Büyümeden refah artışı adil bölüşümle sağlanır

Türkiye'nin akademik birikiminin çıktılarının özgür bir tartışma ortamında ele alındığı Sagalassos Çalıştayı'nda iktisatçılar yeni bir kalkınma modelinin ihtiyacını dile getirdi. Çalıştayda, dünyada ilave ekonomik büyüme yerine adil bölüşümle refahın sağlanabileceği ifade edildi.

Büyümeden refah artışı adil bölüşümle sağlanır

RECEP ERÇİN

İstanbul Teknik Üniversite­si (İTÜ) Ekonomik ve Sos­yal Araştırmalar Merkezi (İTÜESAM) tarafından düzen­lenen Sagalassos Çalıştayları'nın yedincisi tamamlandı. İTÜE­SAM'dan Prof. Dr. Öner Günçav­dı ile Doç. Dr. Ayşe Aylin Bayar ve arkadaşlarının organizasyo­nu ile ekonomi alanında eser üre­ten 30'a yakın isim, Burdur Ağ­lasun'da, ‘yeni bir kalkınma pa­radigması arayışı çerçevesinde Türkiye ve dünyanın geleceği’ni konuştu.

Bu yıl Prof. Dr. Ömer Fa­ruk Çolak anısına ithaf edilen Sa­galassos Çalıştayı'nda "Yeni bir kalkınma paradigması mümkün mü?" sorusu etrafında şekille­nen tartışmalarda eğitimin anah­tar rolüne dikkat çekildi. Bunun yanında çalıştayda, yerelden kal­kınma ve adil bölüşüm temaları­na işaret edilirken, iklim krizinin gölgesinde daha fazla ekonomik büyümenin refahtan ziyade geniş halk kitlelerine yoksunluk ve yok­sulluk getirebileceği ifade edildi.

Kalkınma sorunu ‘Doğu sorunu’na indirgenemez

30-31 Ocak tarihlerinde ger­çekleşen çalıştayda, bölgesel eşit­sizliklerden teknolojik dönüşü­me, demografik risklerden gelir dağılımındaki adaletsizliğe kadar pek çok kritik başlık uzman isim­ler tarafından değerlendirildi.

Çalıştayın açılışında konuşan Prof. Dr. Öner Günçavdı, dünya­daki gelişmelerin yeni bir kalkın­ma modeline olan ihtiyacı kaçı­nılmaz kıldığını not etti. Bölgesel eşitsizlikler üzerine sunum yapan Hacettepe Üniversitesi'nden Doç. Dr. Aykut Attar, kalkınma söyle­minin "doğum yanlısı" bir yakla­şımdan "yaşam yanlısı" bir modele evrilmesi gerektiğini belirtti. Tür­kiye'deki bölgesel makasın daral­ması için yaşam kalitesinin artırıl­masının şart olduğunu ifade eden Attar, kalkınma sorununun sadece bir "Doğu sorunu" olarak görülme­mesi gerektiğini vurguladı. "Tari­hin uzun gölgesi"ne bakınca bölge­ler arası kalkınma seviyelerindeki farklılığın coğrafya ile açıklana­mayacağını söyleyen Attar, yegane çözüm olarak ise eğitim kalitesi­nin artırılmasını önerdi.

Bağlantısallık kritik rol oynuyor

Cambridge Üniversitesi'nden Doç. Dr. Özge Öner de çalıştayda yer alan isimler arasındaydı. Öner, "Bölgesel Kalkınma Tu­zağı" başlıklı sunumunda, kal­kınmanın önündeki tuzaklara değindi. Bu temelde "orta gelir tuzağı" söyleminin çok anlam­lı olmadığını ama popüler oldu­ğunu not eden Öner, Türkiye'nin karşı karşıya olduğu sorunun "Bölgesel kalkınma tuzağı" oldu­ğunu vurguladı. Gelir dağılımın­daki çarpıklığa işaret eden Öner, Siirt, Bitlis ve Muş gibi illerde ge­lir dağılımının kendi içinde daha adil göründüğünü ancak asıl ada­letsizliğin sanayileşmiş ve büyü­menin motoru olan lokomotif şe­hirlerde yoğunlaştığını ifade etti.

Çözüm olarak, her coğrafyanın yani yerel yönetimlerin kendi po­tansiyeline uygun, ihraç edilebilir teknoloji ve yerel kalkınma stra­tejileri geliştirmesi gerektiği vur­guladı. Fiziksel yatırımlar kadar, bölgeler arası bağlantısallığın ar­tırılmasının kritik bir önem taşı­dığı da Öner tarafından not edildi.

Servet, dar bir kitlenin elinde toplanıyor

“Yenilikçi Teknolojiler ve Gi­rişimcilik Ekosistemleri: Ülke Ekonomisinin Yeni Lokomotif­leri” başlıklı sunumunda oyun ve fintek ekosistemindeki gelişme­lere değinen Yıldız Teknik Üni­versitesi'ndan Doç. Dr. Pınar Bü­yükbalcı, Türkiye'nin dünya ça­pında tanınan oyun şirketleri ve fintek girişimlerinin büyük bir değer oluşturduğu ancak bu de­ğerin belirli şirketlerde yoğun­laştığını söyledi.

Prof. Dr. Öner Günçavdı'nın “Yeni Rejimde Kimler Kazandı Kimler Kaybetti" başlıklı sunu­mu çalıştayın en dikkat çeken tes­pitlerini içerdi. Türkiye'deki yeni rejimin ekonomik maliyetlerinin tartışıldığı oturumda, 2018'den sonra gelir eşitsizliğini ölçen Gi­ni katsayısındaki bozulma gözler önüne serildi. Servetin dar bir kit­lenin elinde toplandığı belirtilir­ken, orta ve düşük gelirli grupların ekonomik büyümeden aldıkları payın azaldığı, üst sınıfın payının arttığı verilerle ortaya kondu.

Sekiz bölgede fırsat penceresi kapandı

Başkent Üniversitesi'den Dr. Osman Berke Duvan da “Türki­ye’de Kapanan Demografik Fır­sat Penceresi ve Bölgesel Kalkın­ma Dinamikleri" sunumunda, 2030 yılının kritik bir eşik oldu­ğunu ve Türkiye'nin "zenginleş­meden yaşlanma" riskiyle karşı karşıya olduğu belirtildi.

Batı böl­gelerinde nüfus hızla yaşlanır­ken, demografik fırsatın halen mevcut olduğu tek bölgenin Doğu ve Güneydoğu olduğu ancak bu bölgelerin de yoğun göç verdiğini ifade eden Duvan, Türkiye'de se­kiz istatistiki bölgenin (Balıkesir, Doğu Karadeniz gibi) demografik fırsat penceresinin geri dönül­memek üzere kapandığına dikkat çekerken, Güney Doğu Anadolu illerinde demografik fırsat pen­ceresinin açık olduğunu fakat bu potansiyelin de bölgenin ekono­mik altyapısı yüzünden büyüme getirmediği tespitini dile getirdi.

Sunumda en yüksek bağımlılık oranlarının (yaşlı ve çocuk nüfu­sun çalışan nüfusa oranı) en çok göç veren bölgelerde yoğunlaştı­ğına dikkat çekildi. Bu anlamda en çok yaşlı bağımlılığı Doğu Ka­radeniz, en fazla çocuk bağımlı­lığının ise Güney Doğu'da olduğu sunumda ifade edildi.

Distopik bir geleceğe hızla sürükleniyoruz

Bilgi Üniversitesi'den Prof. Dr. Haluk Levent'in “Teknoloji ve Kalkınma" başlıklı sunumu ise çalıştayın en tartışmalı oturu­mu oldu. Geniş bir perspektif ile medeniyetin nereye doğru veril­diğine ilişkin ufuk açıcı tespitler yapan Levent, teknolojinin kal­kınma üzerindeki dönüştürücü gücünü ve beraberinde getirdi­ği risklere değindi. Sunumda, or­taya atılan "Tekno-Feodalizm" kavramı popüler olsa da, dev tek­noloji şirketlerinin devletlerin egemenlik alanlarını tehdit eder hale geldiği belirtildi.

2050 yılına kadar küresel ik­lim kriziyle ilgili ciddi tedbirler alınmazsa dünya sıcaklığının +5 derece artabileceği, bunun da mevcut ekosistemlerin so­nu anlamına geleceği vurgulan­dı. Piketty'nin iklim adaletsizliği yaklaşımına atıfta bulunularak, emisyonların büyük kısmının en zengin yüzde 10'luk kesim­den kaynaklandığı hatırlatıldı. Levent'in sunumunda distopik bir gelecek tasviri öne çıkarken, şirketlerin devlet ve toplum üze­rindeki tahakkümünün medeni­yeti bir felakete götürme ihtima­linin her geçen gün arttığı uya­rısı yapıldı. Levent, gerek yapay zekâ gerekse gen teknolojisi ko­nularındaki çalışmaların bizzat içinde yer almış bilim insanları­nın "durdurun" çağrılarına dik­kat çekti.

VII. Sagalassos Çalıştayı'n­da özetle, Türkiye'nin ekonomik büyüme odaklı eski modellerden vazgeçip eğitimi, yaşam kalitesi­ni ve teknolojik bağımsızlığı mer­keze alan, demografik gerçekler­le uyumlu yeni bir "yaşam yanlı­sı" kalkınma modeline geçmesi gerektiği ortaya konmuş oldu.

Kaynak: DÜNYA - İSTANBUL