Türkiye ile Çin’in birlikte yürüyecek çok yolu var

İstanbul’da iki gün boyunca şunu gördük: Türkiye ile Çin arasındaki ilişki artık yıldönümü nezaketleriyle ve dağınık heyet ziyaretleriyle yürütülemez. Dünya değişiyor. Eski düzen krizlerinin altında çatırdıyor; Asya üretim ve teknoloji merkezi olarak yükseliyor. Çok taraflı uluslararası düzeninin inşası ihtiyacı, cesur öncüleri davet ediyor.

Türkiye ile Çin’in birlikte yürüyecek çok yolu var

Çin İş Geliştirme ve Dostluk Derneği Başkanı ADNAN AKFIRAT

Çin İş Geliştirme ve Dost­luk Derneği, Türkiye ve Çin Dostluk Derneği, İstanbul Okan Üniversitesi ve Şanghay Üniver­sitesi Küresel Çalışmalar Ensti­tüsü’nün düzenlediği Forum sı­radan bir toplantı olmadı. 13-14 Mayıs’ta derneğimizin kurumsal üyesi olan Yapı Kredi’nin Genel Müdürlük Konferans Salonu’nda, Türkiye’de ilk kez yedi oturumda eşit sayıda Türk ve Çinli konuş­macıyla sorunları ve çözüm yol­larını birlikte tartıştık. Dostluğu, hakikati konuşma cesareti veren bir zemin olarak değerlendirdik. Gerçekçi bir diyalog ortamı oluş­turduk.

Forum’a Çin’in önde gelen altı üniversitesinden 12 konuşmacı katıldı. Türkiye’den Ankara, Bo­ğaziçi, Hacı Bayram, Gelişim, Ka­padokya, Kent, Koç, Okan ve Yeni Yüzyıl üniversitelerinden seçkin akademisyenler yer aldı. İstanbul Okan Üniversitesi Kurucu Baş­kanı Bekir Okan, İstanbul Yeni Yüzyıl Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Yaşar Hacısalihoğlu; Prof. Dr. Hasret Çomak, Prof. Dr. Ce­mal Demircioğlu ve Prof. Dr. Edin Güçlü Sözer gibi dekan hocaları­mız; iş dünyasından uzmanlar­la aynı masada buluştu. Çin İs­tanbul Başkonsolosu Wei Xiao­dong’un yaptığı açış konuşması Forum’un diplomatik ağırlığını artırdı. Başkonsolos Wei strate­jik işbirliğini pekiştirme ihtiyacı­nı vurguladı. Pekin Büyükelçimiz Selçuk Ünal da yazılı mesajıyla katılımcıları selamladı.

İki gerçek öne çıkıyor

Türkiye ile Çin arasında diplo­matik ilişkiler 1971’de kuruldu. 55 yılın muhasebesinde iki gerçek öne çıkıyor. Birincisi: İki ülkenin ortak antiemperyalist hafızası, tarihsel yakınlığı ve tamamlayı­cı ekonomik kapa­siteleri işbirliği için güçlü bir zemin sunmak­tadır. İkincisi: Bu güçlü zemin, somut ve strate­jik işbirliğine yeterince dönüş­memiştir. Ticaret hacmi büyü­müş fakat denge Türkiye aleyhi­ne bozulmuştur. Çin’den yatırım beklentisi artmış fakat gelen ya­tırım ne hacim ne de nitelik bakı­mından yeterli düzeye ulaşmış­tır.

Prof. Dr. Seriye Sezen’in ilk oturumdaki serinkanlı değer­lendirmesi Forum’un ana fikri­ni özetledi: Hedefler ile sonuçlar arasında ciddi mesafe var. Bunun nedeni yalnız coğrafi uzaklık de­ğil, strateji eksikliğidir. İlişkiyi piyasanın kendiliğinden akışına bırakırsanız, ortaya stratejik or­taklık değil, dağınık ticaret çıkar. Piyasa tek başına strateji üret­mez. Strateji, devlet aklıyla, millî ekonomiyi geliştirme hedefiyle ve karşılıklı güvenle kurulur.

Forum’un en önemli katkıla­rından biri, Türkiye-Çin ilişkile­rinde çoğu zaman adı anılmadan etkisini hissettiren “Uygur me­selesinin” açık ve yapıcı biçimde konuşulması oldu. TBMM Çin Dostluk Grubu Yönetim Kuru­lu Üyesi Yüksel Mansur Kılınç ve Avukat Faik Işık, birinci el­den tanıklıklarıyla Türkiye’deki yanlış algıları yerle bir eden, Uy­gur kardeşlerimizi de rahatlata­cak gerçekçi ve cesur bir çerçeve sundular. Türk-Çin İş Der Yöne­tim Kurulu Üyesi Arda Tunçel ise Urumçi’deki Çin-Türkiye Ticare­ti Geliştirme Merkezi’nin çalış­malarını anlattı.

Xinjiang, Türkiye ile Çin ara­sında gerilim üretilecek bir baş­lık değil; doğru ele alındığında gü­ven, ticaret, turizm, kültür ve üre­tim işbirliğine açılan bir kapıdır. Uygurlar iki ülke arasında sorun değil, köprü olarak görülmelidir. Bu gerçek, egemenliğe saygı te­melinde ve çözüm iradesiyle dile getirildi.

Önümüzde hâlâ gidilecek çok yol var

Ekonomide mesele yalnız­ca rakamların büyümesi değil­dir. Türkiye Çin’den çok alıyor, Çin’e yeterince satamıyor. Fakat bu tabloyu sadece “daha fazla ih­racat yapalım” düzeyinde ele al­mak eksik olur. Koç Üniversitesi Asya Araştırmaları Merkezi Mü­dürü Doç. Dr. Burak Gürel’in ve­rilerle beslenen sunumu, Çin’in Türkiye’deki yatırımlarının yük­sek katma değerli ve Ar-Ge yo­ğun yatırımlar bakımından sı­nırlı kaldığını gösterdi. DEİK Araştırma Müdürü Dr. Hak­kı Karataş’ın iyi hazırlanmış sunumu da aynı gerçeği başka verilerle ortaya koydu: Önümüz­de hâlâ gidilecek çok yol var.

Türkiye, Çin için yalnızca bir pazar olmamalıdır. Türkiye, Çin’in Avrupa’ya, Batı Asya’ya, Orta Asya’ya ve Afrika’ya açı­lan üretim ortağı olmalıdır. Çin de Türkiye için yalnızca ithalat kaynağı olmamalıdır. Çin, Tür­kiye’nin sanayileşme, teknolo­ji, lojistik kapasite ve finansman çeşitliliği bakımından stratejik ortağı haline gelmelidir. Yeni dö­nem “al-sat” değil; ortak üretim, ortak Ar-Ge ve ortak teknoloji ge­liştirme dönemi olmalıdır.

Forum’un Batı Asya ve Orta Asya oturumları şunu gösterdi: Türkiye-Çin ilişkisi Avrasya’nın geleceği için belirleyici önem­dedir. Kuşak ve Yol ile Orta Kori­dor’un uyumu sadece trenlerin, limanların ve yolların birbirine bağlanması değildir; enerji gü­venliği, tedarik zinciri güvenliği, bölgesel istikrar ve yeni bir eko­nomik düzen meselesidir. Türki­ye, Çin’le ilişkilerini geliştirme­de cesur davranarak, Avrasya’nın kurucu merkezlerinden biri olma iddiasını ortaya koymalıdır.

Kültür başlığı da en az ekonomi kadar önemlidir. Türkçe ile Çince arasındaki çeviri faaliyeti yalnız­ca kelime aktarımı değildir; me­deniyetlerin birbirleriyle temas kurmasıdır. Halklar birbirini Ba­tı’nın gözlükleriyle değil, doğru­dan kendi sesleriyle tanımalıdır.

Forum’un en ilgi çekici oturum­larından biri bilim ve teknolo­ji başlığıydı. Dr. Nebil İlseven’in başkanlığında, TUSAŞ Eski Genel Müdür Yardımcısı Prof. Dr. Kemal Yıllıkçı’nın Avrasya merkezli tek­noloji işbirliği ve standart oluş­turma önerisi Çinli dostlarımızın yakın ilgisini çekti. Dr. Akın Ars­lan’ın bilişim çözümleri, Şanghay Üniversitesi Teknolojik Başarı Dönüşüm Ofisi Müdürü Prof. Dr. Jiao Zheng ve Robotik Enstitüsü Başkanı Prof. Dr. Yuan Jianjun’un katkıları işbirliğinin ufkunu ge­nişletti. Yapay zekânın üretimde kullanılmasının yaratacağı büyük imkânlar, iki ülke arasındaki gün­cel işbirliği konuları arasındadır.

Kapanışta ortak mesajımız şu oldu: Türkiye ile Çin arasındaki mevcut ilişkide var olanla yetin­memeliyiz. Hedef, Çin’in Rusya ile kurduğu derin ilişkiyi de dik­katle inceleyerek, Türkiye’nin koşullarına uygun kapsamlı stra­tejik işbirliğidir. Bunun için si­yasi güven pekiştirilmeli; eko­nomik ilişki dengeli ve üretim odaklı hale getirilmeli; Xinjiang, bir gönül ve işbirliği köprüsü­ne dönüştürülmeli; Kuşak ve Yol ile Orta Koridor somut projelere bağlanmalı; bilim, teknoloji, kül­tür ve akademi alanlarında kalıcı kurumlar kurulmalıdır.

Yeni dünya seyredenleri de­ğil, kurucuları çağırıyor. Türki­ye-Çin dostluğu; Avrasya’nın huzuru, üretim ekonomisinin güçlenmesi ve daha adil bir ulus­lararası düzenin kurulması bakı­mından tarihsel bir fırsattır. 55. yıl bize bir muhasebe imkânı ver­di. Şimdi görevimiz, geleceği kur­mak için birlikte çalışmaktır.

Kaynak: DÜNYA - İSTANBUL