Makro reform, mikro savunma: Yüksek faiz döneminde beka stratejileri
Yönetim kurulu masasında en tepede durması gereken metrik "nakit dönüş süresi" olmalıdır. Çünkü yüksek faiz ortamında zaman, sadece para değil; bizzat sermayenin kendisidir.
Ekonomist - Bankacı UĞUR GÜNDÜZ
Hepimizin yakından hissettiği o yıkıcı stagflasyon riskinin kenarlarında dolaşıyoruz. TCMB beklendiği gibi faizi sabit tutarak yüzde 37’de bıraktı. Bu kararında, jeopolitik risk kaynaklı enflasyon tehdidinin devamı önemli bir rol oynadı. Ancak sadece para politikasıyla, yani faiz aracını tek yönlü kullanarak çözülemeyecek kadar yapısal bir düğüm var ortada.
Enflasyonla mücadeleyi ve kur istikrarını sadece Merkez Bankası'nın (TCMB) faiz silahına bırakmak, uzun vadeli sermaye yatırımlarını durdurma ve reel sektörü bir iflas dalgasına sürükleme tehlikesi taşıyor.
Bu paradokstan çıkmak için hem makro (devlet) hem de mikro (şirketler) düzeyde, birbirleriyle uyumlu adımlar atılması gerekiyor.
Makro düzeyde atılacak adımlar
1 Seçici kredi politikaları (hedefli kredi büyümesi): Politika faizi yüksek tutularak yabancı sermaye (sıcak para) için net getiri cazip kılınmaya devam edilebilir. Ancak eş zamanlı olarak, reel sektörün boğulmaması için genel bir kredi genişlemesi yerine katma değerli üretim yapan, ithal ikamesi sağlayan ve ihracat potansiyeli yüksek sektörlere hedefli, sübvansiyonlu işletme/yatırım kredileri açılmalıdır. Yani para musluğu tamamen kapanmamalı, sadece doğru borulara yönlendirilmelidir. Arz güvenliği sağlanmadan fiyat istikrarı sağlanamaz.
2 Maliye politikasının devreye girmesi: Enflasyonla mücadelenin yükü para politikasından alınıp maliye politikasına da dağıtılmalıdır. Kamuda katı bir tasarruf disiplini, vergi tabanının genişletilmesi ve dolaylı vergiler yerine dolaysız vergilere odaklanan bir yapısal reform şarttır. Bu politikalar iç talebi soğuturken faizlerin daha fazla artırılmasına gerek kalmadan enflasyonu baskılamaya yardımcı olur.
3 Sıcak para yerine doğrudan yatırım: Küresel risklerin arttığı bir dönemde sadece yüksek faizle gelen portföy yatırımları kalıcı bir çözüm değildir. Üretim yapısının ithalata bağımlılığını kırmak için doğrudan yabancı yatırımın çekilmesi gerekir. Bunun da ön koşulu hukuki öngörülebilirlik, kurumsal şeffaflık ve yatırım ortamının iyileştirilmesidir.
Mikro düzeyde atılacak adımlar
1 Dijital iç denetim ve sıkı finansal kontrol: Finansman maliyetlerinin bu kadar yüksek olduğu bir ortamda şirketlerin içeride sermaye eritme lüksü yoktur. İşletmelerin acilen dijital iç denetim mekanizmalarını kurması, muhasebe ve finansman denetimlerini sıkılaştırması gerekir. Hileli finansal raporlamaların, verimsiz harcamaların ve operasyonel kaçakların önüne geçmek, bu krizde dışarıdan kredi bulmaktan daha değerli bir nakit kaynağıdır.
2 Aktif bilanço korunması (hedging): Kura duyarlı ithalata dayalı üretim yapısının yarattığı maliyet şoklarını emmek için doğal hedge (döviz geliri ve giderini eşleştirme) mekanizmaları geliştirilmeli ve türev piyasalar finansal risk yönetimi kapsamında çok daha aktif kullanılmalıdır.
3 İşletme sermayesi optimizasyonu: Kredi kanallarının tıkalı olduğu bu evrede, stok yönetimi ve alacak tahsilat süreleri hayatta kalmanın anahtarıdır. Nakit döngüsünü hızlandıracak her türlü operasyonel verimlilik adımı atılmalıdır.
Kısacası, çözüm faizi sürekli artırmak veya düşürmek gibi ikili bir tercihe sıkıştırılamaz; yapısal reformlarla desteklenen "cerrahi" ve odaklı bir ekonomi politikası gerektirir.
Reel sektör ne yapmalı?
Reel sektörün bu faiz sarmalından sağ çıkabilmesi ve yatırımların durmaması için şirketlerin bilançolarında acil defansif pozisyon alınmalıdır.
Böylesi sert bir stagflasyonist ve yüksek faiz ortamında, şirketlerin bilançolarında kâr maksimizasyonundan ziyade ivedilikle "hayatta kalma ve likidite" moduna geçmeleri şarttır.
1 Mutlak nakit akışı disiplini ve işletme sermayesi optimizasyonu:
Krediye erişimin hem zor hem de çok pahalı olduğu bu dönemde, bilançodaki en ucuz finansman kaynağı şirketin kendi işletme sermayesidir.
●Tahsilat hızlandırma: Alacak vadeleri tavizsiz bir şekilde kısaltılmalı, gerekirse erken ödeme iskontoları ile nakit dönüşüm süresi hızlandırılmalıdır.
● Stok maliyeti: "Enflasyon var, stok yapalım" mantığı, finansman maliyetlerinin enflasyonu aştığı noktalarda bilançoyu zehirler. Yalın üretime ve optimum stok seviyelerine geçilmelidir.
2 Sıkılaştırılmış dijital iç denetim ve kayıp-kaçak kontrolü:
Finansmana erişimin maliyetli olduğu durumlarda, şirket içindeki sermaye erimelerini durdurmak hayati önem taşır.
● Geleneksel denetim süreçlerinden ziyade, veriye dayalı dijital iç denetim mekanizmaları acilen devreye alınmalıdır.
● Satın alma, harcama ve raporlama süreçlerindeki en ufak operasyonel verimsizlikler veya hileli finansal raporlama girişimleri, yüksek faiz ortamında şirketin özkaynaklarını doğrudan yok eder. Muhasebe ve finansman departmanlarında tavizsiz bir kontrol ortamı oluşturulmalı, tüm nakit çıkışları mikroskop altına alınmalıdır.
3 Aktif borç ve risk kompozisyonu:
●Mevcut borçluluk yapısında, mümkün mertebe değişken faizli kredilerden kaçınılmalı veya bu riskler türev araçlarla (swap vb.) sabitlenmelidir.
● Kur riskine karşı sadece finansal enstrümanlar değil, operasyonel (doğal) hedge mekanizmaları da kurulmalıdır (Örnek: Girdi maliyetlerinin döviz cinsinden olduğu senaryolarda, gelir tarafında da döviz veya dövize endeksli nakit akışları yaratmak).
4 Yeni sermaye harcamalarının acımasızca filtrelenmesi:
● Büyüme iştahı geçici olarak rafa kaldırılmalı, planlanan büyük ölçekli yeni tesis veya altyapı yatırımları çok daha agresif makroekonomik stres testlerine tabi tutulmalıdır.
● Kısa vadede (1-1.5 yıl içinde) kendi nakit akışını yaratamayacak, geri dönüş süresi uzun olan yatırımlar yerine, mevcudu korumaya ve verimliliği artırmaya yönelik dar kapsamlı harcamalara odaklanılmalıdır.
Özetle bilançonun aktif tarafı olabildiğince likit hale getirilirken, pasif tarafındaki yükümlülükler vadelere yayılarak finansal bir zırh giyilmelidir.
Erken uyarı sinyalleri
Şirket yönetimlerinin, özellikle yüksek faiz ve kur baskısının olduğu "paradoks" dönemlerinde, klasik bilanço rasyolarının (cari oran gibi) ötesine geçmesi gerekir. Çünkü klasik rasyolar genellikle "geçmişe" bakar; oysa kriz anında bize "geleceği" gösteren metrikler lazımdır.
1 Nakit akışına dönüşüm süresi
Bu metrik, bir şirketin ham maddeye yatırdığı 1 birim paranın, üretim ve satış süreçlerinden geçip tekrar nakit olarak kasaya dönene kadar geçen süreyi (gün bazında) ölçer.
Neden mi önemli? Eğer bu süre uzuyorsa, şirket operasyonlarını finanse etmek için daha fazla dış kaynağa (pahalı krediye) ihtiyaç duyuyor demektir. Faizler bu kadar yüksekken NADS’nde her 1 günlük gecikme, net kârdan doğrudan bir parça koparır. Satışlar artsa bile NADS uzuyorsa, şirket "büyürken boğuluyor" demektir.
2 Faiz karşılama oranı
Şirketin vergi ve faiz öncesi kârının (EBIT), ödemesi gereken faiz yüküne oranıdır. Bu oran 1.5’in altına inmeye başladığında, alarm zilleri çalmalıdır. Faizlerin arttığı bir ortamda bu oran hızla daralır. Eğer operasyonel kâr faiz giderine yetişemiyorsa, şirket ana sermayesini (özkaynağını) yakmaya başlamış demektir.
3"Likidite tamponu" ve serbest nakit akışı
Sadece kağıt üzerindeki kârlılık (EBITDA) yanıltıcı olabilir. En güvenilir gösterge serbest nakit akışıdır.
● Operasyonlardan gelen nakitten, hayatta kalmak için yapılması zorunlu yatırımları çıkardığınızda elinizde ne kalıyor?
● Eğer bu rakam negatifse, şirket dışarıdan taze para bulamazsa iflas riskiyle karşı karşıyadır.
Dijital denetimin "erken uyarı" rolü
Yönetim kurulları için sadece bu rakamları görmek yetmez; bu rakamların altındaki anomali sinyallerini de yakalamak gerekir. Dijital iç denetim sistemleri burada devreye girer:
● Ödemeler dengesi analizi: Tedarikçilere yapılan ödemelerin vadesinde ani değişimler veya "acil" kodlu ödemelerin artması, gizli bir likidite sıkışıklığının ilk işaretidir.
●Marj erozyonu: Kur ve faiz artışlarının satış fiyatlarına yansıtılamadığı noktaları (marj daralmasını) gerçek zamanlı izlemek, stratejik hamle yapma imkanı tanır.
Yönetim kurulu masasında en tepede durması gereken metrik "nakit dönüş süresi" olmalıdır. Çünkü yüksek faiz ortamında zaman, sadece para değil; bizzat sermayenin kendisidir.