Merkez Bankaları neden gönüllü zarar ediyor?

Merkez Bankası’nın kâr veya zarar durumu tek başına vatandaşın refahını belirlemez. Önemli olan, Merkez Bankası’nın bağımsız bir şekilde fiyat istikrarını sağlama görevini yerine getirip getirememesi ve uyguladığı politikaların uzun vadeli ekonomik sonuçlarıdır.

Merkez Bankaları neden gönüllü zarar ediyor?

Ekonomist – Bankacı UĞUR GÜNDÜZ

TCMB son dört yıldır za­rar ediyor. En son 2021’de 40 milyar lira kâr eden banka, 2022’de 72, 2023’de 818, 2024’de 700 milyar, 2025’te de 1.065 trilyon lira zarar açıkladı.

Son üç yılda birikimli zarar 2,5 trilyon TL'yi aşmış durumda ve GSYH'nin yaklaşık yüzde 6'sına denk geliyor.

2023 ve 2024 bilançolarında­ki zararın ana nedeni doğrudan KKM kur farkı ödemeleriyken, 2025 zararı KKM tasfiye edilir­ken piyasada bırakılan devasa li­kiditenin bugün yüksek faizle çe­kilmesinin bir sonucudur.

Diğer merkez bankalarında da durum farklı değil.

ABD Merkez Bankası (Fed) 2023 yılında zarar rekoru kıra­rak 113 milyar dolar zarar açık­lamıştı.

Fed faiz oranlarını yüksek tut­masının bir sonucu olarak banka­lara ödediği faizlerin, tahvil port­föyünden elde ettiği geliri aşması sebebiyle üst üste faaliyet zarar­ları açıklamaya devam ediyor.

2024 yılı 77,6 milyar dolar, 2025 yılında ise 18,7 milyar dolar faaliyet zararı açıkladı.

2025 sonu itibarıyla Fed'in toplam birikmiş ertelenmiş za­rarı yaklaşık 243,5 milyar dolara ulaşmıştır.

Keza Avrupa Merkez Bankası da 2023 yılını 1.3 milyar euro za­rarla kapattıktan sonra 2024 yılı 7,9 milyar Euro, 2025 yılında ise faiz giderlerindeki düşüşün etki­siyle zarar azalmış ve 1,3 milyar euro olarak açıklanmıştır.

Neden zarar ediyorlar? Bir bankanın zarar etmesi kötü bir şey değil mi? Ticari bankacılık açısından felaket sayılan böyle büyük zararlar, merkez bankaları için de felaket mi?

Soruların basit bir cevabı var aslında!

Zarar ediyorlar çünkü Merkez bankalarının temel amacı kar maksimizasyonu olmadığı için kar ve zarar durumlarını ekono­mik konjonktür ve siyasi kararlar belirliyor.

Merkez bankaları nasıl kâr eder?

● Faiz gelirleri: Merkez ban­kaları, ticari bankalara açtıkla­rı krediler (reeskont kredileri) üzerinden faiz geliri elde eder­ler. Bankalar, likidite ihtiyaçları­nı karşılamak veya yasal zorun­luluklarını yerine getirmek için merkez bankalarından borç alır­lar ve bu borçlanma karşılığında faiz öderler.

●Açık piyasa işlemleri: Merkez bankaları, piyasadan tahvil ve diğer menkul kıymet­leri satın alarak veya satarak da kâr elde edebilirler. Örneğin, dü­şük faiz oranlarıyla tahvil alıp, fa­iz oranları yükseldiğinde bu tah­villeri satarak kâr sağlayabilirler.

● Döviz işlemleri: Döviz alım satımı da merkez bankaları için bir kar kaynağı olabilir. Döviz kurla­rında yaşanan dalgalanmalardan faydalanarak veya döviz rezervle­rini yöneterek gelir elde edebilir­ler. Türk lirası karşılığında döviz alım ihaleleri ve döviz alım müda­haleleri bu kapsamdadır.

Senyoraj geliri: Merkez bankalarının en önemli kâr kay­naklarından biri senyorajdır. Senyoraj, banknot basma mali­yeti ile banknotun nominal de­ğeri arasındaki farktır. Merkez bankası, örneğin 1 TL maliyetle 200 TL'lik bir banknot bastığın­da aradaki 199 TL senyoraj geli­ri olarak kaydedilir. Kaydi para (elektronik para) tarafında ise bu karlılık emisyon karlılığı olarak adlandırılır.

-İştiraklerden elde edi­len gelirler: Merkez banka­larının sahip olduğu iştirak­lerden (örneğin, takas ve sak­lama kuruluşları) elde edilen karlar da gelirlerini artırabilir.

Merkez bankaları neden zarar eder?

● Kur farkları: Özellikle dal­galı kur rejimlerinde, merkez bankalarının döviz rezervlerin­de yaşanan kur düşüşleri önemli zararlara yol açabilir. Döviz borç­larının değerinin artması da za­rara neden olabilir.

● Faiz giderleri: Merkez ban­kaları, piyasadan fon toplamak için ihraç ettikleri menkul kıy­metler veya ticari bankalardan yaptıkları ters repo işlemleri kar­şılığında faiz öderler. Faiz oran­larının yüksek olduğu dönemler­de bu giderler artabilir.

Enflasyonla mücadele politikaları: Enflasyonu dü­şürmek amacıyla uygulanan sı­kı para politikaları (örneğin, fa­iz artırımı), merkez bankasının maliyetlerini artırabilir ve zarar etmesine neden olabilir.

Olağanüstü durumlar ve müdahaleler: Finansal krizler veya ekonomik istikrarsızlık dö­nemlerinde piyasalara yapılan müdahaleler, bankalara sağlanan likidite destekleri ve uygulanan kurtarma operasyonları merkez bankalarının zarar etmesine yol açabilir.

Merkez Bankası kâr mı etsin, zarar mı?

Merkez bankasının kâr ya da zararının vatandaşın refahını nasıl etkilediği önemli olmakla birlikte asıl önemli olan merkez bankasının temel görevi olan fi­yat istikrarını sağlayıp sağlaya­madığıdır. Yani başarı kriteri kâr değil uyguladığı politikalardan aldığı sonuçtur.

Merkez Bankası kâr eder­se: Elde edilen kârın bir kısmı Hazine'ye devredilir. Bu durum, devletin bütçe gelirlerini artıra­bilir ve dolaylı olarak kamu hiz­metlerine kaynak sağlayabi­lir. Ancak bu kârın elde edilme yöntemi ve sürdürülebilirli­ği önemlidir. Örneğin, yüksek enflasyon ortamında uygulanan yüksek faiz politikalarıyla elde edilen kar, uzun vadede ekono­mik istikrarsızlığa yol açabileceği için vatandaşın aleyhine olabilir.

Merkez Bankası zarar ederse: Merkez Bankası’nın za­rar etmesi, sermayesinin erime­sine yol açabilir ve kredibilitesini zedeleyebilir. Ancak bazı durum­larda zarar etmek, fiyat istikra­rını sağlama veya finansal siste­mi destekleme gibi daha önem­li hedeflere ulaşmak için gerekli olabilir.

Örneğin, bir finansal kriz sıra­sında yapılan müdahaleler so­nucu oluşan zarar, daha büyük bir ekonomik çöküşü engellediği için uzun vadede vatandaşın le­hine olabilir.

Sonuç olarak ülkemiz bazın­da, özellikle kurlardaki ani yük­selişin merkez bankası kârlılığı üzerindeki net etkisi, olumlu ve olumsuz etkilerin hangisinin da­ha baskın olduğuna bağlıdır.

Kur korumalı mevduat gibi uy­gulamalar veya yüksek döviz cin­si borçlar söz konusuysa, kur ar­tışı Merkez Bankası’nın kârlılığı­nı olumsuz yönde etkileyip zarar etmesine yol açabilir.

Merkez Bankası’nın kâr veya zarar durumu tek başına vatan­daşın refahını belirlemez. Önem­li olan, merkez bankasının ba­ğımsız bir şekilde fiyat istikrarını sağlama görevini yerine getirip getirememesi ve uyguladığı po­litikaların uzun vadeli ekonomik sonuçlarıdır.

Ülkemiz özelinde, ödenen bu ağır bedel ile olası bir ödemeler dengesi ve kur krizi engellendi. Negatif net rezervlerden çıkılarak TCMB bilançosundaki döviz po­zisyonu güçlendirildi ve kontrol­den çıkma eğilimi gösteren enf­lasyonist sarmala fren yaptırıldı.

Ancak yüksek faiz ve sıkı likidi­te ortamının uzaması, büyüme­den feragat edilmesini gerektiri­yor ve reel sektör üzerinde daral­tıcı bir etki yaratarak stagflasyon riskini her zaman masada tutuyor.

Daha da önemlisi, uzun süren enflasyonist ortamın, toplumda yarattığı ahlaki enflasyon (bo­zulan fiyatlama davranışları, fır­satçılık ve enflasyonist beklenti katılığı) sadece piyasadan TL çe­kerek veya faiz artırarak onarıla­bilecek bir tahribat değildir.

Bu zararın katlanılan bedele değip değmediğini, enflasyonun sadece matematiksel baz etkile­riyle değil, bozulan ahlaki fiyat­lama davranışlarının piyasada kalıcı olarak düzelmesiyle tek haneye inip inemeyeceği belir­leyecektir.

Fiyat istikrarının sağlandığı, düşük enflasyonlu ve istikrarlı bir ekonomik ortam, vatandaş­ların refahı için en önemli unsur­dur. Merkez Bankası’nın kâr ve­ya zarar etmesi, bu temel hedefe ulaşma yolunda bir araç olarak değerlendirilmelidir.

Kaynak: DÜNYA - İSTANBUL