Sürdürülebilir bir sanat modeli: Gate 27
Ayvalık ve İstanbul’daki yerleşkeleriyle sanatçı, küratör ve araştırmacılara atölye ve araştırma ortamı sağlayan Gate 27, uluslararası konuk ağırlama oluşumunun ötesinde doğaya saygılı disiplinlerarası bir sanat ekosistemi yaratıyor.
Meltem KERRAR
meltemkerrar@gmail.com
Melisa Sabancı Tapan tarafından 2019’da kurulan uluslararası konuk yaratıcı programı Gate 27, geçtiğimiz haftalarda bir rapor yayınladı. 2019–2024 yılları arasında programa katılan konuklar için Gate 27’nin yarattığı sosyal etkiyi anlamak ve görünür kılmak amacıyla hazırlanan rapor, Social Value International’ın raporlama metodolojisi kullanılarak gerçekleştirilmiş. Bu vesileyle Türkiye’de çok sayıda olmayan bu oluşumu tanımak istedik. Farklı pratiklerin araştırma ve üretim süreçlerini desteklemek ve disiplinlerarası etkileşime zemin yaratmak amacıyla kurulan Gate 27, sanatı ve yaratıcı üretimleri bir araştırma yöntemi olarak ele alıyor. Sanatçı, küratör, araştırmacı ve farklı disiplinlerden profesyonelleri ekoloji, sürdürülebilirlik, erişilebilirlik ve yerel yaratıcı ağlar etrafında bir diyalog kurmaya davet eden oluşum, konuklarını İstanbul ve Ayvalık’taki yerleşkelerinde ağırlıyor. Katılımcılara fikirlerini üretime dönüştürebilecekleri sakin bir çalışma ortamı ve atölye sağlamanın yanında, araştırmalarını derinleştirebilmeleri için çeşitli kaynaklara ve kişilere ulaşmalarında desteği de veriliyor. Bu koşullarda 4-12 hafta arasında çalışan katılımcılar, programda daha önce konuk olmuş sanatçı ve araştırmacılardan oluşan geniş ve devamlı büyüyen bir iletişim ağının da parçası oluyor ve aynı zamanda uzman isimlerin danışmanlığından da faydalanıyorlar.
Ekolojik bakış
Gate 27 küresel ekolojik krizi dikkate almasıyla da öne çıkıyor. Katılımcıları bu bağlamda geleceğin yolunu açmaya yardımcı olabilecek yaratıcı çözümler üretmeye teşvik eden oluşum, kurum içinde kimyasal olmayan ve biyolojik olarak parçalanabilen ürünler kullanırken atık üretimini en düşük ölçekte tutmaya çalışıyor ve geri dönüşüm yapıyor. Yeşil enerji kullanan ve yağmur suyu toplayıcıları bulunan oluşum gıda konusunda da yerel ürünleri tercih ediyor.
Gate 27 Direktörü Burak Mert Çiloğlugil’e merak ettiklerimizi sorduk.
2019 yılından bu yana faaliyet gösteren bu oluşumun ana hedefleri neler? Bu bağlamda kurumun verdiği hizmet kapsamını anlatır mısınız?
Farklı pratiklerin araştırma ve üretim süreçlerini desteklemek ve disiplinlerarası etkileşime zemin yaratmak en büyük amacımız. Sanatçı konuklarımızın ulaşmakta güçlük yaşadığı imkânları sunabilmeyi önemsiyoruz. Bu kapsamda üniversiteler ile olan işbirliklerimiz konuklarımıza teorik ve pratik anlamda önemli katkılar sunuyor. Özellikle Sabancı Üniversitesi’nin güçlü desteği sayesinde biyomalzeme üzerine çalışan konuklarımıza üniversitenin çeşitli laboratuvarlarında deney yapma ve yeni malzeme geliştirme imkanları sunduk. Bununla birlikte sanat temelinden gelmeyen konuklarımızı da bir sanatçı ile işbirliği yapmaya teşvik ederek farklı bakış açılarının günümüz sorunlarına getirebileceği çözüm olasılıklarına odaklanıyoruz.

Yakın zamanda yayınladığınız ilk sosyal etki raporunda Social Value International’ın etki ölçüm metodolojisi kullandınız. Nasıl bir sonuç çıktı ortaya?
Bu araştırma modeli sayesinde konuklarımızın yaşadıkları değişimleri bir zincir halinde takip edebiliyor ve neden-sonuç ilişkisi kurarak faaliyetlerimizin sonuçlarına dair derin bir iç görü kazanabiliyoruz. İlk sosyal etki raporumuzun sonuçlarını finansal olmayan bir bakış açısıyla raporlamayı tercih ettik. Beş yıl gibi uzun bir süreyi değerlendirirken gelecek sosyal etki raporlamalarımız için güvenilir bir baz oluşturmayı hedefledik. İlk sosyal etki raporumuzda konuklarımızın yüzde 97’si projelerinin sanatsal değerinde artış hissi yaşadıklarını, yüzde 94’ü konuk programı katılımları sırasında yeni üretim teknikleri denediklerini ve mesleki olarak daha donanımlı hissettiklerini ve sonuç olarak sanat üretimine devam etmek için özgüven ve cesaret kazandıklarını ifade etti. Katılımcıların yüzde 90’ı konuk programı sayesinde sektördeki görünürlüklerinin arttığını, profesyonel çevrelerden daha fazla takdir gördüklerini ve yeni üretim teknikleri denemeye yöneldiklerini belirtti. Yüzde 87’si konuk programı sırasında aldıkları profesyonel danışmanlığın çalışmalarını şekillendirmede önemli bir rolü olduğunu vurguladı. Yine aynı oranda konuk program kapsamında sunduğumuz basın toplantıları, geri bildirim seansları ve özel gösterimler aracılığıyla sunum tekniklerini ilerlettiklerini ifade etti. Yüzde 81’i ise farklı sektörlerle çalışma fırsatı yakalayarak disiplinler arası çalışma fırsatları yakaladığını belirtti. Özetle, Gate 27’nin katılımcılar için yalnızca bir üretim mekânı değil; aynı zamanda düşünsel derinleşmeyi, mesleki gelişimi ve özgüveni destekleyen bir alan sunduğunu da gösteriyor.
Elbette olumlu etkiler yanında yaşanan olumsuz etkileri de raporda şeffaf bir şekilde gösterdik. Özellikle sanatçıların konuk programlarına katılmaları, düzenli gelirlerinden belirli süreliğine vazgeçmeleri anlamına geliyor. Bu da finansal güvenlik hissinde düşüşü beraberinde getiriyor. Her ne kadar Gate 27’nin konuk programı katılımcılarının yüzde 78’i, program kapsamında sunduğumuz finansal destekleri finansal güvenlik hissi yaşamaları için yeterli bulmuş olsa da yüzde 22’lik bir kesim hala yeterli desteği göremediğini ifade etti. Bu geri bildirimi kıymetli buluyoruz. Bu sayede endüstri ile olan iş birliklerimizde farklı modeller geliştirmek.

Melisa Sabancı Tapan: Geleceğe yönelik çözümler için bir ekosistem
Gate 27, farklı disiplinlerden gelen öncü zihinlerin, geleceğe yönelik çözümler üretmek üzere buluştuğu bir ekosistem. Yaratıcılığın, sürdürülebilirliğin ve inovasyonun yalnızca geçici kavramlar değil, kültürel dönüşümün temeli olduğu bir dünya hayal ediyoruz. Kitlesel etkilerdense küçük başlayan, fikir ve ilham yoluyla büyüyüp gelişen anlamlı ve köklü bir değişimin peşindeyiz. Gate 27 sürekli gelişen, yeni koşullara adapte olan ve bu sayede güncel sorunlara çözüm üretmek için çalışan bir yapı. Bu doğrultuda konuklarımıza sunduğumuz araştırma ve üretim imkanlarını geliştirmeyi, bu sayede kariyerlerine olumlu katkı yapmayı, kendilerine sunduğumuz konuk programı imkânlarını genişleterek daha konforlu bir konuk süreci geçirmelerini ve olabildiğince yaratıcı düşün-ceye kanalize olmaları için alan açmayı hedefliyoruz.

SANATIN 'ARTI'SI
Yılmaz Zenger’in eserleri sanatseverlerle buluşuyor
Disiplinler arasında dolaşan üretimleriyle tanınan Yılmaz Zenger’in eserleri, kapsamlı bir kataloglama ve konservasyon sürecinin ardından Memorial Göztepe Hastanesi’nde süresiz olarak sanatseverlerle buluşuyor.
Zenger’in dağılma ve kaybolma ihtimaliyle karşı karşıya kalan 286 eserlik koleksiyonu, Memorial Sağlık Grubu tarafından koruma altına alınarak tekrar sanatseverlere sunuldu.
Küratör Pelin Derviş’in hazırladığı sergide yer alan eserler, sekiz ay süren kataloglama, bakım, temizlik ve restorasyon sürecinin ardından güncel kültür-sanat ortamına yeniden kazandırılmış oldu. Herkese açık olarak kurgulanan ve hastanenin farklı bölümlerine yerleştirilen eserlerden oluşan seçki, sanat ile gündelik yaşam arasındaki sınırları kaldırarak mekânın içinde yaşayan bir anlayışla sunuldu.
1933–2018 yılları arasında yaşayan Zenger, mimarlıktan endüstriyel tasarıma, fotoğraftan sinemaya, modadan sanata uzanan geniş bir alanda üretim yaptı. Kompozit malzemeyi heykel ve mobilyalarında kullanan ilk isimler arasında yer aldı. Zenger’in pratiği bugün hâlâ çağdaş tasarım, kent, teknoloji ve malzeme araştırmaları açısından önemli bir referans noktası olarak görülüyor. Yılmaz Zenger’in üretimlerinin önemli bir bölümünden oluşan sergi, Memorial Göztepe Hastanesi’nde herkese açık ve kalıcı olarak gösterilecek

AKM’de sevgililer günü heyecanı Jonaska Ensemble ile başlayacak
İstanbul Atatürk Kültür Merkezi (AKM), 7 Şubat tarihinde dünyaca ünlü Janoska Ensemble’ın sınırları aşan "Janoska Style" yorumuyla Sevgililer Günü coşkusuna ev sahipliği yapacak. Topluluk, büyük ses getiren albümleri “Vivaldi: The Four Seasons – Janoska Style” ile klasik müziğin en tanınmış eserlerinden biri olan Vivaldi’nin Dört Mevsim’ini özgün yorumlarıyla sahneye taşıyacak. Klasik, caz ve çigan müziğini harmanladıkları kendilerine özgü “Janoska Stili” ile tanınan topluluk, doğaçlamaya dayalı sanatsal yaklaşımlarıyla dikkat çekiyor. Daha önce Deutsche Grammophon etiketiyle yayımlanan albümleriyle altın plak kazanan Janoska Ensemble, bu kez barok müziğin zamana meydan okuyan başyapıtlarından Dört Mevsim’i yeniden yorumlayacak.
Vivaldi Seasons "In Janoska Style" Janoska Ensemble Sevgililer Günü Konseri; 07 Şubat saat 21:00’de Türk Telekom Opera Salonu’nda.
