AB'nin yeni sanayi hamlesi: Çin'e karşı kalkan, Türkiye'ye fırsat
Brüksel’in açıkladığı Sanayi Hızlandırma Yasa taslağı, Avrupa’nın sanayi politikasında yeni bir döneme işaret ediyor. Yasa, temelde Çin bağımlılığını azaltmayı hedeflerken, Türkiye’yi AB üretim zincirlerinde daha stratejik bir konuma taşıyabilir.
Yönetim Danışmanı BARIŞ SAZAK
Avrupa Komisyonu, 4 Mart'ta uzun süredir hazırlıkları süren “Sanayi Hızlandırma Yasası (IAA)” tasarısını kamuoyuyla paylaştı. Yasa, yabancı yatırımcılara yönelik çeşitli düzenlemeler ve ön şartlar getirmekte. Kamuoyuna açıklanan hali başlangıçta üzerinde çalışılan taslaklara kıyasla daha yumuşatılmış bir içeriğe sahip olsa da korumacılık duvarları içeriğin önemli bir sac ayağı.
Made İn Europe ve IAA nedir?
Made in Europe, AB'nin kamu alımlarında ve devlet desteklerinde Birlik içi üretimi önceliklendiren bir politika. Temel gaye, AB'nin devasa kamu ihalelerinin ihtiyaçlarının Avrupa'da üretilmiş ürünlerle sağlanması. İlaveten çelik, çimento, alüminyum, otomotiv ve temiz enerji teknolojilerinde hem yerel içerik hem de düşük karbon kriterleri ön planda olacak.
IAA ise bu politikanın yasal çerçevesi. IAA üç başlıkta incelenebilir. Birincisi izin ve ruhsat süreçlerinin hızlandırılması. Temiz enerji teknolojileri, batarya üretimi, yarı iletkenler, elektrikli araç ekosistemi, hidrojen teknolojileri ile savunma ve ileri üretim gibi stratejik sektörlerde üretim için bürokratik engeller azaltılarak, "ulusal sanayi hızlandırma bölgeleri" oluşturulacak. İmalat sektörünün AB ekonomisindeki payının 2035'e kadar yüzde 14'ten yüzde 20'ye çıkarılması öngörülmekte. Bu kapsama giren doğrudan yabancı yatırımların da düzenlenmesi ayrıca hedeflenmekte.
IAA; elektrikli araçlar, pil teknolojileri, fotovoltaik sistemler ve kritik hammaddeler olmak üzere dört stratejik alandaki yabancı yatırımlara odaklanmakta. Yasa, ilgili sektörlerin küresel üretim kapasitesinin yüzde 40'ından fazlasını elinde bulunduran ülkelerden gelen ve 100 milyon avroyu aşan yabancı yatırımları doğrudan hedef alıyor. Bu yatırımcılar bazı koşulları karşılamak zorunda. Bunlardan ilki, istihdam edilen işçilerin en az yarısının AB vatandaşı olması. Bu temel koşul üzerine ilaveten yatırımcının, yasa kapsamındaki beş koşuldan en az üçünü de yerine getirmesi gerekiyor. İlki; yabancı yatırımcının satın alacağı hedef AB şirketindeki hissesinin yüzde 49 ile sınırlı tutulması ya da sıfırdan yatırım durumunda çoğunluk hissesine sahip AB kuruluşlarıyla azınlık ortak girişim yoluyla faaliyet göstermesi. Diğerleri de fikri mülkiyet ve teknoloji transferinin lisanslanması, proje gelirinin yüzde 1'inin AB'de AR-GE harcamalarına ayrılması ve girdi kalemlerinin en az yüzde 30'unun AB menşeili olması.
Yasa metninde hiçbir ülke açıkça isimlendirilmese de asıl hedefin Çin olduğu ortada. Zira söz konusu yüzde 40 eşiğini birden fazla sektörde aşan tek ülke Çin. Belli oranda hedefe ABD de dahil edilebilir. Nitekim Avrupa Komisyonu Sanayi Stratejisi Komiseri yasayı tanıtırken Çin'in kendi dahili pazarını yabancı yatırımlara açarken uyguladığı yerli kapasite şartlarını bilinçli olarak örnek göstererek, AB’nin de ticari ortaklarının yıllardır yaptığını uygulamaya aldığını belirtti. Ayrıca son dönemde başta İran ve Ukrayna olmak üzere gelişen jeopolitik sorunların, Birliğin ticari bağımlılık kavramını yeniden tanımladığını da görmekteyiz. Stratejik alanlarda AB, sadece nihai bir montaj platformu ya da tüketici havuzu olmasının ötesine geçerek verimlilik kaygılarını aşıp, uçtan uca bir sanayi üssü olmayı hedeflemekte.
Çin’in AB Ticaret Odası (CCCEU) gelişmelere tepki göstererek yasanın, büyük ölçekli yabancı yatırımlar önünde fiili bir engel oluşturduğunu ve ticari serbestliğe aykırı idari baskının en başta teknolojik iş birliklerini baltalayacağını belirtti. Hiç şüphesiz yasanın ekonomik açıdan AB’ye bazı maliyetleri olacak. Bunların başında AB'nin kendi yeşil dönüşümünde kullanacağı daha az maliyetli tedarik kanallarına erişimin sekteye uğraması gelmekte. Ayrıca Çin’in de benzer politika araçlarıyla yapacağı ticari misillemeler, Avrupalı şirketlerin küresel operasyonlarına zarar verecektir.
Yasanın dikkat çeken bir diğer boyutu, kurumsal yönetişim tarafı. Genel AB tarzına aykırı biçimde Komisyon, 1 milyar euro'yu aşan yatırımları değerlendirme ve gerektiğinde veto yetkisini üye devletlerden alarak doğrudan kendi bünyesine taşıyor. Bu adım, mevcut AB güvenlik düzenlemeleriyle çeliştiği gerekçesiyle hukuki açıdan eleştirilmekte.
Ayrıca aynı gün açıklanan AB Liman Stratejisi de benzer kaygıları yansıtıyor. Strateji, üye hükümetlere liman altyapılarındaki yabancı yatırımları kapsamlı biçimde değerlendirme ve ulusal güvenlik gerekçesiyle geçici kontrol uygulama yetkisi tanıyor. Başta Cosco ve China Merchants Ports olmak üzere Çin Hükümetiyle doğrudan ve dolaylı bağı olan şirketlerin AB sınırları dahilinde onlarca limanda sahip olduğu azınlık ve çoğunluk hisseler göz önüne alındığında, ana hedefi idrak etmek zor olmasa gerek.
Türkiye denkleme nasıl giriyor?
IAA taslağı, Gümrük Birliği kapsamındaki ya da AB ile serbest ticaret anlaşması imzalamış ülkelerde üretilen malların, kamu ihaleleri ve devlet destek programları kapsamında "AB menşeli" sayılabileceğini öngörüyor. Bu hüküm, Türkiye'yi doğrudan kapsamakta. Gümrük Birliği kapsamındaki ülkelerin de dahil edilmesinde özellikle Türkiye gibi ülkelerde ciddi imalat kapasitesi bulunan AB menşeli sermayenin etkisi çok büyük. İlaveten uzunca süredir resmi temaslarını titizlikle sürdüren Ticaret Bakanlığı’nı da takdir etmek gerek. Türkiye’nin hem IAA hem de “Made in Europe" politikasına dahil edilmesi ticari ilişkiler açısından önemli bir adım. Daha öncesinde Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın bizzat devreye girerek AB Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen'e mektup yazdığı ve Türkiye'nin kapsam dışında tutulmasının Avrupa değer zincirleri için istenmeyen sonuçlar doğurabileceği konusunda uyarıda bulunduğu biliniyordu.
Ticaret Bakanı Ömer Bolat, ilerleyen süreçte kamu alımlarında karşılıklı pazar açılımı, yeşil dönüşüm ve ticari bağlantısallık kapsamında AB ile yakın teması sürdürme hedefini de net olarak ortaya koydu. Bilhassa AB’nin Mercosur, Hindistan, Endonezya gibi ülkelerle imzaladığı anlaşmalar göz önüne alındığında, ülke olarak toplam ihracatın yüzde 43’ünü gerçekleştirdiğimiz AB için daha proaktif bir etki stratejisi izlememiz şart.
Sonuç olarak IAA, bir yanda AB'nin Çin bağımlılığını kırmaya yönelik yapısal bir dönüşümü temsil ederken öte yanda Türkiye için önemli bir fırsata kapı aralıyor. Gümrük Birliği’nin sağladığı hukuki zemin sayesinde Türk üreticiler, Avrupalı rakiplerine kıyasla herhangi bir rekabet dezavantajı yaşamaksızın bu yeni sanayi mimarisinin içinde yer alabilecek. Darısı Gümrük Birliği’nin güncellenmesine diyelim.