Yaşlanma tedavi edilmeli mi?

Yaşlanma nedir ve ne zaman başlar? Bu sorununun tek bir doğru cevabı yok. Bunun nedeni, yaşlanmayı hâlâ anlamamış olmamız… Peki yaşlanma bir hastalık mıdır? Eğer öyleyse, tedavi edilebilir ve edilmelidir.

Yaşlanma tedavi edilmeli mi?

Sabancı Üniversitesi Mühendislik ve Doğa Bilimleri Fakültesi Öğretim Üyesi ALEX LYAKHOVICH

 "Yaşlanma Biyolojisi" der­sindeki her giriş dersi bir anketle başlar ve öğrencilere sor­duğum ilk soru şudur: Yaşlanma nedir ve ne zaman başlar? Yıllar içinde onlarca farklı cevap birik­tirdim ve bunların hiçbirinin yan­lış olmadığını fark ettim. Ancak tek bir doğru cevap bile yok. Bu­nun nedeni, yaşlanmayı hâlâ an­lamamış olmamız ve bu süreci ev­rimsel bir bakış açısıyla kapsam­lı bir şekilde açıklayacak evrensel bir teorinin geliştirilmemiş olma­sıdır. Beşeri bilimlerde çalışanlar için, yaşlanmanın yaşın ilerlemesi süreci olduğunu sıklıkla söylerim.

Doğa bilimlerinde çalışanlar için­se, ölümle ilişkili karmaşık, deje­neratif biyolojik sistemlerde hata birikimi kavramını ele alırım. An­cak kafanız karışmasın; yaşlanma ve ölüm oranı iki farklı olgudur. Örneğin, Gompertz eğrisine (yaşa bağlı ölüm olasılığı) bakarsak, bir­kaç aylık bir çocukla 12-15 yaşın­daki bir çocuğun ölme olasılığının aynı olduğunu görürüz. Sezgisel olarak, eşit şekilde yaşlanmadık­larını anlarız. Başka bir deyişle, farklı yaşlardaki ölüm oranları bü­yüklük olarak benzer olabilir, an­cak niteliksel yapıları tamamen farklıdır. Bu, "yaşlanma ve hasta­lık kısır döngüsü" olarak görüle­bilir mi? Bir dereceye kadar evet.

İnsanlar çoğunlukla üç ana pa­tolojiden ölür: kardiyovasküler hastalıklar, kanser ve nörodeje­neratif hastalıklar. Bu üçlü, tıpkı 30-40 yıl sonra ölüm olasılığımı­zın artması gibi, yaşla birlikte kat­lanarak artar.

Bazıları, bu patolojilerin kronik hastalıklara (iltihaplanma, sarko­peni, bilişsel gerileme) dönüşerek yaşlanmaya benzer bir durum ya­rattığına inanır. Diğerleri ise yaş­lanmanın, hasarlı biyopolimer­lerin birikimi, rejenerasyonun azalması ve bağışıklığın zayıfla­masının birincil süreci olduğunu ve hastalıkların genel "aşınma ve yıpranmanın" bir sonucu olduğu­nu düşünür. Bu soru retorik gibi görünebilir ancak öyle değildir. Eğer yaşlanma yalnızca bu hasta­lıkların bir sonucuysa, daha uzun yaşamak için bu üçlüyü etkili bir şekilde tedavi etmek gerekir. An­cak bu muhtemelen ölüm nedeni­ni bir sonraki hastalığa itecektir.

Eğer yaşlanma bu üçlünün ön saflarında yer alıyorsa, her bir hastalığı ayrı ayrı tedavi etmenin bir anlamı yoktur. Sadece yaşlan­mayı tedavi edin, kanser, Alzhei­mer veya kalp yetmezliği otoma­tik olarak gerileyecektir. Ancak o zaman yaşlanmanın bir hastalık olduğunu kabul etmeliyiz. Dünya Sağlık Örgütü'nün şu anda izledi­ği yol tam da budur ve ölüm nedeni kayıtlarındaki muğlak bunama/ yaşlılık (kod R54) terimini, yaş­lanmayla ilişkili hastalıklar olan XT9T ile değiştirmektedir. Belki de sigorta şirketlerine yaşlanma tedavilerine yatırım yapmaları ve insanlara hastalık iznine benzer şekilde yaşlanmayla ilgili ücretli izin sağlamaları konusunda lobi yapmanın zamanı gelmiştir.

Bunun gerçekçi olduğundan hâlâ şüpheliyim ancak yaşlanma­yı yalnızca hastalıkla eş tutmak­la kalmayıp aynı zamanda onu te­davi etme konusunda ciddiysek, yaşlanmayı ölçmeyi ve kimlikle­rimizde kayıtlı kronolojik yaşımı­zın gerçek biyolojik yaşımızdan nasıl farklı olduğunu göstermeyi öğrenmeliyiz.

Son kullanma tarihimizi bilmek ister miyiz?

Günümüzde en popüler yakla­şım, değiştirilmiş DNA kalıntıla­rının örüntülerini bir organizma­nın kronolojik yaşıyla ilişkilendi­ren epigenetik saattir. İyi haber şu ki bu saat iş­liyor. Üzücü haber ise nasıl çalıştığını anla­mamamız. İnsan genomu desta­nı gibi, çok satan kitabımız DNA kitabının harf dizilerini okumayı öğrendik ancak anlamını hâlâ çok az anlıyoruz. İkinci sorun ise bu tür saatlerin oldukça pahalı ve ke­sinlikten son derece uzak olma­sı. Peki neden kesinlik konusuyla ilgilenmeliyiz? Kesinliği günlere veya saatlere çıkarabilirsek, yaş­lanmanın yavaşlayıp yavaşlama­dığını görmek için yıllarca bek­lemek zorunda kalmayacağımız için insanlarda yaşlanma karşı­tı ilaçların klinik deneylerini yü­rütebileceğiz.

Bu arada, laboratu­varımızdaki diğer projelerin ya­nı sıra, yaşlanmanın daha ucuz ve daha basit biyobelirteçlerini bul­maya çalışıyoruz; örneğin, enerji üretimi ve hücresel solunumdan sorumlu organeller olan ve akti­vitelerinin azalması belirli organ­ların biyolojik yaşını yansıtabilen mitokondriler aracılığıyla. İdeal olarak, değiştirilecek organların son kullanma tarihlerini tahmin edecek evrensel belirteçler oluş­turmak mümkün olurdu. Ancak bir kişinin kendi son kullanma ta­rihini tahmin eden büyük biyo­lojik saat söz konusu olduğunda, etik açıdan kaygan bir zemine gi­riyoruz: Son kullanma tarihimizi bilmek ister miyiz?

Yaşlanma biyolojisi, içinde bu­lunduğumuz on yılda rönesans ge­çiren sıra dışı disiplinlerden biri. Yakın gelecekte ele almak istedi­ğimiz sorular arasında hem temel hem de pratik sorular yer alıyor. Te­mel so­rular için kendimize şu so­ruyu sormalıyız: Yaş­lanma neden ortaya çık­tı? Tek hücreli organizmalar neredeyse hiç yaşlanmaz.

Ancak çok hücreli organizmalarda bile, artık yaşlanmayan (ölümsüzler­le karıştırmayın!) birçok hayvan ve bitki örneği biliyoruz - Hydra vulgaris ve Turritopsis dohrnii de­nizanasından Grönland köpek­balığına, çıplak kör fareye ve hat­ta Bristlecone çamlarına kadar. İnsanlar neden bu yolda evrimle­şemedi? Türümüzün maksimum yaşam süresi neden 122 yılda dur­du ve bunu genetik olarak aşabilir miyiz? Ele alınması gereken pra­tik sorulardan biri de insanlarda yaşlanma ve uzun ömür genlerinin araştırılması.

Bunlara sahip miyiz ve kaç tane var? Hayvan modelle­rinde yapılan genetik manipülas­yonlar, yaşam süresini yüzde 30- 70 oranında artıran genleri ortaya çıkardı. Ancak görünen o ki insan­lar farklı şekilde tasarlanmış ve ki­şiselleştirilmiş yaşam uzatmayı düşünmeli, vurguyu maksimum yaşam süresinden, yaşa bağlı has­talıklardan kaçınmaya yardım­cı olacak "sağlıklı bir yaşam süre­sine" kaydırmalıyız. Ve ardından kritik soru bizi başladığımız ye­re geri döndürüyor: Yaşlanma bir hastalık mıdır? Eğer öyleyse, teda­vi edilebilir ve edilmelidir.

Yaşlanma tedavi edilmeli mi? - Resim : 1

Yaşlanma tedavi edilmeli mi? - Resim : 2

Kaynak: DÜNYA - İSTANBUL