden biridir. Karbondioksitten binlerce kat daha fazla ısıtma potansiyeline sahip olan bu partiküller, buzulların üzerine çöktüğünde erimeyi hızlandırırken, insan sağlığında ise PM2,5 ve PM10 seviyelerini tehlikeli boyutlara taşıyor. 1-2 kilometre yükseklikte seyreden bu kirletici bulutlar, şu anda Türkmenistan ve Pakistan yönünde ilerleyerek ‘kirlilik ihracı’ yapıyor” dedi.
Türkiye için risk var mı?
Atmosferik sirkülasyonun dinamik yapısının, kirliliğin coğrafi sınırlarını belirlediğini belirten Prof. Dr. Mikdat Kadıoğlu, “Mevcut rüzgâr paternleri kirletici bulutları doğu ve kuzeydoğuya taşıyor. Bu durum Orta Asya Cumhuriyetleri (Türkmenistan, Özbekistan, Kazakistan) için ciddi bir hava kalitesi uyarısı anlamına geliyor. Ancak atmosferik dolaşımın yön değiştirmesi ihtimali, Doğu Anadolu illerimiz için potansiyel bir risk barındırıyor” ifadelerini kullandı.
Akılllara 1991 Kuveyt yangınları geldi
Günümüzdeki felaket, akıllara 1991 'deki Kuveyt petrol yangınlarını getiriyor. O dönemde 600’den fazla petrol kuyusu ateşe verilmiş ve dumanlar aylarca atmosferde asılı kalmıştı. Retrospektif çalışmalar, Kuveyt yangınlarının bölgedeki tarımsal verimini yüzde 15 düşürdüğünü ve solunum yolu hastalıklarında yüzde 30’luk artışa neden olduğunu gösteriyor. Mevcut İran yangınları, ölçek olarak Kuveyt kadar geniş olmasa da, emisyon yoğunluğu bakımından modern ölçüm cihazlarını alarm durumuna geçirdi. Bu tür olaylar ‘çevresel dışsallıkların’ en vahşi örneğidir.