19 °C

Narenciyenin başkentinde…

Mersin Ticaret Borsası koordinatörlüğünde, aralarında Mersin Ticaret ve Sanayi Odası'nın da bulunduğu çok sayıda kurum ve kuruluşun desteğiyle düzenlenen Narenciye Festivali için Mersin'deydim…

Narenciyenin başkentinde…

Mersin ve çevresi, yıllardan beri izlediğim uluslararası müzik festivali nedeniyle neredeyse karış karış bildiğim, sahiplendiğim "benim şehirlerimden birisi burası" dediğim nadir yerler arasında. Akdeniz'in bu güzel şehri kültür, sanat, turizm alanlarında çok şeyler hak ediyor. Bu amaçla Mersinliler elele veriyor, bu yöndeki çalışmalarını her geçen yıl yoğunlaştırarak sürdürüyorlar…

Bu kez Mersin Ticaret Borsası koordinatörlüğünde, aralarında Mersin Ticaret ve Sanayi Odası'nın da (MTSO) bulunduğu çok sayıda kurum ve kuruluşun desteğiyle düzenlenen Narenciye Festivali için Mersin'deydim… Narenciye yani portakal, mandalina, limon, greyfurt, turunç, kenti bir kez daha bir araya getirmişti… Şehrin sahili 500 bin adet (70 ton) narenciye kullanılarak yapılan heykeller ve süslemelerle bir açık hava fuarına dönüşmüştü. 25 ülkeden gelen dans toplulukları, kendi ülkelerine ait kostümleriyle gösteriler yapıyorlardı. Standları dolaşan sinema, tiyatro, televizyon dünyasından popüler isimler, fotoğraf çektirmek isteyenleri kırmıyorlardı…

Avrupa ikincisiyiz

Türkiye, geçtiğimiz yılki 4.8 milyon ton narenciye üretimiyle dünya genelinde 8., Avrupa'da İspanya'nın ardından 2. sırada. Yani dünyanın bu konuda önde gelen ülkelerinden birisi. Festivalin amaçları arasında böylesine önemli bir ürün olan narenciyeyi yerel, ulusal ve uluslararası alanlarda tanıtmak; bu meyvelerin tüketimini artırmak, marka değerlerini yükseltmek de yer alıyor.

Mersinlilerin yoğun ilgi gösterdiği etkinliğe, Mersin Ticaret ve Sanayi Odası yönetimi de katıldı. MTSO Yönetim Kurulu Başkanı Ayhan Kızıltan ve Yönetim Kurulu Üyeleri, Çukurova Klasik Otomobilciler Derneği'nin klasik arabalarıyla "Festival Tanıtım Korteji"nde de yer aldı.

Vali Su, "festival önemli bir katkı"

Mersin Valisi Ali İhsan Su, açılış töreninde yaptığı konuşmada, narenciye üretiminde sadece Türkiye'nin değil dünyanın da sayılı illeri arasında yer alan kentin bu konumunun daha üst seviyelere çıkarılmasında festivalin önemli bir rol oynayacağını vurguladı. Su, "festivalin, marka değerlerimizden biri olan narenciyenin, tüm dünyada ve ülkemizde üretilmesine, tüketilmesine, tanıtılmasına, bunun yanı sıra hem de narenciyeyle ilgili neler yapılabileceğinin ortaya konulmasına çok ciddi katkıları olacaktır. Mersin açısından da yeni pazarların bulunmasına ve yeni üretim imkânlarının sağlanmasına ve aynı zamanda narenciye dışında da kentimizin diğer değerlerimizin tanıtılmasına katkılar sağlayacaktır" şeklinde konuştu.

Borsa Başkanı Özdemir'den rakamlar

Mersin Ticaret Borsası Yönetim Kurulu ve 6. Uluslararası Mersin Narenciye Festivali İcra Kurulu Başkanı Ö. Abdullah Özdemir'den Türkiye'nin yaş meyve ihracatının (2.7 milyon ton - 1.6 milyar dolar) yüzde 62'sini oluşturan narenciyenin (1.7 milyon ton - 850 milyon dolar), Mersin tarımının ana omurgası olduğunu öğrendim…

Mersin'in yaş meyve üretiminin (2.5 milyon ton) yaklaşık yarısı (1.2 milyon ton); yaş meyve ihracatının (756 bin ton - 400 milyon dolar) yüzde 80'i narenciye (604 bin ton - 307 milyon dolar).

Yaş meyve üretiminde ve ihracatında Mersin, ülke genelinde ilk sırada bulunuyor. Narenciye üretimimizin yüzde 25'i Mersin'de yapılıyor (1.2 milyon ton). Ülkemizin toplam limon üretiminin yüzde 61'i de Mersin sınırları içinde gerçekleştiriliyor.

Narenciye ihracatımızın (1.7 milyon ton - 850 milyon dolar) yüzde 35'ini üstlenen Mersin (604 bin ton - 307 milyon dolar) bu alanda ilk sırada. Kentin tüm ihracat gelirinin (1.5 milyar dolar) yüzde 20'si narenciyeden (307 milyon dolar) geliyor.

Şehirde yaklaşık 70 narenciye paketleme tesisi var, buralarda 20 bini aşkın istihdam söz konusu.

İhracat gelirimizin neredeyse yarısı mandalinadan geliyor. Dünyanın en çok talep ettiği portakalın bizim ihracatımızdaki payı, yüzde 25'i bile bulmuyor.

Ülkemizde narenciye işleme sanayisi ise emekleme safhasında. Dünyada sofralık narenciye ticaretinde 13.5 milyar dolarlık bir hacim söz konusuyken, endüstriyel narenciye ürünlerinin (meyve suyu, marmelat, reçel, konserve vb.) ticaretinde de 8.5 milyar dolarlık önemli bir pazar bulunuyor. Maalesef bu pazardan aldığımız pay, yüzde 0,5 bile değil (40 milyon dolar). Abdullah Bey, narenciye üretiminde ve sofralık ürünlerin ihracatında sahip olduğumuz güçlü pozisyonu işleme sanayisine de taşıyacak yeni politikalar geliştirmemiz gerektiğini söylüyor.

Özdemir, narenciye ürünlerimizin meyve suyu açısından endüstriyel talebe uygun olmadığına da dikkat çekiyor ve "narenciye ürünleri kullanılarak elde edilen meyve suyu ticaretinde diğer ülkeler ile rekabet edemiyoruz. Çünkü sofralık narenciye ürünlerimiz ihtiva ettiği meyve suyu oranı yönüyle endüstriyel talebe uygun değil. Yani, meyve suyu üretmek için sıkmalık açıdan beklenen standartları ve istenen verimliliği karşılamıyor. Hatta bu nedenle narenciye üretiminde 8'nci sırada bulunan ülkemiz, maalesef 12 milyon dolarlık narenciye meyve suyu ithal ediyor. Bu kapsamda öncelikle narenciye ürün deseninin endüstriyel talebe uygun olarak değiştirilmesi gerekmektedir. Bu değişimin sağlanabilmesi amacıyla yeni bir narenciye üretim planlamasına ve üreticilerimize yönelik destekler verilmesine ihtiyacımız var" diyor…

Yazdan kalma bir gün

Narenciye sektörü hakkında bilgilendikten sonra festivalin gerçekleştirildiği sahil şeridinde iki gün boyunca yazı aratmayan güneşli bir havada dolaştım, yerli ve yabancı grupların dans gösterilerini, lezzet yarışmalarını, gastro şovları, narenciye defilesini, flyboard gösterilerini ve yelken yarışlarını izledim… Öğlen yemeklerimi 70 yıla yakın bir süredir hizmet veren Göçtü Restaurant'da yedim… Tabii ki yerel lezzetleri de ihmal etmedim, narenciye ile yapılan deneysel çalışmaları da. Portakallı baklava da tattım, taze sıkılmış greyfurt suyu da içtim… Divan Oteli'ndeki akşam yemeği menüsü de deneysel tatlardan oluşuyordu:

Mersin portakallı enginar dolma, portakal isli patlıcan mütebbel, Tarsus usulü humus, Üzümlü köyü limonlu yaprak sarma, Mersin bez tulum peyniri başlangıçlar arasındaydı. Ara sıcak yufka içinde mandalina soslu portakallı marş fasulyesiydi. Ana yemek portakallı demi glace sos eşliğinde dana yanak, narenciyeli firik pilavı ile birlikte geldi…

İstanbul'a dönerken Dondurmacı Halil'e uğrayıp cezerye ve kerebiç almayı da ihmal etmedim…

Yorumlar

Yorum yapabilmek için lütfen giriş yapınız.
Giriş Yap