İnovasyona giden yol ve Türkiye

Prof. Dr. Fevzi YILMAZ - Fatih Sultan Mehmet Vakıf Üniversitesi Öğretim Üyesi

YAYINLAMA
GÜNCELLEME

İnovasyon yönetilmesi zor ve gizemli bir faaliyettir. Teknoloji ise sürekli gelişim gösterir, yavaşlatılamaz ve hızlandırılamaz. Teknoloji bilimin çıktısı olmak yanında, üreticilerinin deneme yanılma ürünüdür. İnovasyonda ekosistem ile birlikte, bireyin birikimi ve entelektüel kültürü de önemli rol oynar.

Teknolojide değişim görebildiğimizden çok daha hızlıdır, belirsizdir ve sürekli gelişme söz konusudur. Örneğin Avrupa 20 yıldır başarılı şekilde genetik değişime uğramış tohumları ve ürünleri muhtemel zararlarından dolayı yasaklamıştır. Kayagazı teknolojisi için de aynı uygulama yapılmıştır. Engellemeler, küresel adım olmadığından dolayı her iki teknoloji de başka kıtalarda gelişimini sürdürmüştür.

Teknoloji icatların önünü açar, genellikle büyük yatırım ve ulusal düzenlemeler gerektirir. Politikacılar açısından inovasyon açılır kapanır bir musluk gibidir. Temel bilimsel görüşlerden uygulamalı bilime geçiş ve gerekli fon desteğiyle bir süre sonra musluklardan teknolojinin akacağı düşünülür. Tarihsel incelemeler bilimdeki bu lineer gelişim görüşünü desteklememektedir. Örneğin, buhar makinesinin icadı termodinamik bilimi ile olmamıştır. Aksine termodinamik bilimi buhar makinesinin icadından sonra gelişmiş ve yeni teknoloji dalgalarını doğurmuştur. Portekizlilerin 15. YY’da sahip oldukları denizcilik, haritalama ve navigasyon bilgisi denizcilerin deneme sınama faaliyetleri ile elde edilmiştir. 18.YY’da icad edilmiş birçok makine ve cihaz derin bilimsel çalışmalarla değil alan çalışanlarının hünerleri ve fikirleriyle icad edilmiştir. İcat ve ürün geliştirme fikirlerinde kullanıcıların payı da çoktur. Örneğin, geçişli elektron mikroskobu (TEM) böyle bulunmuştur. 

Finansal destekler ve araştırma ve geliştirme fonları özgün çalışmalara verilmelidir. Bu, ekonomik büyüme için zorunludur. Aksi durum, orijinal çalışma yerine kopyalamayı öne çıkartır. Kamu fonlarıyla bilimi destekleyen ülkeler (Almanya, Fransa gibi), özel sektör fonlarıyla bilime büyük katkılar sunan ülkelerden (ABD, İngiltere gibi) daha ileri ekonomik büyüme gösterememişlerdir. OECD ülkelerinde ekonomik büyüme kaynaklarını konu alan 2003 tarihli bir raporda, özel sektör tarafından fonlanmış araştırma - geliştirme (Ar-Ge) faaliyetlerinin sonuç alıcı olduğu, kamu fonlarının etkisinin yeterli olmadığı verilmiştir. 

Ülkeler Ar-Ge için harcadıkları paraya göre dizilirse; ilk dörtte ABD, Çin, Japonya ve Almanya yer alır. Ülkemiz Kanada ve Avustralya’nın arkasında 14. sırada yer almaktadır. Dikkat çeken unsur nüfus büyüklüğü 4 katımız olan ABD’nin Ar-Ge harcamasının 40 katımız kadar olmasıdır. ABD küresel bilime katkıda (bilimsel makale sayısı gibi) beklendiği gibi ilk sırada yer alırken, küresel inovasyon indeksinde tepeler mütevazi Ar-Ge bütçeli Kuzey Avrupa ülkeleri tarafından tutulmuştur. Bu, Ar-Ge’nin inovasyona olan sınırlı etkisinin bir diğer kanıtıdır.

Ar-Ge harcamaları ile bilimsel çıktıların doğru orantılı olduğu, ülke ve üniversite karnesini etkilediği görülmüştür. İnovasyon ve girişimcilik ülke sıralaması ilk iki (Ar-Ge harcaması ve bilime katkı) sıralamadan çok farklıdır. Sebebi anlaşılırdır. İnovasyon planlı ve yüksek bütçeli Ar-Ge’nin doğrudan fonksiyonu değildir, kültür ve yaşam tarzı gibi unsurlarla ilgilidir. Ülkemiz küresel bilime katkı sıralamasında oldukça gerilerdedir (25 üstü). Küresel inovasyon indeksinde maalesef daha da gerilerdedir (50 üstü). Ülkemiz imalat sanayii teknolojik yapısı ve ihracat profili incelendiğinde, 2014 yılı orta üstü ve ileri teknoloji ürünlerinin üretim ve ihracattaki paylarının %30’lar mertebesinde olduğu, orta altı ve düşük teknolojilerde ise % 60-70’lerle daha etkin olduğumuz görülür. Orta teknoloji alanları (döküm, metal sanayii, dizel motor, çimento, tekstil gibi) ülkemiz için çok önemli olup; ürün geliştirme, verimlilik arttırma ve süreç iyileştirme çalışmaları teşvik edilmelidir. Düşük teknoloji alanları, büyük ölçüde KOBİ vasfına sahip kuruluşlarla ilişkili olup daha çok emek yoğun üretim ağırlıklıdır, buralarda ne iyiki inovasyon dürtüsü oldukça yüksektir. 

TİM Başkanı Büyükekşi geçenlerde, “Ekim 2015 ihracatımız (12.4 milyar dolar) değer bazında yüzde 1.5 gerilemesine rağmen, miktar bazında yüzde 10 artmıştır.” vurgusu yapmıştır. Olayı alt sektör bazında açarsak, Türkiye alüminyum ihracatında miktar olarak Dünyanın onuncu, değer olarak yirminci büyük ekonomisidir. Sonuç olarak büyük harita bize katma değeri düşük ürünlerle orta gelir tuzağına düştüğümüzü vermektedir. Bundan çıkış ve teknolojik inovasyon liginde ülke olarak yukarı tırmanmak için aşağıdaki adımlar atılmalıdır:

1) İnovasyon için ekosistem oluşturulmalı, bilim ve sanat merkezleri arttırılmalı, bireyler desteklenmelidir.

2) Eğitim dönüştürülmelidir. Dersler özgüveni arttırıcı şekilde öğrenci katılımlı olarak yürütülmelidir. Her düzeyde iş dünyası katkı ve katılımı sağlanmalıdır.

3) Tüm eğitim kurumlarında öğretim programları geometri ve tasarım dersleri ile zenginleştirilmelidir. Bireylere eleştirel mantık, özgür düşünce ve analitik bakış verilmelidir.

4) Sanayimiz dönüştürülmelidir. Katma değeri yüksek özgün ürün için endüstride tam zamanlı araştırmacı (akademisyen) istihdamı sağlanmalı, fonlar/destekler de verilmelidir. 

Ekonomik büyümeyi besleyen ve refahı oluşturan sürekli inovasyon, bilinçli bir toplumda gerçekleşir. Hükümetler keşif, icad ve buluşları yönetemezler, ancak güçleştirmeyecek ortamı garanti edebilirler. İnovasyon uygun ortam sağlandığında ortaya çıkacaktır. Derin bilimsel düşünceler ise teknolojik değişim ağacından düşen meyvelerdir.