İplikte yeni rekabet: Sürdürülebilirlik
Türkiye, yıllık 3 milyon tona yaklaşan tekstil ve iplik üretim kapasitesiyle Avrupa’nın en güçlü oyuncularından biri konumunda yer alırken, 12 milyar dolarlık iplik ihracatı içinde el örgüsü segmenti 450-500 milyon dolarlık katma değerli hacmiyle dikkat çekiyor. Sektör temsilcileri, Amerika gibi pazarlarda sürdürülebilirlik, kalite ve marka odaklı yeni niş alanlar yaratarak küresel liderliği pekiştirmeyi hedefliyor.
Başak Nur GÖKÇAM
Dünya genelinde sanayi sektörleri rotasını yeşil ekonomiye çevirirken, Türk tekstil ve ham maddeleri sektörü de bu dönüşümün en stratejik virajlarından birini dönüyor. Güçlü endüstriyel altyapısı ve tedarik zincirindeki esnekliğiyle küresel pazarda uzun yıllardır adından söz ettiren Türkiye, bugün üretim hacmini katma değerli ve çevre dostu ürünlerle taçlandırmak zorunda.
Tekstil ve iplik sektörü genelinde Türkiye’de yıllık 3 milyon ton seviyesine yaklaşan devasa bir üretim kapasitesi bulunuyor. Bu kapasite, ülkeyi özellikle Avrupa pazarının en büyük ve en güvenilir üretim merkezlerinden biri haline getiriyor. Küresel pazarlardaki daralmalara ve değişen tüketici eğilimlerine rağmen, Türkiye’nin toplam iplik ihracatı 12 milyar dolar bandında seyrederek makroekonomik dengede kritik bir rol oynamaya devam ediyor.
Bu devasa ekosistemin içinde, tonaj olarak daha küçük ancak birim değer olarak oldukça yüksek getiri sağlayan özel bir segment yükseliş trendi gösteriyor: El örgü iplikleri. Türkiye’nin yıllık el örgü ipliği ihracat hacmi bugün 450-500 milyon dolar seviyesinde konumlanıyor.
Bu niş alan, sadece bir hobi malzemesi üretimi olmaktan çıkıp, sürdürülebilirlik kriterlerinin en üst düzeyde arandığı, tasarım ve kalitenin fiyata yön verdiği gelişmiş bir alt sektöre dönüşmüş durumda. Sektörün öncü oyuncuları, Avrupa’daki mevcut pazar hakimiyetlerini korurken gözlerini okyanus ötesine, yeni küresel dinamiklerin merkezine dikiyor.
Pazardaki rekabet gücümüz artıyor
Avrupa pazarında yakalanan başarı grafiği, sektörel oyuncular için bir doygunluk noktası değil, aksine yeni pazarlar için bir sıçrama tahtası işlevi görüyor.
Bu güçlü ekosistemin sürdürülebilir büyüme stratejileri üzerine değerlendirmelerde bulunan Etrofil El Örgü İplikleri Yönetim Kurulu Başkanı Toygun Batallı, “Ülkemiz el örgü ipliği alanında Avrupa’nın en güçlü oyuncularından biri haline gelmiş durumda. Bu başarının temelinde ülkemizin güçlü tekstil altyapısı ve yüksek üretim kapasitesi yer alıyor. Biz de bu güçlü ekosistemin önemli bir parçasıyız. Kalite, sürdürülebilirlik ve tasarım odaklı yaklaşımımız sayesinde Avrupa başta olmak üzere birçok pazarda rekabet gücümüzü artırıyoruz” dedi.
Kalıcı olmanın yolu yeşil sertifikasyondan geçiyor
Sektörün sürdürülebilirlik eksenli dönüşümü, özellikle kurumsal markaların tedarik zincirlerini tamamen şeffaf ve doğa dostu süreçlerle yapılandırmasını zorunlu kılıyor.
Karbon ayak izinin azaltılması, geri dönüştürülmüş ham maddelerin kullanımı ve su tasarrufu sağlayan boyama teknolojileri, artık birer tercih değil, küresel pazarda var olabilmenin ön koşulu haline geldi. Amerika gibi büyük ölçekli ve yüksek alım gücüne sahip pazarlarda kalıcı olmanın yolu da tam olarak bu yeşil sertifikasyondan ve marka algısından geçiyor.
Bu kapsamda Amerika pazarını değerlendiren Batallı, “Amerika pazarı, Türkiye açısından Avrupa’dan farklı olarak daha yüksek katma değer, global ölçekte markalaşma ve önemli bir rekabet fırsatı sunuyor.
Bu pazarda fiyat rekabetinden ziyade kalite, hikâye, sürdürülebilirlik ve tasarım unsurları belirleyici oluyor. Dolayısıyla ticari karşılığı, daha düşük hacimlere karşılık daha yüksek birim fiyat ve kârlılık anlamına geliyor. Biz de Amerika pazarını, yeni bir konumlanma fırsatı olarak değerlendiriyoruz” diye konuştu.
Talep yapısı değişecek dönüşüm hızlanacak
2025–2026 döneminde el örgü ipliği sektöründeki en önemli kırılma noktasının, talep yapısının değişmesi ve sürdürülebilirlik odaklı dönüşümün hızlanması olacağının altını çizen Batallı, “Artık pazar sadece fiyat ve ürün çeşitliliğiyle değil; şeffaflık, izlenebilirlik, sürdürülebilir içerik ve marka hikâyesi ile şekilleniyor.
Özellikle Avrupa ve Amerika pazarlarında, Yeşil Mutabakat etkisiyle üreticilerin hem karbon ayak izi hem de ürün içerikleri açısından daha sıkı denetimlere tabi tutulacağını öngörüyoruz. Buna paralel olarak sektörde iki farklı yapı daha net ayrışacak: Bir tarafta yüksek hacimli, maliyet odaklı üretim; diğer tarafta ise katma değerli, sürdürülebilir ve marka gücü yüksek ürünler. Biz konumumuzu net şekilde ikinci segmentte güçlendirmeyi hedefliyoruz” ifadelerini kullandı.
Kadının ev içi emeği girişimciliğe dönüştü
Dijital platformların ve e-ticaret kanallarının yaygınlaşması, geleneksel el örgüsü zanaatini ev içinden çıkararak küresel ölçekte bir mikro girişimcilik modeline dönüştürdü. Dijital platformlarla üretici kadınların sosyal medya ve e-ticaret üzerinden geniş pazarlara erişerek doğrudan gelir artışı sağlayabildiklerini belirten Etrofil El Örgü İplikleri Yönetim Kurulu Başkanı Toygun Batallı, “En önemli nokta, aracısız satış imkânı.
Kadınlar ürünlerini kendileri fiyatlandırıyor, müşteriyle doğrudan iletişim kuruyor ve kazanç haneye giriyor. Üretimle birlikte iplik, aksesuar, kargo gibi yan sektörler de hareketleniyor. Ev içi emek, dijitalleşmeyle kayıt dışı olmaktan çıkıp güçlü bir çarpan etkisi olan ekonomik girişimciliğe dönüşüyor” diye konuştu.
Yeşil mutabakat ve tekstilin geleceği
Avrupa Birliği’nin Yeşil Mutabakat kuralları ve döngüsel ekonomi eylem planı, tekstil sektörünü kökten değiştiriyor. 2030'a kadar AB pazarında satışa sunulacak tüm tekstil ürünlerinin uzun ömürlü, geri dönüştürülebilir ve mikroplastik salımı düşük malzemeler hedefleniyor. Bu, Türkiye gibi tedarikçi ülkelerin üretim hatlarını hızla sürdürülebilir enerji kaynaklarına ve izlenebilir ham maddelere kaydırmasını zorunlu kılıyor.