Enerji dönüşümünde yeni evre: Güvenlik kaygısıyla hızlandı, maliyeti arttı
ABD ve İsrail’in İran’a saldırmasıyla ortaya çıkan Hürmüz Boğazı krizle birlikte enerji dönüşümü hız kazanmak zorunda kalırken, süreç yalnızca iklim hedeflerinden çıkarak güvenlik odaklı yeni bir evreye girdi. Ancak zorunlu hızlı dönüşüm daha maliyetli, siyasi açıdan tartışmalı ve dengesiz hale geldiği ifade edildi.
ABD ve İsrail’in İran’a yönelik saldırılarının ardından küresel enerji arzına ilişkin kaygılar artarken, enerji dönüşümü politikalarının güvenlik ve dayanıklılık odağında yeniden şekillendiği görülüyor.
Hürmüz etkisi: Petrol 100 doların üzerine çıktı
Hürmüz Boğazı’nın fiilen kapanmasıyla ortaya çıkan arz kesintisi riski, petrol fiyatlarını varil başına 100 doların üzerine taşırken, 28 Şubat’ta başlayan savaş sürecinde dizel, jet yakıtı ve LPG gibi rafine ürünlerde daha sert fiyat artışları kaydedildi.
Artan enerji maliyetlerinin hane halkı, şirketler ve genel ekonomi üzerindeki etkilerine dair endişeler güçlenirken, hükümetler ve yatırımcılar enerji arzını güvence altına almak ve dışa bağımlılığı azaltmak için dönüşüm sürecini hızlandırmaya yöneldi. Hürmüz Boğazı’ndaki fiili kapanma, küresel arz risklerini artırırken şebeke, depolama ve verimlilik yatırımlarının önemini daha da öne çıkardı.
Enerji dönüşümünde “güvenli geçiş” dönemi
Columbia Üniversitesi Küresel Enerji Politikası Merkezi Araştırma Görevlisi Tatiana Mitrova, Orta Doğu’daki son gelişmelerin enerji dönüşümünü tersine çevirmediğini ancak sürecin mantığını değiştirdiğini ifade etti.
Mitrova, enerji dönüşümünün yalnızca iklim hedeflerine odaklanan bir yol haritası olmaktan çıkarak “güvenli geçiş” yaklaşımına evrildiğini belirterek, "Bu süreç, endüstriyel rekabet gücünü korurken ithal hidrokarbonlara, kırılgan deniz taşımacılığı güzergahlarına ve dış baskılara olan bağımlılığı azaltmayı amaçlıyor. Bu anlamda kriz, yenilenebilir enerji, elektrifikasyon, depolama ve şebekeler lehine stratejik gerekçeleri güçlendiriyor ancak aynı zamanda geçişi daha maliyetli, siyasi açıdan tartışmalı ve dengesiz hale getiriyor." dedi.
Avrupa’da bağımlılık yapısı değişiyor
Enerji sistemlerinde dayanıklılık, yedeklilik ve altyapı yatırımlarının öne çıktığını vurgulayan Mitrova, Avrupa’nın Rus boru hatlarına bağımlılığı azaltarak LNG’ye yöneldiğini ancak bu kez deniz taşımacılığına bağlı yeni risklerle karşı karşıya kaldığını dile getirdi.
Mitrova, enerji sistemlerinin geleceğinde dayanıklılığın öncelik olacağını belirterek, "Muhtemel politika tepkisi, enerji dönüşümünden geri adım atmak yerine, şebekeler, depolama, enterkonneksiyonlar, verimlilik ve esnek talebe daha fazla destek sağlamak olacaktır." ifadelerini kullandı.
Stratejik geçitler enerji güvenliğini yeniden tanımlıyor
Hürmüz gibi kritik geçiş noktalarının yalnızca taşınan enerji miktarıyla değil, aynı zamanda küresel altyapı ve lojistik sistemler açısından da belirleyici olduğunu ifade eden Mitrova, "Büyük bir transit güzergahının savunmasız olduğu ortaya çıktığında, altyapı ve ulaşım sistemleri en az tedarik kaynaklarının kendisi kadar önemli hale geliyor. Anlık şokların geçici olduğu anlaşılsa bile, oluşan savunmasızlık hafızası kalıcılığını koruyor. Bu durum, temel risk primlerini artırırken çeşitlendirme ihtiyacını güçlendiriyor ve hükümetler ile yatırımcıları daha korunaklı, esnek ve yurt içi temelli bir enerji sistemine yönlendiriyor." değerlendirmesinde bulundu.
Enerji dönüşümü daha seçici hale geliyor
Mitrova, enerji dönüşümünün jeopolitik gelişmelerle birlikte daha seçici bir yapıya büründüğünü belirterek, güneş enerjisi, depolama, esneklik ve verimlilik gibi alanların ithal yakıt bağımlılığını azaltma potansiyeli nedeniyle daha fazla öne çıktığını ifade etti.
Elektrik şebekeleri ve ülkeler arası enterkonneksiyonların kritik rolüne dikkat çeken Mitrova, "Şebekeler ve enterkonneksiyonlar da daha kritik hale geliyor çünkü bunlar olmadan enerji dönüşümü gerçek anlamda dayanıklılık sağlayamıyor. Buna karşılık, savaş kaynaklı enflasyon, sıkılaşan finansman koşulları ve genişleyen risk primlerinin kurulum maliyetlerini artırması, bazı sermaye yoğun alanlarda gecikmelere yol açabiliyor. Dolayısıyla asıl değişim, dönüşümün basit bir şekilde durması ya da hızlanması değil, daha seçici hale gelmesidir. Egemenliği ve sistem dayanıklılığını artıran teknolojiler öncelik kazanıyor" dedi.
Hürmüz’de kriz derinleşiyor: İran ablukayı kalıcı hale getirebilirEkonomi