Hürmüz, küresel enerji denklemi ve değişen iktisadi mimari

Bir ay öncesine kadar analistler küresel LNG piyasasındaki arz fazlasının, fiyatları ne oranda düşüreceğini tahmin etmekle meşguldü. Bugün Katar'ın Ras Laffan tesisindeki tahribat, Hürmüz Boğazı’nın ticarete fiilen kapanışı, küresel enerji piyasasını 1970'lerden bu yana görülmemiş bir kırılganlıkla karşı karşıya bıraktı.

Hürmüz, küresel enerji denklemi ve değişen iktisadi mimari

Yönetim Danışmanı BARIŞ SAZAK

Hürmüz Boğaz hattı, de­niz yoluyla taşınan kü­resel petrol ticaretinin yaklaşık dörtte birine, sıvılaştı­rılmış doğal gaz (LNG) ve gübre ticaretinin beşte birine ev sahip­liği yapıyor. Bölgedeki askeri ge­rilim ve sıcak çatışmalar, deniz taşımacılığının aksamasına yol açmanın ötesinde küresel piya­saları risk primleri ve girdi mali­yetleri gibi her yönüyle etkileye­cek yıkıcı dalgalarla vurdu.

Çatışmanın seyrini anlamak için ilk günden bu yana yaşanan­lara göz atmakta fayda var. İlk 24 saatte askerî hedefler vuruldu; piyasalar ise bunu asimetrik bir güç gösterisi olarak değerlendi­rip sınırlı tepki verdi. İkinci haf­taya gelindiğinde boğazdaki tan­ker geçişlerinin kesilmesi fiyat­larda kısa vadeli dalgalanmaya yol açtı. Ancak ileri vadeli göster­geler görece sakin kalmaya de­vam etti. Dördüncü hafta itiba­rıyla farklı bir tablo ortaya çıkmış durumda.

Ras Laffan'daki LNG tesisi doğrudan hedef alındı, Ras Tanura'daki rafineride yangın, Harg Adası'ndaki patlamalar ve BAE'de Ruwais ile Fujairah'a yö­nelik insansız hava araçlı saldı­rılar, çatışmanın artık altyapıyı hedef alan ekonomik bir savaşa dönüştüğünü tescilledi. İran’ın Güney Pars doğalgaz sahası ile Aseluye’deki bazı petrol ve petro­kimya tesislerinin vurulması, bu hafta da ABD’nin İran’da enerji şebekesini hedef alan girişimle­riyle çatışma artık karşılıklı eko­nomik tahribatı maksimize etme boyutunda ilerlemekte.

Katar'da 14 LNG üretim istas­yonun ikisi hasar gördü; ener­ji bakanı hasarlı kapasitenin ye­niden devreye alınmasının 3 ila 5 yıl alacağını açıkladı. Bu, küresel LNG ticaretinin yak­laşık yüzde 20'sine sahip Ka­tar'ın toplam üretim kapasi­tesinin yüzde 17'sinin, en az birkaç yıl atıl kalması anlamı­na geliyor. LNG tesisleri yüz­de yüze yakın dolulukla işle­tildiğinden, mevcut kapasitede marjinal artış neredeyse imkân­sız. Kısmi bir üretim kaybı bile küresel arzı ciddi oranda daralt­makta.

Küresel enerji piyasaları

Doğal gaz tarafında ileri vade­li fiyatlamalar, çatışmanın patlak verdiği dönemden bu yana cid­di oranda arttı. Geçtiğimiz haf­ta itibarıyla TTF yakın vade (front-month) kontratı yüzde 13 artarak 62 Euro/MWh'ye yer­leşirken, 2027 yaz ayları fiyatla­rı yüzde 30 sıçrayarak 45 Euro/ MWh'ye yaklaştı. Daha çarpıcı olan ise uzun vadeli kontratlarda da belirgin bir yukarı yönlü hare­ketin gözlemleniyor olması.

Mevcut durumun elektrik fi­yatlarına etkisi özellikle AB ül­kelerinde hissedilmeye başladı. İtalya ve Birleşik Krallık’ta Ni­san ayı elektrik fiyatları yüzde 50’nin üzerinde arttı. Bu ülkele­ri aynı dönem için megavat saat başına ortalama 28 avro artışla Hollanda, Macaristan, Romanya ve Almanya izlemekte. Gaz ba­ğımlı sistemlerin bu kadar sert tepki vermesi şaşırtıcı değil; zi­ra bu piyasalarda marjinal fiya­tı çoğunlukla gaz maliyetleri be­lirliyor. LNG tedarik sorunla­rı doğrudan elektrik fiyatlarına yansımakta. Öte yandan Fran­sa, İspanya ve Nordik ülkeler gi­bi hidro ve nükleer ağırlıklı pa­zarlarda çok daha sınırlı bir etki görüldü. Polonya yalnızca 5 av­ro/MWh fiyat artışıyla listenin sonunda yer aldı. Ülkenin imalat kapasitesi göz önüne alındığın­da, bölgeye nazaran yeni dönem­de ciddi bir rekabet avantajı ka­zanabilir.

Asya'da ise tablo farklı biçimde şekillendi. Başlangıçta TTF fiyatları, National Balancing Po­int (NBP) ve Japan/Korea Mar­ker (JKM) birlikte hareket etti ancak sonraki haftalarda süreç­ten en fazla etkilenen bölge ola­rak Asya’daki spot fiyatlar, yük­selen risk primleriyle ayrışmaya başladı. Rusya kaynaklı 2021– 22 doğal gaz tedarik krizinde, LNG ithalatını en çok kısan ül­keler Çin (23 milyar metreküp), Hindistan, Pakistan ve Japonya olmuştu. Bilhassa Çin talebini azaltıp, alternatif kaynaklara yö­nelerek ve depoladığı LNG’i kul­lanarak krizi göğüsledi. Asya'nın bu kriz döne­minde de küresel enerji piyasalarında dengeleme işlevi göreceği tahmin ediliyor.

Dört hafta önce Kuzey Ame­rika, Doğu Afrika ve Avustral­ya'dan sağlanacak ilave LNG arzı, enerji piyasasının ana gündemiy­di. 2030'a kadar yaklaşık 280 mil­yar metreküp yeni kapasite hâlâ inşaat aşamasında. Katar ile BA­E'nin yaklaşık 70 milyar metre­küplük yeni projelerinde olası er­telemeler hesaba katıldıktan son­ra bile ciddi bir miktar. Ancak bu kapasite artışı yeterli olmayabi­lir. Küresel gaz re­zervlerinin yüzde 70'i politik riski yüksek bölgeler­de. Rusya, İran ve Katar’ın du­rumu böyley­ken arz çeşit­lendirme seçe­nekleri kısıtlı kalacaktır. Üs­telik yeni arzın devreye girmesiy­le fiyatların denge­lenmesi arasında ge­çecek zaman en iyi senar­yoda bile birkaç yıl alabilir.

Ülkeler ve aldıkları hasarlar

Mina Al-Ahmadi rafinerisinde drone saldırıları sonucu çeşitli ünitelerde yangınlar çıktı. Rafinerinin günlük 346 bin varil işleme kapasitesi bulunuyor.

Ras Tanura rafinerisinde (550 bin varil/gün) drone saldırıları yangınlara ve operasyonel aksamalara yol açtı. Kritik ihracat terminalinde fiziksel hasar oluştu.

Ruwais rafinerisinde hasar ve kapanma yaşandı. Füceyre Limanı’ndaki depolama altyapısı da saldırılardan etkilendi.

Ras Laffan LNG tesisinde (dünyanın en büyük LNG ihracat tesisi) saldırılar sonucu hasar oluştu. Yangınlar ve altyapı etkileri nedeniyle üretim durdu.

Harg Adası’nda patlamalar meydana geldi. İran’ın ham petrol ihracatının yaklaşık %90’ını işleyen tesis risk altında. Fiziksel hasarın boyutu net değil ancak kritik ihracat altyapısı tehdit altında. Güney Pars doğalgaz sahası ile Aseluye’deki bazı petrol ve petrokimya tesisleri

Türkiye’nin pozisyonu

Enerji ithalatçısı konumundaki Türkiye, doğal gaz faturasının yükselmesi riskiyle doğrudan karşı karşıya. Aynı zamanda yakıt maliyetlerindeki yükselişin genel enflasyona yansıması, hâlihazırda kırılgan olan hanehalkı alım gücü üzerinde ek baskı yaratıyor. Elektrik fiyatları da bu tablodan nasibini alacaktır. Her ne kadar son yıllarda yenilenebilir enerjideki kurulu kapasite ciddi oranda artsa da Türkiye hala gaz bağımlı bir elektrik üretim sistemine sahip olduğundan, AB benzeri yukarı yönlü maliyet artışları yaşanabilir.

Dış ticaret cephesinde ise tablo daha karmaşık. Körfez ülkeleriyle ticaret hacmi ve navlun maliyetleri üzerindeki baskı, ihracatta rekabet gücünü olumsuz etkileyebilir. Öte yandan Türkiye'nin coğrafi konumu, alternatif enerji transit güzergâhları için yeni bir stratejik fırsat penceresi açabilir. Doğu Akdeniz gazının Avrupa'ya taşınmasında Türkiye'nin rolü bu kriz ortamında yeniden değer kazanacaktır. Lojistik tarafta Orta Koridorun önemi artarken, Mersin ve İskenderun limanlarında da kapasite artışı yaşanabilir.

Bu belirsizlik ortamında kurumsal karar alıcıların dikkat etmesi gereken birkaç kritik boyut var.

Enerji maliyeti açısından hiçbir senaryo kısa vadede fiyat normalleşmesi öngörmüyor. Doğal gaz ve elektrik giderlerinin önemli bir bileşen oluşturduğu sektörlerde, mevcut fiyatlamaların henüz riski tam yansıtmamasından, senaryo analizine geçilmesi şart. Çatışmaların iktisadi tesislere yönelik daha da yayılması, 2028–29 fiyatlarını bugünkü piyasa beklentilerinin çok üzerinde çıkarabilir.

Tedarik zinciri kırılganlığı söz konusu olduğunda akaryakıt bağımlı lojistik operasyonlar, jet yakıtı kullanan havacılık sektörü ve çelik, çimento gibi enerji yoğun üretim tesisleri bu dönemde güçlüklere hazırlıklı olmalı. Kısa vadeli yakıt tedarik sözleşmelerini uzun vadeye yayma cazip görünebilir. Yüksek spot piyasa fiyatlarından korunmak için opsiyon araçlarına olan talep de artacaktır.

Ticari mücadele, risk primleri, arz belirsizliği ve jeopolitik yeniden yapılanma herkes için kalıcı bir iz bırakacak. Kısa vadede LNG yerine kömür gibi alternatiflere kayış ihtimali artıyor. Kriz henüz sonuca ulaşmamış olsa da şu an devam eden çatışma ortamı, enerji piyasalarının uzun vadeli mimarisini yeniden biçimlendirecek. Artık enerjide kaynak çeşitlendirmesi, talep tarafındaki kurumsal esneklik ve alternatif yakıtlar tercihten öte stratejik bir zorunluluk.

Kaynak: DÜNYA - İSTANBUL