Ada atmosferinde caz
Cazı uzak ve erişilmez değil, özgür ve rahat olma haliyle yaşatmak isteyen Bozcaada Caz Festivali bu yıl 10’uncu yaşında. Herakleitos’un aynı nehirde iki kez yıkanılmaz aforizmasından ilhamla cazın anlık değişim doğasını öne çıkaran program, izleyicisini kalıcı olmayanın tadını çıkarmaya davet ediyor.
MELTEM KERRAR
meltemkerrar@gmail.com
2017'de yola çıkan Bozcaada Caz Festivali, 4-5-6 Eylül’de 10’uncu kez müzikseverlerle buluşuyor. Bu yıl "Geçicilik / Impermanence" temasıyla ‘an’ın değerini birlikte keşfetmeye çağıran festival, adanın dokusuyla bütünleşerek kolektif bir hafıza alanına dönüşüyor. Görsel dünyası Monroe işbirliğiyle gerçekleşen festivalin 10’uncu yıl tasarımları Gamze Yalçın’a ait. Madrid’de yaşayan sanatçı, festival süresince atölye çalışmaları da yapacak. Festivalin kalbi yine Ayazma Manastırı'ndaki ana sahnede atarken, Habbele Beach gündüzden gün batımına deniz kıyısında elektronik seslere ev sahipliği yapıyor. Seyirci katılımı ücretsiz olan Salhane Sahnesi ise yeni seslere alan açan "radar" kimliğiyle gün boyu dinleyicileri ağırlıyor.
"Geçicilik" teması etrafında şekillenen ‘’Keşif’’ programı, paneller, atölyeler, ada yürüyüşleri ve özel projeleriyle festival boyunca tüm adaya yayılıyor. Onuncu yıl seçkisinde adalılık, bağcılık, girişimcilik, yapay zeka ve kültürel politika üzerine sohbetler; müzik ve seramik atölyeleri, caz söyleşileri, performanslar ve kuş gözlem etkinlikleri gibi buluşmalar yer alıyor. Festivalin kurucularından Murat Sezgi ile bu yılki programı konuştuk.

Bozcaada Caz Festivali bu yıl 10’uncusunu yaşatacak. Nasıl bakıyorsunuz bu 10 yıla bugünden? Başlarkenki hedefler/hayaller nelerdi, nasıl gelişti her şey?
Başlangıçta elimizde 10 yıllık, jenerik bir strateji planı yoktu. Dünyanın en güzel coğrafyalarından birinde, açık hava formatında, caz ve doğaçlama müziği odağında ve İstanbul dışında olan bir iş kurgulamak istedik. Bozcaada Caz Festivali gerçekleşene kadar, büyük şehirler dışında bu formatta, yeni müziklere de yer veren, deneyim etkinlikleriyle çevrili bir caz festivali yoktu. Özellikle caz müziği biraz elit ve erişilemez, anlaşılamaz, biraz uzaklaştırıcı görülen yerlere de gitmişti. Biz herkesin rahat, kendisi gibi olabildiği, programda isim hiyerarşisi olmayan bir festival kurgulamak istedik. Mümkün olduğunca duyarlı, meraklı, öğrenebilen bir festival olsun diye yola çıktık. Yeni müzikler, konular, kişiler buluşsun, hibrit ve farklı işler ortaya çıksın hayali kurduk. Ekibinin, sponsorlarının, müzisyenlerinin, paydaşlarının iyi hissettiği bir iş ortaya çıkarmak istedik. Geriye dönüp bakınca, festivalin tıpkı canlı bir organizma gibi dönemlerinin olduğunu, çoğu şeyin kalıcı olmadığını, hatalar etse, bazen kalpler kırsa da çoğu insanda olumlu bir iz bıraktığını görüyoruz. Çok fazla paydaşı olan, gitgide her şeyin ekonomik anlamda zorlaştığı bir dönemde ilerleyen, hassas bir bölgede yapılan bir iş. Özenli, ihtimamlı, aynı zamanda güçlenecek şekilde ilerlemesi gerekiyor. Biz de o dengeyi başarmaya çalışıyoruz.
Bu yılın teması “geçicilik”, hız çağında bizi biraz ‘durmaya’ mı çağırıyor?
Aslında durmaya değil; kalıcı olma, bir yerlere anıt dikme saplantısından kurtulmaya çağırıyor diyebiliriz. İnsan doğası gereği 10’uncu yılda 'Biz buradayız ve hep kalacağız!' diye bağırmak istiyor. Sahnede havaya karışan bir nota, bir daha asla aynı şekilde duyulmuyorsa; onu eşsiz yapan da uçup gitmesi ise, biz de aynı şekilde hem zorlukların, hem de güzelliklerin geçiciliğine odaklanmak istiyoruz bu sene. Hiçbir şeyin birbirinden bağımsız olmadığını, hiçbir şeyin tek başına var olmadığını, her şeyin etkileşim halinde olduğunu ve geçiciliğini kutlamak istiyoruz.

Adayla bütünleşmek
Festivali yalnızca bir müzik buluşması olmaktan çıkaran, atölyelerden yürüyüşlere hatta bağcılık kültürüne uzanan var olduğu ‘yer’le temasta kalan bir bakışı var. Adanın kendisi mi böyle baktıran?
Kesinlikle. Bozcaada sadece çadırımızı kurup üç gün sonra terk ettiğimiz, arkamızı dönüp gittiğimiz bir 'fon' değil; festivalin ana karakteri. Dışarıdan gelip adanın kaynaklarını tüketmek yerine, adanın kendi meseleleriyle dertlenmeyi seçtik. Kalesi, bağcılığı, somut olan ve olmayan kültürel değerleri üzerine çalışmalar yapılmazsa, bu konular odak noktada durmazsa, üzerine düşünülmezse, adayı seven herkes tarafından, hatta kamu tarafından korunmazsa elimizde yalnızca deniz, kum, güneş ve Instagram beğenileri kalıyor. Doğal güzellikleri ve tatil yeri özellikleri de kalsın tabii ki, ancak onlardan önce kültürel bağlamı, hikayelerini, yaşanmışlıklarını, katmanlarını ortaya çıkarmak gerekiyor. Festivalin Keşif buluşmaları da neredeyse artık festivalin kendisi kadar değerli bir hale geldi ve ayrılmaz bir parçası oldu. Burada hem festivali, adayı ilk defa deneyimleyenlere, adalılara, daha önce çokça kere gelmiş olanlara, herkese bir deneyim alanı açıyoruz.