Yapay zekâ ya karar alıcıları ortadan kaldırırsa…

Verimlilik tartışması bir süredir yanlış eksende yürüyor. Yapay zekânın farklı kulvar ve seviyelerdeki işlerin kökünü kazıyacağı öngörüsü çoktan karşılık bulmaya başladı. Ancak asıl soru hâlâ yanıtsız. Alt ve orta kademeler optimize olurken, karar alma yetkisini fiilen kullanan üst yönetim katmanları da aynı baskıya maruz kalırsa ne olur? Bir şirket, bir hükümet ya da bir ordu; karar verici olmadan işleyebilir mi?

Dünya'yı haber kaynağınız olarak eklemek için tıklayın!
Yapay zekâ ya karar alıcıları ortadan kaldırırsa…

Yönetim Danışmanı BARIŞ SAZAK

Teknolojiyle birlikte gelen verimlilik furyasıyla eksi­len bir operatör pozisyo­nu, bir bant işçisi ya da bir çağ­rı merkezi elemanı, kurumsal gü­cün dağılımını değiştirmez. Ama yönetim katmanı bozulduğunda, tablonun niteliği farklılaşır. Ka­rar hiyerarşileri aynı zamanda meşruiyet zinciridir. Kimin neyi nasıl kararlaştırdığı, kurumların kendisini tanımladığı dildir.

Orta kademe: Sistemin sinir ağı

Bu soruyu artık fütürist spekü­lasyonlara bırakmak mümkün de­ğil. Küresel araştırma şirketi Gart­ner'ın geçen yıl yayımladığı rapo­ra göre 2026 itibarıyla şirketlerin yüzde 20'si yapay zekâ aracılığıyla orta kademe yönetici pozisyonla­rının yarısından fazlasını işlevsiz hale getirecek. Korn Ferry'nin ay­nı dönemde gerçekleştirdiği araş­tırma da çalışanların yüzde 41'inin şirketlerinde yönetim katmanla­rının zaten azaltıldığını teyit et­mekte. Amazon, Kasım 2024'te 14 bin çalışanı çıkarırken, yöne­timin gerekçesi 'bürokratik yapı­yı’ azaltmaktı. Benzer furya bu yıl Oracle’da da yaşandı. Twitter’ın kurucusu Jack Dorsey de bu yıl ya­yımladığı manifestosunda orta yö­neticinin varlığını başlı başına bir sorun olarak tanımladı. Günümüz­de yönettiği ‘Block' isimli fintek şirketi için dahili kurumsal yapısı­nı modelleyen ve her kararı o mo­dele göre filtreleyen bir yapay zekâ katmanının, geleneksel yönetici­nin işlevini devre dışı bırakacağını belirtmişti.

Orta kademe yöneticinin ku­rumsal işlevini anlamadan bu tar­tışmayı sürdürmek mümkün değil. Bu kademe, kararı üretmese de ta­şır. Stratejik yönelimi operasyonel talimata dönüştürür. Tabanın sin­yallerini sentezleyip tepe yönetime iletir. Uyum, koordinasyon ve ör­gütsel hafıza bu katmanda kristal­leşir. Başka bir deyişle orta kademe, kurumun bilgi sindirim sistemidir.

Yapay zekânın tam da bu işlev­leri üstlenme kapasitesine sahip olduğu görülüyor. Gerçek zaman­lı veri analizi, performans göster­geleri takibi, raporlama, görev da­ğılımı, süreç koordinasyonu oto­masyon kapsamına girebilir. Bu noktada Jack Dorsey ve Sequoia Capital'den Roelof Botha'nın “Hi­yerarşiden Zekâya” adlı ortak ma­kalelerinde önerdiği "dünya mode­li" kavramı devreye giriyor. Şirke­tin tüm kararlarını, tartışmalarını, sorunlarını ve süreçlerini sürekli güncelleyen bir yapay zekâ katma­nı, bilgiyi üstten alta ve alttan üs­te ileten insan katmanını işlevsiz­leştiriyor. Anlık para akışı verisini takip eden Cash App ve Block gibi platformların bu modeli gerçek za­manlı besleyebildiği düşünüldü­ğünde, önerinin artık ete kemiğe bürümüş bir vaziyette olduğu an­laşılıyor. Tehdit soyut değil. Pratik ve hızlanmakta. Ama asıl soru bu­rada başlıyor.

Üst kademe: Karar değil, meşruiyet

Kurumsal literatür, üst yöne­timi karar alma organı olarak ta­nımlar. Ancak bu tanım yanıltı­cı. CEO, CFO, yönetim kurulu; çoğunlukla karar üretmez. Ol­gunlaşmış kararı onaylar, kara­rı siyasallaştırır, kararı anlatır. Kurumun dışa dönük yüzüdür. Yasal sorumluluğun, yatırımcı güveninin ve kurumsal meşru­iyetin taşıyıcısıdır. Bu ayrımın felsefî ağırlığı var. World Eco­nomic Forum'un (WEF) Nisan 2026 tarihli "Agentic AI in the Boardroom" raporunda vurgula­nan asıl konu burada düğümleni­yor. Yönetim kurulları artık yazı­lım satın almıyor, karar haklarını otonom sistemlere devrediyor­lar. Ama bunu yaparken hâlâ in­san muhakemesine dayalı yöne­tim modellerini kullanmaya de­vam ediyorlar. Bu uyumsuzluk, sistem davranışındaki riskten zi­yade, delegasyonun çerçevesinin belirlerken ortaya çıkan bir risk.

Noah Harari'nin ünlü “Nexus” kitabı bu tartışmanın felsefi ze­minine bir yorum getirmekte. Harari, yapay zekâyı 'yabancı zekâ' olarak nitelendiriyor. Dışa­rıdan gelen bir aktör değil. Ancak kararlarının gerekçesini açık­lamayan, güvenilirliğini kendi­si denetlemeyen, hesap veremez bir bilgi ağı. Kendi kararlarının ve hedeflerinin kontrolünde olan tamamen yeni bir şebeke olarak tanımlamakta. Uyarısı salt tek­nolojik de değil. Bu ağ, insanla­rı kendi tarihlerinin yan karak­terine dönüştürme kapasitesine sahip.

Harari'nin asıl kaygısı güç mer­kezileşmesi. Bilgiyi kim kontrol ederse kararı da o alır. Demokra­tik sistemlerin meşruiyet üret­me biçimi, bilginin dağıtık do­laşımına ve öz-düzeltme meka­nizmalarına dayanır. Karar alma sistemlerinin yapay zekâya devri, bu mekanizmaları işlevsiz kılar. 'Silikon Perdesi' metaforuyla ta­nımladığı tabloda, algoritmalar ile insanlar arasına inen bir gö­rünmezlik örtüsü, insanları ken­di hayatlarını şekillendiren ka­rarların dışında bırakmakta.

Bence bu okuma kurumsal yö­netim tartışmasıyla doğrudan örtüşüyor. WEF'in son raporun­daki 'karar haklarının otonom sistemlere devri' ifadesi, Hara­ri'nin yabancı zekâ uyarısının kurumsal versiyonu.

Kadrosuz şirket mümkün mü?

Operasyonel kararları yapay zekâ üstlenirse, koordinasyon işlevini ‘agentic’ sistemler yürü­türse ve stratejik yönelim de veri modellerine emanet edilirse, yö­netici sınıfının artık ne işlevi ka­lır? Bu soruya iki ayrı yanıt ver­mek mümkün.

İlk yanıt daha iyimser. İnsan yönetici, “değer yaratıcısına” dö­nüşür. Gartner'ın önerdiği çerçe­vede orta kademe 'İçgörü Mima­rı' ya da 'İnsan-Yapay Zekâ Part­nerliği' gibi rollere evrilir. Rutin idari koordinasyon işlerinden sıyrılan bir yönetici, haliyle da­ha yaratıcı, stratejik ve renkli bir mahiyette faaliyet gösterir. Bu okuma ilk etapta makul gelse de tarihsel olarak teknoloji kaynak­lı 'işlev dönüşümü' vaatlerinin büyük çoğunluğunun, söz konu­su işlevi yerine getiremediği gibi küçülen işgücü içinde eridiği ha­tırlanmalı.

İkinci yanıt daha yapısal. Ka­rar verici otorite yok olmaz, yal­nızca şekil değiştirir. Yapay zekâ kararları 'optimize' ederken, o optimizasyonun parametreleri­ni kim belirler sorusu kritik ha­le gelir. Algoritmanın neyi mak­simize edeceğine, hangi kısıtla­malar altında çalışacağına, hangi veriyi referans alacağına kim ka­rar verir? Bu, teknik bir soru de­ğil. Siyasi ve etik bir soru. Yanıtı da giderek daha küçük bir insan grubunun elinde toplanıyor.

Meşruiyet boşluğu

Kurumsal yönetimde hesap verme zincirleri bellidir. Yöne­tim kurulu hissedarlara, CEO yö­netim kuruluna, ekipler CEO'ya. Bu zincir her halkasıyla kurum içi meşruiyetin taşıyıcısıdır. Ya­pay zekâ bu zincirin ortasına gir­diğinde, meşruiyet transferi na­sıl gerçekleşir? Algoritma bir ka­rar ürettiğinde, hata durumunda sorumluluk kime yüklenir?

PwC'nin 2025 yönetim kurul­ları için yaptığı araştırması bu durumu somutlaştırıyor. Direk­törlerin yarısından fazlası en az bir yönetim kurulu üyesinin de­ğiştirilmesi gerektiğini söylü­yor. Aynı araştırma, kurulların yüzde 66'sının yapay zekâ araç­larını zaten kullandığını ortaya koyuyor. Ama bu araçları kulla­nanların kararlarının nasıl üre­tildiğini, hangi önyargıları ba­rındırdığını ve neden o çıktıya ulaşıldığını açıklama kapasite­si çoğunlukla sınırlı. 'Kara ku­tu' sorunu olarak tanımlanan bu durum salt teknik bir şikâyetin ötesinde, yönetim kurullarının kendi meşruiyetini sürdürmesi­ni tehdit eden yapısal bir sorun. Sağlıklı kurumlar yanlış kararla­rını düzeltebilir. Ama kararı üre­ten sistem kara kutu olduğunda, yanlışın nereden kaynaklandığı­nı bulmak mümkün değil. Kendi­ni düzeltme yetisini kaybetme­den önce meşruiyet, zaten aşın­mış olur.

Sonuç: Kimin kararı?

Yapay zekânın karar verici kadroları tasfiye edip edemeye­ceği sorusu, aslında başka bir so­ruyu gizlemekte. Algoritmanın 'ne' kararı ürettiği değil, 'kimin' o algoritmayı tasarladığı, 'hangi' değerleri içselleştirdiği ve 'nasıl' denetlendiği belirleyicidir. Ka­rar sınıfının yapay zekâya dev­redilmesi, iktidarı ortadan kal­dırmıyor; yalnızca kodluyor. Bir nevi karar verici otorite ortadan kalkmadan, yalnızca görünmez hale gelmekte.

Harari'nin uyarısı bence geçer­li. 'Bizi aldatan robotik silahlar değil; kendi seçimlerimizi şekil­lendirdiğinin farkında bile olma­dığımız sistemler.' Bir CEO'nun koltuğunu boşaltan yapay zekâ, yerine geçmez. Sadece kararın ne­reden geldiğini gizler. O kararın sahibini sorma refleksini kaybet­mek, hem kurumlar hem de de­mokrasiler için asıl tehlike ben­ce. Yönetici sınıfının silikleşmesi kabul edilebilir, hatta kaçınılmaz da olabilir. Ancak hesap sorulacak bir adres olmaksızın işleyen ku­rumlar kırılgan kalacaktır.

Kaynak: DÜNYA - İSTANBUL