Ticaret finansmanında küresel risk haritası değişiyor
Akreditiften ihracat kredisine uzanan ticaret finansmanı mekanizması küresel ekonominin kritik altyapılarından biri. Ancak 2,5 trilyon dolarlık finansman açığı, tarife savaşları ve dalgalı piyasalar, özellikle Türkiye gibi gelişmekte olan ülkelerin ihracat kapasitesini tehdit ediyor.
Yönetim Danışmanı BARIŞ SAZAK
Ticaretin finansmanı, yatırımın finansmanının yanında nedense gündemde daha az yer kaplasa da günlük rutinlerimizi derinden etkileyebilecek bir mali boyut. Az konuşulsa da küresel ekonominin vazgeçilmez altyapılarından biri. Bir ihracatçının malı sevk ettiği an ile ithalatçının ödemeyi yaptığı an arasında haftalar, bazen aylar süren bir boşluk doğabilmekte. Sıklıkla kullanılan akreditif, teminat mektubu, ithalat-ihracat kredisi ve tedarik zinciri finansmanı gibi enstrümanlar bu boşluğu doldurmakta.
Milletlerarası Ticaret Odası’nın (ICC) küresel bankalardan derlediği ve yüzü aşkın ülkeyi kapsayan veri setine göre, bu enstrümanlar yıllık 2 trilyon dolarlık bir ticari akışı temsil ediyor. Ancak toplam küresel ticaret finansmanı piyasasının büyüklüğünün küresel GSYİH’nin yaklaşık yüzde 6'sına tekabül ettiği öngörülmekte. 2008 krizinde küresel ticaretteki düşüşün yüzde 20'si doğrudan ticaret finansmanındaki yetersizliklerden kaynaklanmıştı. Salgın döneminde de benzer bir eğilim gözlendi.
Asya-Pasifik bölgesi yıllık ortalama 1,1 trilyon dolarlık kullanımla (kendi ticaretinin yüzde 1,4'ü) ticaret finansmanında açık ara lider. Avrupa 354 milyar dolarla ikinci sırada kalırken, Afrika'nın payı yalnızca 56 milyar dolarda kalmış. Kullanılan enstrümanın niteliği de bölgeden bölgeye değişmekte. Bu farklılıklar, bölgesel risk haritası şeklinde de okunabilir. Orta ve Güney Amerika'da ihracat kredileri toplam kullanımın yüzde 55’ini oluştururken, Asya-Pasifik'te bu oran yüzde 45’e, Avrupa'da ise yüzde 28’e gerilemekte. Buna karşılık Avrupa, performans garantileri gibi daha karmaşık ve genellikle daha güvenli sayılan enstrümanlarda açık ara önde.
Kısacası sözleşmesel güvencenin zayıf, hukuki icra kapasitesinin sınırlı ve siyasi riskin yüksek olduğu coğrafyalarda bankalar, işi en klasik ve en kolay izlenebilir enstrümana, yani doğrudan krediye indirgemekte. Kurumsal altyapısı güçlü piyasalarda ise daha sofistike, daha uygun maliyetli araçlar devreye girmekte. Buna rağmen, küresel ticaretin takribi yüzde 10'una denk gelen bir talep uzunca süredir yapısal sorunlardan dolayı finansman bakımından karşılıksız kalmakta.
Dalgalanmanın bedeli
Dünya Ticaret Örgütü (WTO) ve IFC ortaklığında küresel mali koşullardaki dalgalanmaların ticaret finansmanı arzını nasıl daralttığını incelediği araştırması, bu yapısal açığın küresel oynaklıkla birlikte nasıl büyüdüğünü ilk kez sistematik biçimde ölçmekte. Bunu yaparken VIX endeksi kullanılmış. VIX, yatırımcı duyarlılığını ve hisse senedi piyasasındaki risk algısını ölçen temel göstergelerden biridir. S&P 500 endeksine ilişkin opsiyon fiyatlamalarını esas alarak, piyasanın önümüzdeki 30 günlük döneme ilişkin beklediği oynaklığı ölçer.
VIX endeksinde bir puanlık artış, banka aracılı ticaret finansmanı büyümesinde yüzde 3,3'lük bir düşüşle ilişkilendiriliyor. Ancak bu etki bölgeler arasında hiç eşit dağılmamış. Asya-Pasifik'te finansal belirsizlik artışı ticaret finansmanı büyümesini yüzde 5,7, Afrika'da yüzde 5,5, Orta ve Güney Amerika'da yüzde 3,1 oranında geriletirken, Avrupa'da bu etki yüzde 0,7'ye kadar düşmekte. Kuzey Amerika'da ise tam tersine yüzde 1,4'lük bir artışa evrilmekte. Bu asimetrinin sebebi bankaların risk yönetim stratejileri. Bankalar kriz anlarında sermayelerini en tanıdık, en derin ve en düzenlemeye tabi piyasalara çekmekte. Dolayısıyla Türkiye gibi gelişmekte olan piyasalar bu geri çekilmenin ilk ve en ağır bedelini ödeyenler oluyor.
Araştırmanın ikinci bulgusu da bir ülkenin finansal piyasa derinlik endeksindeki bir puanlık iyileşmenin, ticaret finansmanı büyümesini yüzde 10 arttırdığını söylemekte. Küresel bankaların sermayesi, kurumsal olarak derin ve istikrarlı mali sistemlere doğru aktığından, sığ ve oynak piyasalar tam da finansmana en çok ihtiyaç duydukları anda piyasanın dışına itilmiş oluyorlar.
Tarife şoku ve büyüyen açık
ABD'nin tarife savaşları ticaret finansmanındaki yapısal açığı daha da görünür hale getiriyor. Asya Kalkınma Bankası’na göre açık 2023'teki 2,5 trilyon dolarlık seviyesini korurken, 2015'e kıyasla 1 trilyon dolar büyümüş durumda. Tedarik zincirlerinin yeniden yapılandırılması işletme sermayesi ihtiyacını artırırken, işlemlerin yüzde 82'sinin hâlâ dolarla yapılması dikkat çekiyor. Buna karşılık bankaların yüzde 57'si yerel para birimlerine yönelik finansman talebinin arttığını belirtiyor; bu da ticaret finansmanında dolar merkezli yapının kademeli olarak sorgulandığına işaret ediyor.
Bankaların bu boşluğu tek başına doldurması zor. Küresel bankaların ticaret finansmanı piyasasındaki payı, 10 yıl önce neredeyse piyasanın tamamına yakınken bugün üçte biri. Boşluğu yerel bankalar, tedarik zinciri finansmanı platformları ve ticari alacak sigortası şirketleri dolduruyor. Bu, bir yandan finansmana erişimi çeşitlendiren olumlu bir gelişme. Öte yandan da düzenleyici gözetimin daha parçalı, veri şeffaflığının daha zayıf olduğu bir ekosisteme kayış anlamına da gelmekte.
Türkiye genel tabloyla örtüşüyor
Türkiye hem kendi kırılganlıklarıyla hem de son dönemde attığı adımlarla genel tabloyla örtüşen bir yapıda. Türk Eximbank, yılın ilk yarısında geçen yıla oranla yüzde 26’lık artışla 32 milyar dolarlık kredi ve sigorta desteği sağladı. Kredi desteği yüzde 27 artışla 15,8 milyar dolara, sigorta ve garanti desteği 16,2 milyar dolara ulaşmış. Katılım finansmanı yüzde 118'lik bir sıçramayla 2,4 milyar dolara çıkmış. Klasik bankacılık dışı enstrümanlara yönelişin en somut göstergesi bu. Kredilerin yüzde 45'i yüksek ve orta-yüksek teknolojili ihracatçılara yönlendirilirken, desteklenen aktif ihracatçı sayısı ise yaklaşık 19 bin ve çoğu küçük ve orta ölçekli işletme.
Eximbank tek kanal değil elbette. Hatta hacim olarak bakıldığında ikincil piyasa bile sayılabilir. Akreditif, ithalat-ihracat kredisi ve teminat mektubu stokunun asıl fonlama kaynağı, özel ve kamu bankalarının her yıl yeniledikleri sendikasyon kredileri.
Fitch, sene başında Türkiye'nin kredi notu görünümünü pozitife yükseltti. Döviz rezervleri beklenenden hızlı arttı, sıkı para politikası uygulamaları dış kırılganlıkları azalttı, enflasyondaki düşüş eğilimi faiz oranlarını aşağı çekmeye başladı. Bu da bankaların operasyonlarına yansıdı. Yılın ilk yarısında sadece İş Bankası, Akbank, Yapı Kredi, QNB, Ziraat Bankası ve Garanti Bankasının dış ticaretin ve reel sektörün finansmanına yönelik finansman için kapattığı sendikasyon 5 milyarı doları aştı.
WTO-IFC araştırmasının "finansal piyasa derinliği ticaret finansmanını besler" bulgusu doğruysa, Türkiye'nin yükselen kredibilitesi, küresel bankaların risk iştahına ve dolayısıyla Türk ihracatçısının finansmana erişim maliyetine katkı sağlayacaktır. Ancak madalyonun öbür yüzü de var. Türk bankaları, Rusya ile ilişkili muhabir bankacılık hatlarını Washington kaynaklı ikincil yaptırım baskısı yüzünden yıllardır sıkıştırmakta. Bu temkinli duruş, bankaların dış borçlanma maliyetini yüksek tutan bir faktör olmaya devam ediyor.
Bankalar harici Türkiye'de bu boşluğu somutlaştıran bir katman da var. Sigorta brokerliğini ticari risk yönetimiyle birleştiren, banka dışı finansal hizmet şirketleri. Bunlar sigortalı alacağın iskonto edilmesiyle işletme sermayesi sağlarken, tedarikçiye ertesi gün ödeme yapılırken alıcıya taksitli geri ödeme imkânı sunmakta. Yurt dışındaki alıcıların ödeme performansını ve kredi notunu izleyerek riski önceden fiyatlayabiliyorlar.
Klasik bir bankanın akreditif hattı yerine, alacak sigortası ile tedarik zinciri finansmanını harmanlayan hibrit bir model. Türkiye, iyileşen makro görünümünü bir sonraki küresel dalgalanma gelmeden önce kalıcı ve ucuz bir ticaret finansmanı erişimine dönüştürebilir mi göreceğiz. İmalat potansiyelinin ihracının en önemli harcı ticaret finansman enstrümanları. Bunların ekonomi gündeminde çok daha fazla yer etmesi herkesin faydasına olacaktır.

