Türk çeliğine Avrupa'da çifte baskı: İhracat yüzde 6,7 geriledi
Avrupa Birliği'nin çelik ithalat kotalarını yüzde 50 daraltması ve karbon düzenlemelerinin devreye girmesi, Türk üreticilerin en büyük pazarındaki satışlarını baskılıyor. Türkiye'nin AB'ye demir-çelik ihracatı yılın ilk dokuz ayında yüzde 6,7 azaldı.
Türk çelik sektörü, en büyük ihracat pazarlarından Avrupa Birliği'nde daralan ithalat kotaları ve karbon düzenlemelerinin oluşturduğu maliyet baskısıyla karşı karşıya. Ticaret Bakanı Ömer Bolat'ın 26 Ekim'de İstanbul'daki uluslararası çelik zirvesinde açıkladığı verilere göre Türkiye'nin AB'ye demir-çelik ihracatı 2026'nın ocak-eylül döneminde yüzde 6,7 geriledi. Aynı dönemde AB dışındaki pazarlara yapılan ihracatın yüzde 10 artması, sektörün dış satışlarında pazarlar arasında belirgin bir ayrışma yaşandığını gösterdi.
Avrupa pazarındaki gerilemede, AB'nin 1 Temmuz'da çelik ithalat kotalarını yaklaşık yarıya indirmesi ve yılbaşında uygulamaya aldığı Sınırda Karbon Düzenleme Mekanizması öne çıkıyor. Yeni koşullar, Türk üreticilerin Avrupa'ya satışlarını sürdürürken hem kota sınırlarını hem de üretimden kaynaklanan karbon emisyonlarını dikkate almasını gerektiriyor. Özellikle fiyat rekabetinin yoğun olduğu ürünlerde bu iki unsur, ihracatçıların maliyet ve satış planlarını zorlaştırıyor.
Avrupa'ya satışlar düştü, diğer pazarlarda arttı
Ocak-eylül döneminde AB'ye yapılan toplam demir-çelik ihracatındaki yüzde 6,7'lik düşüşe karşılık, AB dışındaki ülkelere yönelik çelik ihracatında yüzde 10 artış kaydedildi. Bu farklılaşma, Türk üreticilerin alternatif pazarlardaki satışlarını artırabildiğini ancak Avrupa'daki kaybın devam ettiğini ortaya koyuyor. İhracatın yön değiştirmesinde fiyatların yanı sıra gümrük vergileri, teslimat koşulları ve ülkelerin uyguladığı ticaret önlemleri belirleyici olabiliyor.
Karbon düzenlemesinin kapsamına giren çelik ürünlerinde AB'ye ihracatın gerilemesi ise yüzde 1,7 olarak açıklandı. Bu oran, toplam demir-çelik sektöründeki yüzde 6,7'lik düşüşle karıştırılmamalı. İki veri farklı ürün kapsamlarını gösterirken, sektör genelindeki kaybın yalnızca karbon düzenlemesinden kaynaklandığını söylemek de mümkün değil.
AB çelik kotalarını yarıya indirdi

Avrupa Birliği, yerli çelik üreticilerini küresel kapasite fazlası ve düşük fiyatlı ithalat karşısında korumak amacıyla ithalat rejimini sıkılaştırdı. 1 Temmuz 2026'da uygulanmaya başlanan düzenlemeyle yıllık gümrüksüz çelik ithalat kotası yaklaşık yüzde 47 azaltılarak 18,3 milyon tona indirildi. Kota dışında kalan ithalata uygulanan gümrük vergisi de yüzde 25'ten yüzde 50'ye yükseltildi.
Türkiye açısından yeni rejim, belirli ürün gruplarında Avrupa'ya yapılabilecek gümrüksüz satışların sınırlandırılması anlamına geliyor. İlgili kota dolduğunda ek vergiyle karşılaşan ihracatçılar, fiyatlarını yükseltmek veya daha düşük kâr marjıyla satış yapmak zorunda kalabiliyor. Bununla birlikte toplam AB kotasındaki daralma, Türkiye'ye ayrılan her ürün kotasının aynı oranda azaltıldığı anlamına gelmiyor; ülke ve ürün bazındaki tahsisler ayrıca belirleniyor.
Karbon hesabı da maliyetleri artırıyor
Türk çelik üreticilerinin karşı karşıya bulunduğu ikinci baskı, AB'nin Sınırda Karbon Düzenleme Mekanizması. Sistem, Avrupa'ya satılan belirli sanayi ürünlerinin üretimi sırasında ortaya çıkan sera gazı emisyonlarının ölçülmesini ve raporlanmasını gerektiriyor. Karbon yoğunluğu yüksek üretim yapan işletmeler, ilgili mali yükümlülükler devreye girdikçe daha yüksek maliyetlerle karşılaşabilecek.
Çelik sektöründe özellikle kullanılan üretim yöntemi önem taşıyor. Hurda ve elektrik ark ocağına dayanan tesislerin emisyon profili, kömür ağırlıklı yüksek fırınlarda üretim yapan tesislerden farklılaşıyor. Ancak elektrik ark ocağı kullanılması, tek başına karbon maliyetinin ortadan kalkması anlamına gelmiyor; kullanılan elektriğin kaynağı ve üretimin diğer aşamalarındaki emisyonlar da hesaplamaya giriyor.
Türkiye çelikte Avrupa'nın en büyük üreticisi
Türkiye, 2025 yılında 38,1 milyon ton ham çelik üreterek dünya sıralamasında yedinci, Avrupa'da ise ilk sırada yer aldı. Sektörün yıllık çelik ihracatı 17,1 milyar dolara ulaşırken, Türk üreticiler 200'den fazla ülkeye satış gerçekleştirdi. Avrupa Birliği'nin toplam çelik ihracatından aldığı yüzde 42,3'lük pay, bölgedeki ticaret koşullarının Türkiye açısından önemini ortaya koyuyor.
Türkiye'nin çelik üretim kapasitesinin yaklaşık yüzde 78'i hurda bazlı elektrik ark ocağı teknolojisine dayanıyor. Sektör, bu üretim yapısı nedeniyle küresel hurda ticaretinin de önemli alıcıları arasında bulunuyor. Geçen yıl 18,8 milyon ton hurda ithalatı gerçekleştirilirken elektrik ark ocaklarında 27,5 milyon ton ham çelik üretildi. Dolayısıyla Avrupa'daki karbon kuralları, Türkiye'nin mevcut üretim teknolojisinin sağladığı avantajların belgelendirilmesini de önemli hale getiriyor.
Türk üreticiler neden itiraz ediyor?

Ticaret Bakanı Ömer Bolat, İstanbul'da düzenlenen Steel Networking Summits 2026 toplantısında ABD ve AB'nin çelik ticaretine yönelik korumacı uygulamalarını eleştirdi. Türkiye'nin düşük karbonlu üretim kapasitesine dikkat çeken Bolat, ithalat kısıtlamalarının yalnızca ihracatçı ülkeleri değil, çeliği hammadde olarak kullanan sanayi kuruluşlarını ve nihai tüketicileri de etkilediğini belirtti.
Türkiye'nin AB ile yıllık ticaret hacminin 233 milyar dolara ulaştığını hatırlatan Bolat, ticaretin karşılıklı yarar temelinde sürdürülmesi gerektiğini vurguladı. Bakanlık, ihracatçıların karbon düzenlemelerine uyum sağlamasını desteklerken yeni maliyetlerin ilave ticaret engellerine dönüşmemesini amaçlıyor. Bu kapsamda firmalara emisyon ölçümü, doğrulama ve yeşil dönüşüm süreçlerinde danışmanlık desteği sağlanıyor.
Çelik ihracatında sıradaki risk ne?

Türk çelik sektörü açısından önümüzdeki dönemde üç unsur belirleyici olacak: AB'deki kota kullanım oranları, karbon emisyonlarının doğrulanmasına ilişkin yükümlülükler ve alternatif pazarlardaki talep. Avrupa'ya satışlarda yaşanan düşüşün kalıcı hale gelmesi, özellikle bu pazara yoğun biçimde çalışan üreticilerin kapasite kullanımını ve kârlılığını baskılayabilir. Buna karşılık AB dışındaki ihracatın artması, şirketlere üretimlerini farklı pazarlara yönlendirme imkânı sağlıyor.
Türkiye'nin Avrupa'ya coğrafi yakınlığı, kısa teslimat süreleri ve hurda bazlı üretim kapasitesi rekabette avantaj oluşturabilecek unsurlar arasında bulunuyor. Ancak bu avantajların satışlara yansıması, ürün bazında ayrılan kotalara ve karbon maliyetlerine bağlı olacak. Sektörün önündeki temel sorun artık yalnızca ne kadar çelik üretebildiği değil, bu üretimi hangi pazara hangi maliyetle satabildiği.