Kortta boykot havası

Teniste ilginç günlerden geçiyoruz. Sabalenka, Sinner, Djokovic gibi önde gelen tenisçiler para ödülü ve sosyal haklar gibi konularda müzakereye yanaşmayan Grand Slam turnuvalarına direnmeye kararlı. Belki de 53 yıl önce abilerinin yaptığı gibi boykotla yola getirecekler onları...

Kortta boykot havası

Spor yazarı Matt Futterman’ın 2017’de yayımlanan ses getiren “Players’ın ‘Pilic Affair’ (Piliç Olayı)” başlıklı dördüncü bölümü 2 Haziran 1973 cumartesi öğleden sonra Paris’te bir otel odasında başlar. Dönemin önde gelen erkek tenisçilerinden Yugoslav Niki Pilic ertesi gün oynayacağı kariyerinin ilk ve tek Grand Slam turnuvası finali öncesi dinlenmektedir. O sırada kapının altında bir telgraf mesajı olur. Uluslararası Tenis Federasyonu ILTF tarafından cezalandırıldığını ve o ayki Wimbledon turnuvasına katılamayacağını öğrenir Pilic. Bu telgraf ünlü 1973 Wimbledon Boykotu’na giden olaylar silsilesini başlatır.

Bu olay tek bir profesyonel tenisçiyle ilgili gibi gözükse de arka planda dünyanın önde gelen profesyonel tenisçilerin mücadelesi vardı. Piliç’e destek amacıyla aralarında Ashe, Rosewall, Newcombe ve Laver’ın da bulunduğu 80 kadar erkek tenisçi 1973’teki Wimbledon’ı boykot etti. Bu boykot ticari etkilerin de korkan Wimbledon tarafı ve diğer Grand Slam turnuvaları yelkenleri suya indirdi. Oyuncular zamanla profesyonel teniste daha fazla söz sahibi oldu ve turnuva gelirlerinden daha fazla pay almaya başladı.

Kitabı okuduğumda fark etmiştim ki, bu durum tenise özgü değilmiş. En profesyonel olduğu iddia edilen dallarda bile sporcular yanlış anlaşılınca o sporun işçileri çok uzun yıllar boyunca haklarını alamamış. Turnuvalar, takımlar, kulüpler, federasyonlar, uluslararası kurumlar sporcuları mali açıdan hep istismar etmiş. Yakın zamana, belki son 40 yıla kadar futbolcular, tenisçiler, basketbolcular ve diğer sporcular gelirden hak ettikleri paya erişmekte sıkıntı çekmiş. Özellikle 1980’lerden bu yana en başta futbol, basketbol ve Amerikan futbolu gibi kolektif dallarda sporcuların gelirden aldığı pay hızla arttı. Ama bireysel sporlar için henüz aynı şeyi söylemek mümkün değil. Profesyonel Tenis Oyuncuları Birliği PTPA’nın açıkladığı rakamlara göre futbolda ve önde gelen Amerikan liglerinde sporcuların toplam gelirden aldığı pay yüzde 50’nin üzerinde, hatta Premier League gibi örneklerde yüzde 60’ı geçiyor. Tenisçilerse turnuvalardaki toplam gelirin ancak yüzde 17’sini paylaşabiliyor.

Kortta boykot havası - Resim : 1

53 yıl sonra yine Paris'te

İşte tam da bu sebeple tenis dünyası 53 yıl sonra yeni bir boykot ihtimaliyle karşı karşıya. Üstelik bu kez kadın tenisçiler de erkek meslektaşlarını destekliyor. Hatta bugünkü mücadelede kadınlar öncülük ettiğini bile söyleyebiliriz. Mesela geçen yıl dünya 1 numarası Beyaz Rusyalı Arina Sabalenka itiraz gerekçelerini şöyle açıklamıştı:

“Tenis bireysel bir spor ama kesinlikle Grand Slam’lerde daha büyük bir yüzdeyi hak ettiğimizi düşünüyorum. Çünkü bu işte gösteriyi biz yapıyoruz. NBA ve diğer sporlara kıyasla teniste aldığımız payda çok büyük bir fark var.”

Zaten geçen yıl mart ayında kendilerine “Project Redeye” adını veren bir grup oyuncu dört büyük turnuvanın yöneticilerine mektup yazarak oyuncu refah programı, turnuva gelir paylaşımı ve kararlarda söz sahibi olma konularında görüşme talebinde bulundu. AP haber ajansının ele geçirdiği mektubun altında Sabalenka, Gauff, Swiatek gibi en iyi kadın oyuncuların ve Djokovic, Sinner, Alcaraz, Zverev gibi en iyi erkek oyuncuların imzası bulunuyordu.

Kortta boykot havası - Resim : 2

Geçim sıkıntısı çekenler

Bugün dünya sıralamasının üst sıralarındaki bu kadın ve erkek tenisçiler küresel ölçekte en tanınmış sporcular arasında yer alıyor. Ayrıca hem turnuvalardan hem de sponsorlardan çok ciddi bir gelir elde ediyorlar. Ancak her yıl son bütçesini denkleştirmek için debelenen yüzlerce kadın ve erkek oyuncu var dünyada. Halen dünya sıraları dört numarası Coco Gauff’un deyimiyle “İlk 200’deki oyuncuların hâlâ geçim sıkıntısı çektiğini görmek üzücü.”

Bu ilk mektubun ve çıkışın ardından bir yıldan fazla süre geçmesine karşın somut adım atılmadı. Her büyük turnuva tıpkı önceki yıllarda olduğu gibi toplam para ödülünü artırmaya devam etti. Ama paylaşıma oran ve diğer konularda müzakereye pek açık gözükmediler.

Belki de bu sebepten iki hafta önce oyuncular bir kez daha işlerin iyi gitmediği bu süreçte ilk kez boykottan bahsedildi. Evvela Roma’daki Masters turnuvası öncesinde bu kez 18 kadın ve erkek oyuncunun imzaladığı yeni bir açıklama yapıldı. Ardından Sabalenka basın toplantısında eski görevli ve osihirli kelimeyi uzun yıllar sonra telaffuz eden ilk tenisçi oldu:

“Sanırım bir noktada boykot edeceğiz. Haklarımız için mücadele etmenin tek yolu bu olacağı gibi geliyor bana.”

Daha sonra erkekler tenisinin bir numarası İtalyan Jannik Sinner, Coco Gauff, Jessica Pegula meslektaşlarını destekledi ve boykot ihtimalinin çok da uzakta olmadığını hatırlattı. Tüm tenisçiler bu hafta sonundan itibaren Fransa Açık Grand Slam’i için Paris’te olacak En azından bu sene için öyle apansız bir boykot söz konusu değil ama büyük turnuvalar tenisçilerin bu tehdidini yeterince ciddiye almamış gibi gözüküyor. Grand Slam turnuvalarının yöneticileri belli ki taleplerini görmezden geldiği oyuncuların yeterince güçlü ve birlik halinde harekete edemeyeceğini düşünüyor olmalı.

Ancak artık sporcuların daha güçlü olduğu bir devirdeyiz. Turnuvalara diz çöktürmek için lider oyuncuların bir arada hareket edip bir kez boykot uygulaması bile yeterli olur. Zaten bu kez kamuoyu da sporculardan yana gibi. Ünlü tenis yazarı Christopher Clarey’nin iki hafta evvel X hesabında sorduğu ‘Oyuncuların Grand Slam turnuvalarından elde edilen gelirin çok daha yüksek bir yüzdesini ödül parası ve diğer avantajlar olarak alma çabalarını destekliyor musunuz?’ sorusuna takipçilerin yüzde 72’si destekliyorum yanıtını vermişti... Sonuçta tenisçiler bir noktada turnuvalara boyun eğdirecek gibi gözüküyor...