21 °C

Anadolu’nun binlerce yılı bir arada

Geçmişin sırlarını bugüne fısıldayan arkeoloji, hayatın her noktasına dokunan bilim dallarından biri... “Toprağın Mirası” sergisini gezerken, bu fısıltılar dört bir yandan yükseliyor ve dönemleri bütünleyen bir şarkıya dönüşüyor âdeta...

Anadolu’nun binlerce yılı bir arada

NERMİN SAYIN

Geçmişin sırlarını bugüne fısıldayan arkeoloji, hayatın her noktasına dokunan bilim dallarından biri... “Toprağın Mirası” sergisini gezerken, bu fısıltılar dört bir yandan yükseliyor ve dönemleri bütünleyen bir şarkıya dönüşüyor âdeta... Kulağımızda bu şarkı, serginin “kaynağı”nı yani müzenin arkeoloji koleksiyonunu konuşmak üzere Rezan Has Müzesi Koordinatörü Zeynep Çulha’yla buluşuyoruz...

Koleksiyonun detaylarına geçmeden önce, Rezan Has Müzesi'nin kurulduğu günlere uzanalım, dilerseniz...

2005 yılından itibaren Ahu Hanım’ın (Has) başkanlığında bir müze oluşumu başladı, 2007 yılında koleksiyonla birlikte “özel müze” statüsünü aldık. Özel müze statüsünü almamızı sağlayan da aslında Etnografik Eserler Koleksiyonumuz, yani Cibali Tütün Fabrikası'na ait bilgi, belge, fotoğraf ve eserlerdi. İlk kurulumu bu koleksiyon çerçevesinde yaptık. Müzenin ismi ve bakanlığa kayıtlı resmi belgemizi 2007’nin Mayıs ayında aldık.

Kültür mirasını koruma bilinci için...

Arkeolojiye nasıl yöneldiniz?

2007 yılında düşünmeye başladık; koleksiyonu ne üzerine kurmalıyız, nasıl geliştirmeliyiz, diye... Tarihi Yarımada üzerindeyiz, Haliç’in en güzel yerindeyiz. Dolayısıyla 2007 yılından itibaren kurguyu Haliç üzerine yapmaya çalıştık, Haliç’le bağlantılı sergiler hazırladık...

Fakat koleksiyon toparlarken ana hedefimiz Anadolu oldu. “Anadolu kültürünü en iyi nasıl anlatabiliriz,” diye baktık; bir üniversite müzesi olduğumuz için, birinci misyonumuz çocuklar ve gençlerdi. “Ortak kültür mirasını koruma bilincini nasıl yerleştirebiliriz”den yola çıktık hep, çünkü öyle bir sorumluluk hissettik, üniversiteye olan organik bağımızdan da kaynaklı.

Dolayısıyla arkeolojik eser koleksiyonu toparlama niyetiyle yola çıktık. Bu noktada Haluk Perk’le işbirliği yaptık. Rezan Has Müzesi’nin büyük koleksiyonunu ondan devraldık, bağış yoluyla bize koleksiyonunun bir kısmını devretti Haluk Perk.

Haluk Perk'ten devraldığınız koleksiyon kaç parçalıktı?

Bin 700 parçalık. Anadolu temelli olduğu için çok geniş bir zaman dilimi vardı önümüzde. Neolitik dönemden başlayıp Selçuklu sonuna kadar gelen malzemelerden oluşan bir koleksiyon derledik Haluk Perk’ten devralırken. Dolayısıyla 9 bin yıllık bir süreci kapsıyor eserlerin tarihi alanı. Tematik dönemlerin üzerine gittik ve aynı zamanda elle tutulur bilgiler alabileceğimiz malzemelere yöneldik seçki yaparken. Meselâ aldığımız zaman yalnızca şu özelliği vardı eserin: Yunan döneminde erkeklerin spordan sonra vücutlarındaki teri ya da yağı silmek için kullandıkları bir alet. Aleti aldık, restorasyonun sonunda üzerinde bir yazı çıktı, kimin tarafından kime yapıldığı; hikâyesi ortaya çıktı. Aslında bunu seçmek de çok zor, çünkü bilemiyorsunuz öncesinde... Devralmamızın akabinde tabii koleksiyonu geliştirmeye devam ettik.

Peki koleksiyon arkeoloji olunca izlenmesi gereken nasıl bir prosedür var?

Arkeolojik eser koleksiyonunuz varsa bir devlet müzesine bağlı olmak zorundasınız ve her yıl kontrol ediliyorsunuz. Biz İstanbul Arkeoloji Müzeleri’ne bağlıyız.

Koleksiyonu devraldıktan sonra süreç nasıl ilerledi?

Yaklaşık 1-1.5 sene restorasyon, konservasyon ve araştırma süreci devam etti, eserlerin üzerinde çalışma zamanımız oldu...

Koleksiyonu çeşitlendirmeye hâlâ da devam ediyoruz. Şu anda 3 bin parçayı aşkın arkeolojik eser, 2 bin 500 civarında da etnografik malzeme var koleksiyonumuzda.

Biraz binanızdan da bahsedelim, yaşanmışlığı çok yüksek bir yer burası. Ben kendi adıma en çok arkeloji sergilerini yakıştırıyorum müzeye... 

Bina girer girmez sizde öyle bir his yaratıyor. İçine hiçbir eser koymasanız da kendi kendine müze oluyor. Cibali Tütün Fabrikası 1884’te yapılmış ve Mehmet Alper tarafından gerçekleştirilen restorasyonuyla Europa Nostra ödülünü kazanıyor. Restorasyon sırasında aşağıdaki Osmanlı yapı kalıntısını ve Bizans dönemi su sarnıcını buluyorlar. Bugün hâlâ sarnıçla ilgili çalışmalarımız devam ediyor. Kalıntılar ortaya çıktığı andan itibaren, Kadir Has Bey direkt oranın müze olarak değerlendirilmesi gerektiğini düşünüp Ahu Hanım’la birlikte kolları sıvıyorlar.

Urartu eserleri, idloller, figürinler...

Koleksiyonunuzun önemli bir bölümü de Urartu eserleri...

Urartu takıları ve kemerler bizim koleksiyonun temelini oluşturuyor. Bin 200 parça sadece Urartu takı ve kemerleri. 74 parça kemer var. Bugün 74 parça kemeri bir arada görmek öyle kolay değil. Rafet Çavuşoğlu danışmanlığında bir sergi yaptık Urartu eserlerinden, o sergi süreci yaklaşık 4 yıl sürdü. Bin 200 eserin restorasyonunu ve konservasyonunu yine Mehmet Ayrancı başkanlığında devam etti ve Bank of America Merrill Lynch de “Sanatı Koruma Projesi” kapsamında bu çalışmaya ana sponsor oldu; bütün restorasyon konservasyon projesini onlarla birlikte yürüttük. Serginin Amerika’ya gitme ihtimali de var...

Urartu dışında koleksiyonda ne öne çıkıyor?

İdol ve figürinler. Yaklaşık 600 parça var; Anadolu’nun insan betimlemeleri... Ekimde onun bir sergisini açacağız.

Son olarak, üniversitede, genç bir kitlenin içindeyiz. Müzeye ilgileri nasıl?

İlgi güzel, yoğun... Çok değişken bir kitle var, kimi öğrenci var ki “Müzeye daha inmedim, nasılsa inerim” diyor. Ama çoğunluğu gerçekten çok ilgili.

Her açtığımız sergiye gelip, bakıp eleştirebilen, bizi yönlendirebilen bir öğrenci kitlesi var. Sadece sergi ya da eser olarak değil, mekân olarak da öğrencinin sevdiği bir yer Rezan Has Müzesi.

Eserlerin saklanma koşulları özel...

Eserleri nasıl koruyorsunuz?

Birincisi çok iyi bir uzman ekibimiz var bu konuda. Aralıklarla eserlerin konservasyon çalışmaları yapılıyor. İkincisi geniş bir restorasyon ve konservasyon atölyesi var kendi içimizde, bu alanı geçen sene itibarıyla daha da büyüttük. Dolayısıyla eserin dışarı çıkması ya da müzede bile birkaç alan değiştirmesi gibi bir şey söz konusu olmuyor; depoyla konservasyon tek alanda. Sistemi baştan iyi oturttuk bu konuda. Uzman ekibimiz de gerçekten çok deneyimli; Mehmet Ayrancı restorasyon ve konservasyonun başında. Sergiye girsin girmesin her sene eserler mutlaka elden geçiyor. Her bir eser için mutlaka restorasyon öncesi-sonrası fotoğraf çekimi, belgelenmesi yapılıyor. Bizim için belgeleme korumada en önemli kısımlardan birini oluşturuyor. Dolayısıyla o konuda hassas davranıyoruz.

Eserlerin saklama koşulları da özel olsa gerek...

Saklama koşulları çok önemli. Her eserin; pişmiş toprak, bronz, hepsinin başka bir saklama koşulu; yöntemi var. Tabii bunları sağlıyoruz, belli bir nem oranını sağlıyoruz. Bütün depolama sistemleri, çekmeceler, eserlere göre yapıldı. Çekmecelerdeki saklama alanlarının her biri de esere göre yapıldı. Dolayısıyla iddialı bir saklama alanı var.

“Toprağın mimarısı”na tanık olun...

Müzede arkeoloji koleksiyonuzdan “Toprağın Mirası” sergisi sürüyor. Sergi hazırlık süreçlerinden bahsedelim biraz da...

Bir serginin ortaya çıkış süresi 1-2 sene arasında değişiyor. Bu zamanın büyük kısmını da eserin kondüsyonunu saptamak ve hazırlama süreçleri oluşturuyor... Bu sergiyi aslında çok hızlı çıkardık. Çünkü; dediğim gibi malzemeye çok hakim bir ekip var. 1 sene gibi bir zaman aldı “Toprağın Mirası.” Tabii koleksiyon çok geniş bir zaman dilimini kapsadığı için aslında biraz işiniz zor. Çok fazla konu var, biz aralıklarla ekip olarak oturup beyin fırtınaları yapıyoruz, sergi konusu tartışıyoruz. Kültürel mirasımızı korumakla ilgili konuşuyorduk, çıkış noktamız oydu. “Türkiye’de nereyi kazsak malzeme çıkar,” diyoruz, doğru, fakat bir o kadar da hızlı yok ediyoruz. “Nasıl olsa var, nasıl olsa her yerden çıkıyor” mantığıyla. Halbuki gözden çıkardığımız şeyler, yerine gelmeyecek şeyler. Toprak ortak kültür mirasımız; ne senin ne benim ne onun, bu insanlık tarihidir. Oradan yola çıktık; “Topraktan çıkan her malzeme hepimizin mirasıdır ve geleceğe aktarılmalıdır” diye.

Gündelik hayatta kullandığımız malzemelerden bir seçki hazırladık. Yine Neolitik dönemden başlıyor Selçuklu sonuna kadar geliyor. Koleksiyonun bu kadar geniş bir kronolojisi olması bizim açımızdan hem çok iyi hem de zor bir şey. Sürekliliği göstermek açısından da çok kıymetli olduğunu düşünüyorum. Her dönem nasıl değişmiş, gelişmeler ışığında neler değişmiş göstermesi açısından çok kıymetli. Bugün artık kronolojik sergileme çok fazla kullanmıyor aslında, eski usul kaldı gibi geliyor ama işin özü bu; çocuklara ve gençlere anlatırken en temelden başlamanız gerekiyor. Sergide metin görmüyorsunuz. Eserlerin tanımları ve bilgileri var ama dönemle ilgili bilgiyi hazırladığımız kitapçıkta anlatmaya çalıştık. Dolayısıyla sergiye gelen izleyici eserle direkt bir bağ kurabiliyor; onu yönlendirecek başka bir şey yok. Çok çeşitli malzeme var; yalnızca pişmiş toprak yok, cam var, bronz var ve gündelik hayat temalı olduğu için tabii içerik çok fazla. Çeşitlilik açısından günlük kullanılan tabak; çanak; bardaktan bir sofra kurabilirsiniz gerçekten.

Güncel gelişmelerden anında haberdar olun!
dunya.com'a girmeden de haberleri takip edebilirsiniz.