Taşa işlenmiş tarih, suya yansıyan zarafet: Amasya
Karadeniz’in iç kesimlerinde, Yeşilırmak’ın iki yakasına zarafetle kurulmuş olan Amasya, Anadolu’nun en köklü tarih sahnelerinden biridir. Coğrafi konumu sayesinde yüzyıllar boyunca hem bir savunma noktası hem de bir kültür ve eğitim merkezi olan şehir, bugün hâlâ geçmişin izlerini canlı bir şekilde taşıyor. Amasya’yı gezmek, yalnızca bir şehir turu değil; Hititlerden Osmanlı’ya uzanan çok katmanlı bir zaman yolculuğuna çıkmak demek.
MUSTAFA YALÇIN
mustafaylc@gmail.com
Amasya’nın tarihi M.Ö. 3000’lere kadar uzanıyor. Hititlerden Perslere, Pontus Krallığı’ndan Roma ve Bizans’a, Selçuklu ve Osmanlı’ya kadar birçok medeniyet bu topraklarda iz bırakmış. Özellikle Pontus döneminde başkent olan şehir, Osmanlı’da ise şehzadelerin yetiştirildiği önemli bir merkez haline gelmiştir.
Yüzyılların tanığı: Amasya Kalesi
Amasya Kalesi, üzerine kurulduğu Harşena Dağı’nın adıyla da anılan, şehrin en köklü yapılarından biri. Tarihi konusunda farklı görüşler var; Arap tarihçileri kalenin “Türk hükümdarı Karsan Han” tarafından yaptırıldığını belirtirken, batılı tarihçiler ise Pontus Kralı Mithridates’i işaret ediyor.
1075 yılından sonra Danişmend Ahmet Gazi’nin, 1146’da I. Mesud’un, 1222’de I. Alâeddin Keykubad’ın, 1319’da Gümüşlüzade Tacettin Mahmud Çelebi’nin ve 1369’da Şadgeldi Paşa’nın kaleyi onarıp kullandığını biliyoruz. Yani Amasya Kalesi, farklı dönemlerde birçok medeniyetin izini taşıyan yaşayan bir tarih niteliğinde.
Müzeler şehri Amasya
Osmanlı’nın zarif yansıması Yeşilırmak kıyısındaki Amasya Yalıboyu evleri, Osmanlı sivil mimarisinin en estetik örneklerini sunar ve şehrin karakterini belirler.
Amasya’nın kültürel derinliği, müzeleriyle daha da belirginleşir.
Amasya Arkeoloji ve Mumya Müzesi, şehrin köklü geçmişini tek bir çatı altında görmek isteyenler için eşsiz bir alan. Müzede Geç Neolitik ve Erken Kalkolitik Çağ’dan başlayarak Tunç Çağı, Hitit, Urartu, Frig, İskit-Kimmer, Pers, Pontus, Roma, Bizans, Selçuklu ve Osmanlı dönemlerine ait pek çok eseri bir arada görmek mümkün. Ancak müzeyi asıl dikkat çekici kılan bölümlerden biri, İlhanlılar dönemine ait 14. yüzyıldan kalma mumyaların sergilendiği özel alan. Anadolu’da İlhanlı hakimiyeti sırasında Amasya’da nazırlık ve emirlik yapmış kişilere ve yakınlarına ait bu mumyalar, ziyaretçilerin en çok ilgisini çeken detayların başında geliyor. Amasya’nın Osmanlı tarihindeki özel yerini hissettiren duraklardan biri de Şehzadeler Müzesi. Şehzadelik dönemlerini Amasya’da geçirmiş Osmanlı sultanlarının heykelleri ve o dönemi yansıtan kıyafetler, müzeye ayrı bir anlam katıyor.
Minyatür Amasya Müzesi , şehrin tarihi dokusunu küçük ölçekli modellerle sunarak ziyaretçilere bütüncül bir bakış sağlarken, Sabuncuoğlu Şerefeddin Tıp ve Cerrahi Tarihi Müzesi, adeta bilimin ışığında bir miras. Müze, Amasya’da İlhanlı Dönemi’nden günümüze ulaşabilmiş tek eser olma özelliğini taşıyor. Anadolu Selçuklu Devleti’nin yıkılış sürecinde önemli bir rol oynayan bu dönemin izleri hâlâ burada. Burası aynı zamanda Anadolu’da müzikle tedavi yönteminin uygulandığı ilk hastane olarak biliniyor. Ferhat ile Şirin Aşıklar Müzesi, Amasya’nın en bilinen efsanesini yaşatır. Ferhat’ın, Şirin’e kavuşmak için dağları deldiğine inanılan bu hikâye, aşkın ve fedakârlığın simgesi haline gelmiştir. Şehirde bu efsaneye atfedilen mezarların bulunduğuna inanılan alanlar da, ziyaretçilerin ilgisini çekiyor ve Amasya’nın romantik atmosferini güçlendiriyor.
Osmanlı’nın izleri
Amasya, Osmanlı’da “şehzadeler şehri” olarak anılmıştır. Fatih Sultan Mehmet ve Yavuz Sultan Selim gibi önemli padişahların burada yetişmesi, şehrin önemini artırır.
Gökmedrese, daha ilk bakışta insanı etkileyen yapılardan biri. Kapısındaki ağaç oymacılığı ve ana girişin iki yanındaki pencerelerde görülen Selçuklu taş işçiliği hayranlık uyandırıyor. Cami, medrese ve türbeden oluşan bir külliye olan bu yapı, sekizgen biçimli türbesinin kasnağında yer alan mavi sırlı tuğlalar nedeniyle “Gökmedrese” adını almış.
Sultan II. Bayezid Külliyesi ise 1485-1486 yılları arasında, Osmanlı Sultanı II. Bayezid’in talimatıyla inşa ettirilmiş. İlk yapıldığında imaret kısmı; yemekhane, mutfak, kiler, fırın ve ahırdan oluşan beş ayrı birim içeriyormuş. Günümüze ise cami, medrese ve imaret bölümleri ulaşabilmiş. Cami inşa edilirken dikilen ve bugün hâlâ ayakta olan iki çınar ağacı, 500 yılı aşkın süredir avluya gölge vermeye devam ediyor.
Burmalı Minare Camii’nin hikâyesi de en az kendisi kadar dikkat çekici. 1242 yılında yapılan cami, adını minaresini çevreleyen burmalı, yani yivli yapısından alıyor. Caminin sol tarafında yer alan, sekizgen gövdeli ve piramidal külahlı Selçuklu kümbeti de yapıya ayrı bir karakter katıyor. Hatta Amasya Müzesi’nde sergilenen İlhanlı nazırlarına ait mumyaların da buradan çıkarıldığını öğrenince, bu yapının tarihsel önemi daha da iyi anlaşılıyor.
Tarihi değer: Kral Kaya Mezarları
Taşa İşlenmiş Tarih Kral Kaya Mezarları, Harşena Dağı ve Pontus Kral Kaya Mezarları, 2015 yılında UNESCO Dünya Mirası Geçici Listesi’ne kabul edilen son derece önemli bir doğal ve kültürel alan. Amasya’nın Pontus Krallığı’na başkentlik yapmış olmasıyla birlikte, Harşena Dağı’nın güney yamacına bu anıtsal kaya mezarları inşa edilmiş. Harşena Kalesi’nin Kızlar Sarayı olarak bilinen bölümünde, kurucu kral I. Mithridates Ktistes’ten I. Pharnakes’e kadar uzanan beş krala ait kaya mezarları yer alıyor. Bu mezarlar, sadece Amasya için değil, Anadolu’nun tamamı için büyük bir tarihi değer taşıyor. Öyle ki, bu yapılar Anadolu’nun en anıtsal mezarları arasında gösteriliyor ve dünya genelinde kaya mezarı geleneğinin en seçkin örnekleri arasında kabul ediliyor.

Doğanın sakinliği: Borabay Gölü
Amasya’nın sadece tarihi değil, doğal güzellikleri de büyüleyicidir. Şehir merkezine yaklaşık 60 kilometre uzaklıkta bulunan Borabay Gölü, heyelan sonucu oluşmuş doğal bir göl. Etrafını saran çam ormanları, gölün durgun yüzeyine yansıyarak huzur verici bir manzara oluşturuyor. Yürüyüş parkurları, piknik alanları ve doğayla iç içe atmosferiyle Borabay Gölü, şehir gezisinin ardından nefes almak isteyenler için ideal bir durak.

Amasya Mutfağı: Sadelik ve lezzetin buluşması
Etli çiçek bamyası yemeği; Amasya mutfak kültürünün önemli yemeklerinden biri. Amasya etli çiçek bamyası yemeğinin hazırlanmasında; belirtilen coğrafi sınıra özgü üretim metodu bulunur. Kurutulmuş bamya ile hazırlanan yemeğin en belirgin özelliği küçük boy bamya kullanılmasıdır.
Amasya Yağlısı da popüler yemeklerden biri… Buğday unu, su, tuz ve kuru maya ile hazırlanan hamurun arasına ayçiçek yağı, ceviz içi ve haşhaş tohumu ile hazırlanan iç harç koyulup sac ocakta pişirilmesiyle yapılır. Düğün, bayram gibi özel günlerde ikram edilir.
Amasya çöreği, hamurun ceviz ve haşhaşla bir araya gelmesiyle oluşturduğu ve bir yiyenin bir daha vazgeçemediği lezzetli bir çörek. İç harcına baklanın da dâhil edildiği Bakla dolması, yörede üzerine kaburga dizilerek servis edilen bir dolma türü.
Coğrafi işaretli lezzet: Amasya Elması
Amasya denildiğinde akla ilk gelen tatlardan biri de dünyaca ünlü Amasya elması. İnce kabuğu, aromatik kokusu ve dengeli tadıyla bu elma, şehrin simgelerinden biri. Yalnızca taze olarak değil, tatlılarda ve reçellerde de sıkça kullanılır.