Küresel ticaretin yeni dönem jeopolitiğinde Çin

Batı bloğu ile Çin’in rekabeti kontrollü olarak devam etmekte. Çinli firmalar dışa açılma biçimlerini dönüştürerek, küresel pazarlarda varlığını sürdürmekte. Çin yeni beş yıllık kalkınma planıyla ekonomisini dönüştürürken, yeni küresel konjonktürde geliştirdiği politika araçlarıyla da pozisyon alıyor.

Küresel ticaretin yeni dönem jeopolitiğinde Çin

Yönetim Danışmanı Barış SAZAK

 Küreselleşme yıllar yılı dev­letlerin çerçevesini çizdi­ği ve şirketlerin de bu kapsamda rekabet ettiği bir mantıkla iler­ledi. Son dönemde sisteme yeni güncellemeler geldi. Devletlerin rolü, ekonomik rekabetin çeper­lerinden, merkezine geçti.

Was­hington’dan Brüksel’e, Pekin’den Londra’ya kadar politika yapıcı­lar, yerli endüstrilere yönelik ko­rumacılık duvarlarını sağlamlaş­tırırken, kritik sektörlerde büyük yatırımlara doğrudan dahil ol­makta. Bu noktada kamu kurum­ları üretkenlikten çok, tedarik gü­venliği ve stratejik yatırımların kontrolüne odaklanıyor. Sanayi politikası ve tedarik zinciri gü­venliği, jeopolitik riskleri yönet­menin başlıca aracı haline geldi.

Gümrük tarifelerini ve yeni ti­caret diplomasisi denklemlerin­de batı bloğunu, ABD ve AB ekse­ninde, geçtiğimiz yıl uzunca tar­tıştık. “America First” ve “Made in Europe” politikalarının etkile­rini hem küresel düzlemde hem de Türkiye’de farklı veçheleriyle başta ihraç sektörleri olmak üze­re gözlemlemekteyiz. Tüm tar­tışmaların ve geliştirilen politi­kaların ana odağında Çin’e karşı önlem almak var. Ne var ki 2018 yılında ABD’de birinci Trump hü­kümeti döneminde Çin’e yöne­lik ticari savaşla başlayan süreç, bugün çok daha karmaşık ve de­ğişken bir ticari ortama dönüştü.

COVID-19’un yarattığı sarsıntı­dan sonra, başta Los Angeles ol­mak üzere ana limanlardaki yığıl­malar, Süveyş Kanalı’nda yaşanan tıkanmalar, küresel şirketlerin ta­lep tahmin modellerinin ve karlı­lıklarının bozulması gibi gelişme­ler, şirketleri tedarik zinciri mo­dellerini bölgeselleştirmeye ve “nearshoring” gibi yeni paradig­malara yöneltti. Öncelikle ABD’li yöneticiler akabinde de AB tarafı, dayanıklılık ve bölgeselleşme fi­kirlerini Çin’e önlem almak adına benimsedi.

Tüm bu gelişmeler sonucun­da Çin cari fazlasını daha da art­tırdı. Çin’in ABD’ye ihracatının zayıfladığı gerçek. Hatta Meksi­ka evvelki yıl, ABD’nin en büyük ticaret ortağı olarak Çin’i geri­de bıraktı. Ancak Çin ihracatı di­ğer bölgelerdeki performansıyla rekor kırdı. “Nearshoring” yak­laşımı daha çok yeni kapasiteyi Meksika, Orta ve Doğu Avrupa ve MENA gibi bölgelere iterken, Çin ihracat sepetini ve hedef pazar­larını optimize ederek gücünü ve etkisini korudu. AB ve ABD tarafı yeni önlemlerle kapsamı geniş­letmeye çalışsa da biraz da Çin’in ne yapmaya çalıştığını anlamak­ta fayda var. Bu bağlamda elimiz­deki en elle tutulur belge kalkın­ma planı.

Çin 2026 yılıyla birlikte 15’inci beş yıllık plan dönemini başlat­tı. Bu yeni dönem bilhassa iddialı 2035 hedeflerine giden yolunun taşlarını döşeyecek şekilde kur­gulandı. Değişen jeopolitik den­geler ve iç ekonomik baskılar bir yanda yönetilmeye çalışılırken inovasyon, dayanıklılık ve güven­lik Çin için artık çok daha merke­zi bir konumda. Bu da Çin’in tek­noloji üretme biçiminde ve dünya ile kurduğu ticari ilişkilerde fark­lı bir dönemin başlangıcı anlamı­na geliyor.

Çin ve “nitelikli üretken güçler”

İlk olarak 2023'te Komünist Parti’nin sloganı (NQPF) olarak tanıtılan yaklaşım, özellikle yük­sek teknoloji ve temiz enerjiye yapılan büyük yatırımlar, Ar-Ge ile inovasyonu ve ekonomik bü­yümeyi artırmak olarak tanımla­nabilir. Yeni beş yıllık planda Pe­kin artık teknolojik açıdan kendi kendine yeterliliği elle tutulur ör­neklerle fiiliyata dökerek, küre­sel çapta ölçeklemeyi temel he­def konumuna getirmiş durum­da. Yapay zekâ, robotik, kuantum, biyomedikal ve 6G gibi gelece­ğin sektörleri, küreselleşerek vi­tes büyütmek için hedefe dönük kamusal destek almakta.

Bu dö­nüşümü sağlamak için Çin böl­gesel kalkınma modelini de ye­niden düzenledi. Önceki yıllarda bölge bazında dağınık ve deney­sel yapıda olan yatırım kümele­ri, artık Şangay, Chengdu, Şenzen “The Great Bay Area” gibi yerler­de ulusal önceliklerle eşleştirile­rek, merkezî bir yapıya eviriliyor. Uygulamada, bölgeler hala güç­lü yönleriyle ve uzmanlıklarıyla kümeleşse de nihai ürünler, mil­li hedefler ve önceliklerle daha uyumlu yapıda.

Yapay zekâ (YZ) tarafında geç­tiğimiz dönem, ChatGPT-Deep­Seek platformları ya da çip gibi do­nanım altyapısına dönük rekabet ön plana çıktı. ABD, YZ öncü araş­tırmalarında büyük proje bütçe­leriyle lider konumda. Ancak Çin tarafında YZ’nin farklı uygulama­larına dönük yatırımlar tüm hızıy­la devam etmekte.

Çinli şirketle­rin e-ticaret, lojistik ve sağlık gi­bi alanlara derinlemesine gömülü nokta atış YZ modelleri, operas­yonel veriler, yapılandırılmış alan bilgisi ve gerçek-zamanlı gelen ge­ri bildirim döngüleriyle eğitiliyor. Örneğin Temu ya da Alibaba’da­ki bir satıcı, YZ modu sayesinde ürün açıklamalarını, reklam me­tinlerini ve sınır ötesi siparişler için çok dilli ilanları otomatik üre­tebiliyor. Lojistik şirketi SF Exp­ress, STO, JD gibi firmalar YZ ile rota ve yük planlaması yaparak son kilometre navlun maliyetle­rini düşürürken, teslimat verim­liliğini artırıyor.

Bunlara benzer örneklerdeki kurumsal kapasi­tenin önemli bir kısmı, başta Gü­neydoğu Asya olmak üzere diğer bölgelere açılan platformlarla ih­raç edilmekte. Böylece Çin ekosis­temi yurt dışında ucuz donanımın yanında, sektörlere gömülü YZ çözümleriyle de varlığını sürdür­mekte. Sektörler arası YZ penet­rasyonu gibi mevzuata yedirilmiş bir mikro atılımın 5 yıllık planda bulunması gerçekten çarpıcı.

Yakin gelecek

Geçtiğimiz ekim ayında gerçek­leşen APEC zirvesi sonrasında, ABD–Çin kontrollü rekabetinin devam edeceğini gözlemledik. Ba­zı tarifelerin iptali, yeni tarifelerin uygulanmasının askıya alınması ve askeri iletişim hatlarının yeni­den açılması bu denklemin parça­ları. Teknoloji, yatırım denetim­leri, tedarik zincirleri ve sanayi kapasitesi, ana mücadele alanla­rı olmaya devam ederken belirli konularda taktik anlaşmalara da alan bırakılmakta. Çin’in DTÖ müzakerelerinde “özel ve farklı muamele” talebinden vazgeçme­si de bu yaklaşımın bir parçası. Bu hamleyle, Çin’in küresel ticari et­kisi daha sıkı denetim altına gire­cek. Ancak bu durum, ilerisi için de küresel çapta bir reformun alt­lığını hazırlayacak gibi. Diğer ge­lişmekte olan ülkelerin takip et­mesi gereken bir konu.

Sonuçta Çinli firmalar küresel pazarlardan çekilmiyor ancak dı­şa açılma biçimlerini değiştiriyor. Çin’de üretip ucuza ihraç etme modeli sürdürülebilir değil. Baş­ta otomotiv ve dijital teknolojiler olmak üzere Çinli şirketler mar­ka, tasarım, yazılım ortaklıklarına yatırım yaparak değer zincirinde yukarı çıktı. Tüketici ürünlerine dönük markaları da bölgesel mer­kezler üzerinden tedarik zincirle­rini yerelleştirerek büyüyor. Niş alanlarda uzmanlaşmış bazı or­ta ölçekli firmaları ilk kez küresel sahneye çıkarken, ulusal politika­larla desteklenen bu yapılar, Gü­neydoğu Asya, Avrupa ve Orta Do­ğu’da hızlı ve esnek biçimde yerel ekosistemlere entegre olmakta.

Küresel ticaretin yeni dönem jeopolitiğinde Çin - Resim : 1

Kaynak: DÜNYA - İSTANBUL