Algoritmaların gücü kime hizmet edecek?
Hükümetlerin yapay zekâ şirketlerini “tedarik zinciri” üzerinden kontrol etmeye başlaması, bu şirketlerin artık yalnızca yazılım firmaları değil, aynı zamanda stratejik savunma aktörleri olarak görüldüğünü ortaya koyuyor. Bu teknolojiye sahip olan devletler – başta ABD ve Çin – yapay zekâyı savunma dahil her alanda sınırsız biçimde kullanmak isterse, dünyada bunu denetleyebilecek bir mekanizma var mı?
Rekabet Hukuku Danışmanı RECEP GÜNDÜZ
Google, Meta, Amazon, Apple gibi dijital devlerin sahip oldukları verilerimiz ile eriştikleri büyük verinin bahşettiği ekonomik gücü ve bunun etrafında şekillenen iş ve reklam modellerini artık duymayan kalmadı. Bu köşede biz de zaman zaman hem Türkiye’de hem de dünyada rekabet otoritelerinin bu konuya nasıl müdahale ettiklerini ya da etmeye çalıştıklarını yazdık.
Ama bu tartışmalar bugüne kadar hep ekonomik güç ve tahakküm üzerinden yürütülen tartışmalardı. Konunun en fazla politikleştiği alan ABD’nin AB’ye yönelttiği “siz regülasyonları rekabet edemediğiniz Amerikalı teknoloji şirketlerine karşı bir ticari silah olarak kullanıyorsunuz” eleştirisi oluyordu.
Google, Meta, Amazon, Apple gibi dijital devler artık yeninin eskiyen teknolojileri. Çünkü artık yapay zekâ var. Yapay zekâ modelleri hayatımıza yavaş ve sakin biçimde girdi. Bir arkadaş gibi, bir psikolog gibi, doktorumuzmuş gibi, işlerimizi kolaylıkla halledebilecek bir yardımcı gibi. Google’ın, Apple’ın, Amazon’un regülasyonlar nedeniyle erişim için onay üstüne onay almak zorunda kaldıkları verilerin hepsini biz kendi ellerimizle tane tane yazdık. Neler yüklemedik neler; hastane tahlil sonuçlarımızdan, patronun “çabuk özetle şunu” dediği şirketin en hassas raporlarına kadar her şeyi…
Anlamlı şekilde üç yıl önce hayatımıza giren bu şirketler hem sahip oldukları teknoloji hem de verilerle öyle şiştiler ki Google, Apple, Meta ve Amazon gibi devlere bile “çocukları pistten alalım” edası ile yaklaşıp ekonomik ve sosyal hayatımızın tam merkezine yerleşiyorlar.
Reklam mı? Asistan mı?
“Aman canım, bunca yıl diğerleri aldı verilerimizi biraz da bunlar kullansın” rahatlığımız; OpenAI ile Anthropic arasında son dönemde yaşananlar sonrasında yerini gerginliğe bırakacak gibi. Çünkü artık verilerimiz sadece reklama konu olmayacak; ABD Savunma Bakanlığı da işin içinde. Üstelik bu alanda ne kapsamlı bir regülasyon var ne de uluslararası bir denetim mekanizması. Şirketlerin kendi etik sınırlarının insafına kalmış durumdayız. Amerika–İsrail– İran hattında gerilimlerin arttığı bir dönemde konunun artık yalnızca ekonomik değil, stratejik bir mesele olduğu da açık.
Gelin şimdi bu konuya biraz daha yakından bakalım.
Şubat 2026’daki Super Bowl, yapay zekâ şirketlerinin gövde gösterisine sahne oldu. Reklamların merkezinde ise doğrudan OpenAI ile Anthropic arasındaki gerilim vardı. Anthropic, Claude isimli yapay zekâ modeli için hazırladığı reklamlarda “Reklamlar yapay zekâya geliyor ama Claude’a değil” diyordu. Mesaj açıktı. OpenAI’ın ChatGPT üzerinden reklam tabanlı bir iş modeline yönelmesi eleştiriliyor ve kullanıcı verilerinin metalaştırılacağı ima ediliyordu.
OpenAI cephesinden yanıt gecikmedi. Şirketin CEO’su Sam Altman bu reklamları “komik ama dürüstlükten uzak” olarak nitelendirdi. Altman’a göre OpenAI’ın hedefi yapay zekâyı milyarlarca insan için ücretsiz ve erişilebilir kılmak; bunun yolu da şeffaf bir reklam modelinden geçiyor.
İlk bakışta bu tartışma iki şirket arasındaki sıradan bir rekabet polemiği gibi görülebilir. Oysa mesele çok daha derin. Çünkü bu tartışma yapay zekânın gelecekte nasıl bir iş modeli üzerine kurulacağını sorgulatıyor.
Yapay zekâ Google gibi reklam tabanlı bir “arama ve içerik motoru” mu olacak? Yoksa kullanıcı adına karar veren tarafsız bir “kişisel asistan” mı? Yoksa daha başka şeylere de mi muktedir olacak?
Aslında daha net söyleyelim: Google, Meta veya Amazon gibi yeninin eskiyen teknolojileri verilerimizi dolaylı yollarla toplamaya çalışır, ekonomik davranışlarımız hakkında tahminler üretirdi. Yapay zekâ ise artık bunlara ihtiyaç duymuyor. Çünkü verileri doğrudan biz veriyoruz.
Sorularımızla, sohbetlerimizle, yüklediğimiz belgelerle, sağlık bilgilerimizle, iş raporlarımızla… Yapay zekâ artık sadece tüketim tercihlerimizi değil; düşüncelerimizi, duygularımızı ve zihinsel dünyamızı da öğreniyor.
Bu nedenle “reklam” dediğimiz şeyin kapsamı da değişiyor. Artık mesele sadece bir ürünü pazarlamak değil. Fikirlerin, düşüncelerin ve hatta politik görüşlerin hedefli biçimde yönlendirilmesi de mümkün hale geliyor.
Pentagon sahneye çıkınca: Artık bir güvenlik meselesi
Fakat tartışmanın çok daha ciddi bir boyutu var. Krizin asıl patlak verdiği alan ise Anthropic ile ABD Savaş Bakanlığı arasında yaşanan anlaşmazlık.
Anthropic’in Pentagon ile yaklaşık 200 milyon dolarlık bir sözleşmesi bulunuyordu. Ancak şirket, Claude modelinin kitlesel gözetleme sistemlerinde veya tamamen otonom silahlarda kullanılmasına karşı çıkarak sözleşmedeki güvenlik bariyerlerini kaldırmayı reddetti.
ABD Savaş Bakanı Pete Hegseth, Anthropic’i “ulusal güvenlik için tedarik zinciri riski” olarak ilan etti. Bu etiket yalnızca federal kurumların Anthropic ile çalışmasını engellemekle kalmıyor; Pentagon ile iş yapan diğer şirketlerin de Anthropic ile ticari ilişki kurmasını zorlaştıran bir tür ikincil boykot riski yaratıyor.
‘Yurtsever yapay zekâ’ ile‘etik yapay zekâ’ ayrımı
Tam bu noktada sahneye OpenAI çıktı. Anthropic bu baskılara direnirken OpenAI’ın Pentagon ile yeni bir sözleşme imzalamaya hazırlanması dikkat çekti. Böylece yapay zekâ dünyasında yeni bir ayrım belirginleşti: “yurtsever yapay zekâ” ile “etik yapay zekâ.”
Aslında yaşananlar önümüzdeki on yılları şekillendirecek tartışmaların ipuçlarını veriyor. “Güvenli yapay zeka” gerçekten bir temel hak mı, yoksa sadece bir pazarlama stratejisi mi? Anthropic güvenliği bir ürün özelliği olarak konumlandırıyor. Ancak devlet baskısı karşısında bu etik bariyerlerin ne kadar sürdürülebilir olduğu belirsiz. Devlet çıkarı söz konusu olduğunda bir şirketin “ulusal güvenlik riski” ilan edilerek oyun dışı bırakılabileceğini görüyoruz.
Bu süreçte yapay zekâ ekosisteminin bölünüyor; kitlesel, reklam destekli, devletlerle işbirliğine açık ve “herkes için yapay zekâ” söylemine dayanan pragmatik yaklaşımlı şirketler türüyor. Diğerlerinin de ne kadar direnebileceği muamma.
Yapay zekâ devrimiyle dijital teknoloji ekosistemi artık bambaşka bir zemine geçmiş durumda. Önceden tartışma ekonomik tahakkümle sınırlıydı. Bugün ise konu düşüncelerimizden savunma sanayine kadar uzanan çok daha geniş bir alanı kapsıyor.
Hükümetlerin yapay zekâ şirketlerini “tedarik zinciri” üzerinden kontrol etmeye başlaması, bu şirketlerin artık yalnızca yazılım firmaları değil aynı zamanda stratejik savunma aktörleri olarak görüldüğünü ortaya koyuyor.
Ve burada daha büyük bir soru var.
Bu teknolojiye sahip olan devletler – başta ABD ve Çin – yapay zekâyı savunma dahil her alanda sınırsız biçimde kullanmak isterse, dünyada bunu denetleyebilecek bir mekanizma var mı? Daha doğrusu böyle bir mekanizma kurulması mümkün mü?
Bir zamanlar rekabet otoritelerinin soruşturma dosyalarında gördüğümüz teknoloji şirketleri artık ülkelerin milli güvenlik belgelerinde tartışılan aktörlere dönüşüyor.
Kısacası mesele artık sadece veri ekonomisi değil. Mesele, geleceğin siyasi ve askeri dengelerinin hangi algoritmalar tarafından şekillendirileceği ve bu algoritmalara sahip olmayanların ne yapabileceği.