Yoko Ono ya da bir aktivizm olarak sanat yapmak

John Lennon’la birlike 20. yüzyıl aktivizminin en ikonik isimlerinden Yoko Ono, geniş kitlelerce bilinmeyen yanıyla İstanbul’da. Sabancı Müzesi’nde açılan “İçses ve İçyapı” sanatçının müzik, performans ve farklı medyumları kullandığı yapıtlarını bir araya getiren son yılların dünyadaki en kapsamlı Ono sergisi olarak karşımızda.

Dünya'yı haber kaynağınız olarak eklemek için tıklayın!
Yoko Ono ya da bir aktivizm olarak sanat yapmak

Meltem KERRAR

Geçen yüzyıla büyük iz bırakan ikonik isim Yoko Ono’yu John Lennon’dan bağımsız düşünmek çok da mümkün değil. Olumlu bir popülarizmle de olsa bu unutulmaz ’eş’in çoğunluğun bilmediği bir başka izi ise sanat tarihinde güçlü ünlemlerle yazılı. Bugün 93 yaşında olan sanatçının, 1960’lı yıllardan bu yana müzikten, görsel sanatlara uzanan geniş üretiminde özellikle izleyiciyi pasif halden çıkaran Fluxus akımı ile düşünme ve anlam gücüyle var olan kavramsal sanat alanında öncü ve özgün bir yeri var. Tarihsel süreçte geriye dönüp bakılarak çok daha iyi anlaşılabilecek bu etkiyi hissedebilmek için şahane bir sergiyle geldi Sabancı Müzesi! İzleyiciyi salt seyir halinden çıkarıp deneyimsel bir yolculuğa çıkaran Yoko Ono bizi de işritak edeceğimiz bir deneyime davet ediyor.

İspanya’nın León kentindeki MUSAC’taki (Museo de Arte Contemporáneo de Castilla y León) gösteriminin ardından İstanbul’a gelen sergi, Ono’nun şiir, desen, fotoğraf, video, heykel ve enstalasyon gibi farklı mecralardaki yapıtlarını bir araya getiriyor. İzleyici katılımını merkeze alan sergide, sanatçının zihinsel ve fiziksel katılıma dayanan üretimleriyle aktif bir seyrin parçası haline geliyoruz. Ono’nun sanat tarihine iz bırakan “Grapefruit”, “Cut Piece”, “Sky Ladders” ve “Mend Piece” gibi erken dönem yapıtlarının yanı sıra 1990’lardan itibaren gerçekleştirdiği büyük ölçekli enstalasyonlar da yer alıyor. Londra Tate Modern, Berlin Gropius Bau ve Chicago Museum of Contemporary Art’ta sanatseverlerle buluşan “Music of the Mind” ile birlikte, Yoko Ono’nun sanat pratiğini son yıllarda en kapsamlı biçimde ele alan iki önemli sergiden biri olan sergi, altı ay boyunca açık kalacak. Müze müdürü Prof. Dr. Ahu Antmen’e sergi detaylarını sorduk.

SSM bu kez çok ikonik bir isim Yoko Ono ile karşımızda. Her şeyden önce nasıl ve neden bu sergiyi yapmak istediniz? Sizi Ono’ya götüren yolda ne gibi gereksinimler vardı?

Birçok kimse Yoko Ono’yu bugün hâlâ sanatçı kimliğiyle değil de o kimliği gölgeleyen popüler kimliğiyle tahayyül ediyor. Yoko Ono 1960’lardan itibaren uluslararası avangard sanat çevrelerinde isim yapmış bir genç sanatçıydı – hatta sonradan Fluxus akımının temellerini oluşturan etkinlikler, onun New York’taki atölyesinde başlamıştı. Disiplinlerarası sanatın yaygın olmadığı bir dönemde dili, görselliği, müziği ve performansı bir arada kullanan, sıradışı, radikal bir isimdi; kavramsal sanatın, performans sanatının, izleyici odaklı katılımcı pratiklerin öncü örneklerine imza atmıştı. John Lennon’la tanıştıktan sonra bu öncü tavrına karanlık bir gölge düşüyor. Fakat Yoko Ono, Lennon ile birlikteyken de onun ölümünden sonra da üretken bir sanatçı olmayı sürdürüyor. 2000’lerden günümüze dünyanın dört bir yanında başlıca sanat kurumlarında temsil edilen ve bugün artık hakkı teslim edilen bir sanatçı. Bu açıdan bakıldığında bu sergi, çağdaş sanat pratiğinin bu en öncü figürlerinden birini Türkiye’de izleyiciyle buluşturmak arzusundan kaynaklanıyor. Öte yandan Ono’yu yalnızca ikonik bir tarihsel figür olarak değil, sanatının içeriği, anlamı, etkisi açısından çok güncel kalabilmiş olması nedeniyle tercih ettik. 1960’lardan günümüze barış aktivizmiyle de ön plana çıkan Ono’nun barışa dair mesajlarına bugün de çok ihtiyaç duyuyoruz. Ono’nun her birimizin hayal gücüne, sorumluluk duygusuna ve empati becerisine çağrıda bulunan sanatsal yaklaşımı, farklı bir dünya hayal etmemiz önermesiyle şekillenirken hem bireysel hem kolektif düzeyde ihtiyaç duyduğumuz bir içgörüye ayna tutuyor.

“Hem savaş hem devrim çocuğu”

70 yılı aşkın bir kariyere sahip, yaşayan ve elbette Lennon’la -farklı anlamlarda olsa da- kitleleri etkilemiş bir sanatçının sergisini gerçekleştirmek, ona bugünden ve yeniden bakmayı sağlamak nasıl bir deneyim oldu sizin için?

Çok önemli bir tecrübe oldu; tabii bu sergiyi Yoko Ono’nun yakın arkadaşı ve Fluxus tarihçisi Jon Hendricks ve stüdyosunun direktörü Connor Monahan ile birlikte hazırlamak ayrıca müthiş bir keyifti. Yoko Ono’ya sanatçı olarak daha fazla hayranlık duydum, 1960’larda ne kadar yaratıcı ve cesur bir genç sanatçı olduğunu ve o radikal tavrını şekillendiren etmenler üzerine daha çok düşündüm. Hayat hikâyesi ile ilgili bazı ayrıntıları daha derinlemesine öğrenmek bir yapbozun parçalarını birleştirmek gibi oldu. Ono hem bir savaş çocuğu hem bir devrim çocuğu; İkinci Dünya Savaşı’nı da yaşamış, savaş sonrası toplumsal dönüşüm sürecini de - 20. yüzyılın temel dinamiklerini bünyesinde barındırıyor diyebiliriz. Toplumsal yansımaları içinde taşıyan bir hayatı var ama kişisel dünyası da çalkantılarla dolu – çocuk kaybı, eş kaybı, itibar kaybı gibi derinden yaralayıcı birçok tecrübeye rağmen umudunu, insan, doğa ve yaşam sevgisini kaybetmemiş bir insan oluşu çok esin verici. Umarım sergide yer verdiğimiz geniş kronoloji ziyaretçilerimizin de hayatıyla sanatı arasında bağlantılar kurmasına yardımcı olur.

Ziyaretçi başrolde

Dünyanın farklı köşelerinden şiddet görmüş kadınların iletileriyle var olan “Yükseliş” enstalasyonu, her an çığlık atılabilecek ya da şarkı söylenebilecek "açık mikrofon" ya da kırık seramikleri onarmaya çağıran “Onarma Parçası” ile izleyici, yeniden oluşturmaya davet ediliyor. Bu kolektif deneyim alanı müzeyi de ‘başka’ yapıyor. Hali hazırda bir sergi kitabı olsa da, bitiminde İstanbul’a özel bir kitap daha yazacak değil mi sergi bu anlamda?

Evet çok haklısınız, her Yoko Ono sergisi kapısından girdiği anda müzeyi başka bir yer haline getiriyor – ziyaretçinin başrolde olduğu, kolektif bir kamusal deneyimin yaşandığı ve altının çizildiği bir yer. Günümüzde müzelerin giderek ziyaretçi ile daha çok bağ kuran teşhir yöntemlerine ve etkinliklere yer verdiğini görüyoruz. Eğitimin, eğlenmenin, birlik ve beraberlik duygusunun deneysel biçilmelerde üretildiği mekânlara dönüşen müzeler için Yoko Ono gibi bir sanatçı son derece anlamlı içerikler sunuyor.

Kaynak: HABER MERKEZİ