Devlet Bahçeli'den 'tarım' mesajı: Üreten ülke olmak zorundayız
MHP lideri Devlet Bahçeli, Türkiye’nin üretim gücünün artırılmasının jeopolitik zorunluluk olduğunu vurgulayarak, "Bugün üretebilen ve ürettiğini tüketebilen bir Türkiye olmak jeopolitik bir zorunluluk milli bir gereklilik tarihi bir haysiyet meselesidir" dedi. Bahçeli aynı zamanda İsrail’in İran ve Lübnan başta olmak üzere bölgeye yönelik saldırılarına sert tepki gösterdi.
MHP lideri Devlet Bahçeli, partisinin TBMM Grup Toplantısı’nda yaptığı konuşmada hem tarım politikalarına hem de Orta Doğu’daki gelişmelere ilişkin dikkat çeken mesajlar verdi. Bahçeli, Türkiye’nin üretim gücünü artırmasının stratejik bir zorunluluk olduğunu vurgularken, İsrail’in bölgedeki saldırılarını sert sözlerle eleştirdi.
"Üretebilen ülke olmak zorunluluktur"
Bahçeli, konuşmasında küresel gelişmelere dikkat çekerek tarımın sadece ekonomik değil aynı zamanda stratejik bir alan haline geldiğini belirtti. İklim değişikliği, su krizleri ve kırılgan tedarik zincirlerinin etkisine değinen Bahçeli, “Üretebilen ve ürettiğini tüketebilen bir Türkiye olmak jeopolitik bir zorunluluk, milli bir gereklilik ve tarihi bir haysiyet meselesidir” ifadelerini kullandı.
Tarımın küresel ölçekte bir güç unsuru haline geldiğini söyleyen Bahçeli, mevcut şartlar altında bu alanın ihmal edilmesinin ciddi sonuçlar doğurabileceğine işaret etti.
Orta Doğu mesajı: İsrail’e sert tepki
Konuşmasının dış politika bölümünde ise Bahçeli, İsrail’in bölgedeki askeri operasyonlarını hedef aldı. İsrail’in özellikle Lübnan’ın egemenliğini ihlal eden saldırılarının derhal durdurulması gerektiğini belirten Bahçeli, bölgedeki gerilimin giderek tırmandığını ifade etti.
Bahçeli'nin açıklamasından öne çıkanlar şu şekilde:
28 Şubat 2026'da Amerika Birleşik Devletleri ve İsrail'in İran'a yönelik ortak hava saldırılarıyla başlayan savaşın 7 Nisan'da iki haftalık ateşkese bağlandığının görülmesi krizin bittiği anlamına gelmemektedir. Bu ateşkes tarafların stratejik ve temel hedeflerine ulaşamadığı bir noktada pozisyonlarını gözden geçirmesine imkan tanıyan geçici bir duraklama niteliğindedir. Kalıcı çözüm zemini oldukça zayıftır. Savaşın nihayete ermesi ve barışın sağlanması ise erişilebilir bir hedef olmaktan uzaktır. Bugün ateşkes diye sunulan tabloyu devlet ciddiyetiyle okumak zorundayız. Çünkü ateşkesin kendisi bile bir güç mücadelesinin aracına dönüşmüş durumdadır.
İslamabad'da sonuçsuz kalan görüşmeler, bölgedeki çatışmaların küresel bir yıkıma evrilme ihtimalini daha da kuvvetlendirmiştir. Denetimsiz ve önü alınmayan güç rekabeti ve silahlanma hırsı nasıl ki bugün Orta Doğu'da bombaların patlamasına sebebiyet veriyorsa, yarın Avrupa'nın göbeğinde, Asya'nın düğüm noktalarında ve Afrika'nın kırılgan havzalarında daha büyük yıkımların da önünü açacaktır. 2020'de küresel salgınla sarsılan insanlık, Ukrayna-Rusya savaşıyla, Kızıldeniz ve Karadeniz'de bozulan ticaret güvenliğiyle, Gazze'deki insanlık dramıyla, Lübnan'daki yıkımla, Etiyopya'da, Sudan'da ve Somali'de patlak veren krizlerle durmaksızın savrulmuştur. Keşmir hattında Hindistan ile Pakistan'ın karşı karşıya geldiği, bugün Pakistan'da Pakistan-Afganistan geriliminin on binlerce insanın hayatını alt üst ettiği bir dünyada, yangının tek bir bölge ile sınırlı kalacağını düşünmek tehlikeli bir gaflettir. Dünya Savaşı ihtimalinin daha yüksek sesle telaffuz edildiği böylesi bir dönemde, Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Sayın Antony Kuvvertes'in öncülüğünde ABD, Rusya Federasyonu, Çin Halk Cumhuriyeti, Türkiye ve Avrupa Birliği'nin katılımıyla bir Dünya Barış Konseyi mekanizmasının derhal hayata geçirilmesi, insanlık nam ve hesabına tarihi bir mecburiyettir.
"Yurtta sulh, cihanda sulh' rotamızı tayin edecektir"
Barış lafzını taşıyıp savaşı fiilen büyüten ikircikli anlayışların değil, adaleti, dengeyi ve hakkaniyeti esas alan yeni bir küresel iradenin tecellisi artık kaçınılmazdır. Türkiye, tarihinin yüklediği sorumlulukla ve coğrafyasının biçtiği misyonla elini taşın altına koymaya hazırdır. Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ün "Yurtta sulh, cihanda sulh" vecizesi, dün olduğu gibi bugün de atacağımız her adımın rotasını, yürüyeceğimiz tüm yolların istikametini tayin edecektir.
İran cephesinde geçici bir frenleme yaşanırken Lübnan cephesi açık tutulmaktadır. İsrail ordusunun Lübnan'a düzenlediği hava saldırasılarında yaşanan can kayıpları Siyonist hesapların Lübnan topraklarını terk etmeye niyetli olmadıklarını göstermektedir. Gazze'deki çığlıklar bugün Lübnan'da yankı bulmaktadır.
İsrail'in Lübnan'ın egemenliğini ve toprak bütünlüğünü ihlal eden saldırıları derhal durdurulmalıdır. İsrail'in Suriye İran ve Lübnan gibi bölge ülkelerini hedef alan saldırılarının arttığı ve geniş bir coğrafyada ABD güdümünde ve desteğinde emperyalist faaliyetlerin yoğunlaştığı görülmektedir. İsrail bu savaşın tek ve gerçek sorumlusudur. İsrail üzerine bir baskı mekanizması işletilememesi ise uluslararası sistemin esas sorunudur. Amerika Birleşik Devletleri'nin şımarık çocuğunun saldırganlıklarının nasıl tolere edildiği hatta zaman zaman nasıl teşvik edildiği ise küresel dünyanın çifte standartlarını gözler önüne sermektedir.
"Üretebilen ülke olmak zorundayız"
Bugün üretebilen ve ürettiğini tüketebilen bir Türkiye olmak jeopolitik bir zorunluluk milli bir gereklilik tarihi bir haysiyet meselesidir. Bugün dünyamızın içinden geçtiği kaotik dönemde iklim baskılarının arttığı su krizlerinin büyüdüğü tarımsal üretimin jeopolitik bir silaha dönüştürülebildiği lojistik hatlarının kırılganlaştığı bir vasatta tarımı sadece bir ekonomik verim meselesi olarak görmek basiretsizliktir.
Tarım milli mukavemettir. Tarım yarınlarımızı bugünden koruma iradesidir. Tarım tam bağımsız güçlü ve büyük Türkiye'dir. Türk Milleti kriz anında kapı kapı dolaşacak. Başkasının lütfu ile yaşayacak. Yardım eli uzanmasını bekleyecek bir millet değildir. Türk Milleti kendi emeği ile ayağa kalkmış, iradesi ile tarih yazmış alın teri ile kıtlıkları yarmış büyük bir millettir ve kıyamete kadar öyle kalacaktır.
Bize düşen toprağı küstürmemektir. Bize düşen çiftçiyi yalnız bırakmamaktır. Bize düşen köyü boşaltan değil milletin efendisi olan köylüyü yaşatan politikaları hakim kılmaktır.
TOBB Tarım Meclisi Başkanı Karakuş: Üretici ile raf arasındaki fiyat farkı çok yüksekEkonomi