Petrol krizlerinin yarım asırlık döngüsü: Savaş, talep şoku ve enerji güvenliği
Petrol fiyatları Orta Doğu'daki savaşın etkisiyle rekor kırarken geçmişteki krizlerin akıbeti merak konusu oldu. 1973 Yom Kippur Savaşı, 1979 İran Devrimi, 1990 Irak'ın Kuveyt İşgali, 2008 küresel ekonomik kriz, 2020 Covid-19 pandemisi ve 2022 Rusya ile Ukrayna savaşında da benzer bir ortam oluşurken küresel ekonomiler dönem dönem enerji arzı krizi ile sınandı. Dünya savaşın bitişine odaklanırken, enerji krizinin etkileri ve savaş sonrası piyasaların nasıl şekilleneceğine ilişkin ise farklı değerlendirmeler geliyor.
Orta Doğu'da patlak veren savaşın ardından petrolün varili 100 doları geçerken, küresel enerji piyasaları son yarım yüzyılda yaşanan krizleri yeniden gözden geçirdi.
1973 Yom Kippur Savaşı
6 Ekim 1973'te Mısır ve Suriye liderliğinde Arap ülkelerinin İsrail'e başlattığı saldırı sonrasında patlak veren ilk büyük petrol krizi, Arap ülkelerinin İsrail'i destekleyen Batılı ülkelere karşı siyasi ve ekonomik bir tepki olarak petrol ihracatını kısıtlama kararı almasıyla başladı.
Bu kararla birlikte OAPEC petrol fiyatlarını yüzde 70 artırıp üretimi kademeli olarak düşürürken küresel petrol arzı yüzde 7 daraldı, dünyada günde yaklaşık 4,5 milyon varil açık oluştu.
Petrol fiyatı kısa sürede 3-4 dolardan 11-12 dolara çıktı. ABD ve Avrupa'da yakıt sıkıntısı yaşanırken uzun benzin kuyrukları oluştu, hükümetler enerji tasarrufu politikalarına geçti.
Bu kriz sanayileşmiş ülkelerde büyümenin yavaşlamasına ve enflasyonun yükselmesine neden olurken enerji güvenliği ülkelerin uzun vadeli stratejilerinde temel öncelik haline getirdi.
1979 İran Devrimi
1979 yılında İran Devrimi ile ortaya çıkan ikinci büyük petrol krizi ise İran'da yaşanan siyasi dönüşüm sürecinde petrol üretiminin önemli ölçüde sekteye uğraması ve ihracatın azalması nedeniyle küresel arzda yeni bir daralma yaşanmasıyla tetiklendi.
Devrim sürecinde grevler, üretim tesislerindeki aksaklıklar ve artan siyasi belirsizlikler, İran'ın petrol sektörünü doğrudan etkilerken, ülkenin günlük petrol üretimi kısa sürede yaklaşık 4,8 milyon varil azaldı.
Petrol arzı yüzde 5 daralırken piyasalarda ciddi bir arz endişesi oluştu. Petrol fiyatları hızla yükselirken 1979-1980 döneminde varil fiyatı yaklaşık 15 dolardan 39 dolara çıkarak iki kattan fazla artış gösterdi. Aynı dönemde enerjiye bağımlı ekonomilerde yine büyüme hızı yavaşladı, tüketim ve yatırım kararları olumsuz etkilendi ve küresel ölçekte ekonomik belirsizlik arttı.
1990'da Irak'ın Kuveyt'i işgali
Kuveyt'in 1990'da Irak tarafından işgali ile başlayan petrol krizi ise her iki ülkenin toplam petrol üretiminin önemli ölçüde kesintiye uğrayabileceğine yönelik beklentilerin piyasada güçlü bir arz riski algısı oluşturması ve bu algının kısa sürede fiyatlara yansımasıyla ortaya çıktı.
Irak ve Kuveyt'in toplamda günlük yaklaşık 4 ila 5 milyon varillik petrol üretiminin risk altına girmesi, o dönem küresel petrol arzının yaklaşık yüzde 7-8'inin tehdit altında olduğu anlamına geliyordu.
İşgalin ardından piyasalarda oluşan arz riski algısı, petrol fiyatlarının kısa sürede sert şekilde yükselmesine neden olurken, varil fiyatı birkaç ay içinde yaklaşık 17 dolardan 36 dolara çıkarak iki katına yakın artış gösterdi. 1991'de başlatılan Körfez Harekatı sürecinde Kuveyt'te 600'den fazla petrol kuyusunun aylarca yanması küresel arzın toparlanmasını geciktirdi.
2008 Küresel ekonomik kriz
2008 yılında yaşanan petrol fiyat artışı ise önceki krizlerden farklı olarak doğrudan bir arz kesintisinden ziyade, küresel ölçekte artan enerji talebi ve finansal piyasalardaki hareketlilikten kaynaklanmış, özellikle gelişmekte olan ekonomilerde sanayileşme ve büyümenin hızlanması petrol talebini yukarı yönlü etkilemişti.
Aynı dönemde emtia piyasalarına yönelik yatırım ilgisinin artması ve finansal spekülasyonların güçlenmesi de fiyatlar üzerinde ek baskı oluşturdu ve petrol fiyatları varil başına 140 dolar seviyesini geçerek tarihi bir zirveye ulaştı.
Ancak aynı yıl yaşanan 2008 Küresel Finans Krizi ile küresel ekonomik aktivitenin yavaşlaması, sanayi üretiminin düşmesi ve talebin gerilemesi sonucunda petrol fiyatları kısa sürede 40 doların civarına kadar gerileyerek yüzde 70'e yakın değer kaybetti ve piyasalar kısa sürede yön değiştirdi.
Covid-19 ve Rusya-Ukrayna krizi
COVID-19 pandemi döneminde de küresel kapanmalar petrol talebini sert biçimde düşürdü. Ulaşım ve sanayinin durmasıyla günlük tüketim yaklaşık 100 milyon varilden 90 milyon varilin altına inerek yüzde 10 geriledi. Üretim aynı hızda azaltılamayınca büyük bir arz fazlası oluştu ve depolar doldu. Bu nedenle ABD ham petrolü West Texas Intermediate Nisan 2020'de tarihte ilk kez yaklaşık -37 dolara düşerek negatif fiyatlandı.
Ardından Rusya-Ukrayna Savaşı ile enerji piyasaları bu kez arz şokuyla karşılaştı. Rusya'ya yönelik yaptırımlar ve tedarik kısıtlamaları petrol fiyatlarını hızla yükseltti. Brent petrol 130 dolara çıkarak 14 yılın zirvesine ulaştı. Avrupa'da enerji fiyatları bazı ülkelerde yüzde 200'ün üzerinde artarken, yükselen enerji maliyetleri küresel enflasyonu güçlü şekilde tetikledi.
1973 ve 1979'daki kadar büyük etki yaratmıyor
ABD ve İsrail’in İran’a yönelik saldırıları sonrası Hürmüz Boğazı’ndaki aksama da petrol akışını etkiledi ve fiyatlar kısa sürede 55 dolardan 100 doların üzerine çıktı.
Columbia Üniversitesinden Öğretim Üyesi Prof. Dr. Giulio M. Gallarotti, dünya enerji tedarik sisteminin halihazırda, geçmişe kıyasla çok daha iyi durumda olduğunu belirterek "Önceki dönemlerde ABD bu kadar büyük bir petrol üreticisi değildi ve bu mevcut dönemde petrol üretiminde daha büyük bir çeşitlilik var. Bu nedenle tek bir kaynağın kesilmesi, 1973 ve 1979'daki kadar büyük bir etki yaratmıyor" ifadelerini kullandı.
Gallarotti, söz konusu durumun petrol fiyatlarında sürekli bir artışa yol açmayacağını söylerken, Avrupa Birliği ve Asya'daki bazı ülkelerin enerji kaynaklarını çeşitlendirmeleri ve gelecekte olası krizler için sürdürülebilir tedarikleri güvence altına almalarının gerektiğinin altını çizdi.
Hürmüz Boğazı'nın ekonomik önemi
Basra Körfezi'nin çıkış noktasında bulunan Hürmüz Boğazı, Orta Doğu'daki petrol ve sıvılaştırılmış doğal gazın (LNG) Umman Denizi ve Hint Okyanusu aracılığıyla küresel piyasalara ulaştırılmasında kritik bir geçiş hattı işlevi görüyor.
Küresel petrol tüketiminin yaklaşık yüzde 20'sine denk gelen, günlük ortalama 20 milyon varil petrolün taşındığı bu dar su yolu, başta Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri, Irak, Kuveyt ve İran olmak üzere bölge ülkelerinin enerji ihracatında kilit rol oynuyor. Ayrıca Katar'ın tüm LNG sevkiyatı da bu güzergâh üzerinden gerçekleştiriliyor.
Boğaz'dan yapılan sevkiyatın büyük bölümü Çin, Hindistan, Japonya ve Güney Kore gibi Asya ekonomilerine yöneliyor.
Asya, Rus petrolüne koşuyor! Savaşın en büyük kazananı MoskovaEkonomi